Tarım devrimi kapıda

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Aralık Dünya Toprak Günü. ‘İyi de bundan bana ne?’ demeyin. Çünkü toprak demek, sağlığınız demek. Canınız demek. Dahası; ülke için de öyle. 1 karış toprak kaybetmemek için vermedik mi onca savaşı? Peki o kadar şehit feda edilen o toprak hastaysa ya da erozyon/seller yüzünden yok oluyorsa, nerde kaldı o zaman ülke toprağı?

Artık şunu anlayalım; sağlıklı olmak istiyorsanız, yediklerinizin içtiklerinizin geldiği toprağın da sağlıklı olması gerekiyor. Sağlıklı toprak, sağlıklı bitki ve sağlıklı hayvan demek. Onları yiyen sağlıklı insan da sağlıklı ülke, sağlıklı dünya demek. Toprağı hasta ya da zayıf olan ülkenin insanları da hasta ve zayıf oluyor. Bu bu kadar basit.

YENİ STRATEJİ

Zaten tam da bu yüzden Tarım ve Orman Bakanlığı şimdi ülke çapında bir reform başlatıyor. Toprağın sağlığını merkeze koyan yeni bir tarım politikası uygulamasına geçiş yapıyorlar. Hem tüm dünyada patlak veren iklim krizinin gerçeklerine göre, hem de ülkemiz topraklarının zayıflıklarını dikkate alarak yeniden bir tarım stratejisi kurguluyorlar.

SAĞLIK ÖN PLANDA

Ana felsefe ise şu; seller, kuraklık, yangınlar gibi iklim krizinin etkileriyle mücadele eden toprağa el uzatılıyor. Toprağın canlı olduğunu kabul ederek, onun sağlığını en öne koyarak sil baştan bir politika kurgulanıyor. Bundan böyle toprağı çok sürerek zayıflatmak, kendi kafanıza göre ekip biçmek, suyu heba etmek, kaynakları hor kullanmak yok... Hazır olun!

TOPRAĞIMIZ ZAYIF

Bir kere şunu bilmemiz gerekiyor: Türkiye’de toprağın canlı olmasını sağlayan organik madde ne yazık ki çok az. Toprağın yüzde 80’inde organik madde miktarı yüzde 3’ten az, yani bu açıdan fakir. Yine topraklarımızın sadece yüzde 15’inde profil derinliği 90 cm’den yüksek. Bir diğer deyişle, topraklarımız sığ toprak derinliğine sahip. Ülke arazilerinin yüzde 20’sinde de yüzde 6’dan az topografik eğim var.

Dolayısıyla kırık ve engebeli topoğrafik yapıya sahip. İşte tüm bunlar da toprağı risklere çok daha açık hale getiriyor. Hele ki iklim krizi alıp başını bu kadar gitmişken... Aslında tüm dünya ülkeleri bizim gibi sıkıntılı. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü‘ne (FAO) göre, dünya topraklarının 1/3’ü erozyon, tuzluluk, bitki besin maddesi ve organik madde kaybı, kirlilik ve betonlaşma nedeniyle verimsizleşmiş. Her saat tam 11 hektar toprak Avrupa’da büyüyen şehirlerin altında kalıyor. Durum bu.

YAĞMUR HASADI

Peki Tarım Bakanlığı toprağı korumak için nasıl bir hareket başlatıyor? Bir kere toprak deyince, onu nasıl suladığınız çok önemli. Tarlaları sular altında bırakan sulama sistemi artık geride kalmaya mahkum. Toprağı su erozyonuna karşı korumak, tasarruflu su kullanımını yaygınlaştırmak ve tuzlanmaya çoraklaşmaya karşı korumak için ‘basınçlı sulama sistemleri’ desteklenecek bundan böyle.

Bakanlık bunun için son 1 yılda 8 bin 500 projeye yüzde 50 hibe vermiş. Yağmur suyunu toprağın içinde tutabilmesi için doğrudan ekim yapan makinelere de destek verilecek. Toprak yüzeyindeki bitki artıklarını işleyerek toprağa karıştıran makinelere yüzde 50 hibe desteği geliyor. Zira bu yöntem, toprağın içindeki organik madde miktarını arttırıyor ve erozyonu önlüyor.

Buna yönelik açılan uygulamalı çiftçi okullarıyla da eğitim verilecek. Tam 1 ay önce Cumhurbaşkanlığı kararıyla yayınlanan tebliğle de yağmur hasadına destek çıktı. Zira yağmur hasadı, yağışla gelen suyun biriktirilip kullanılması için geliştirilmiş en sürdürülebilir yöntem. Artık Kırsal Kalkınma Yatırımları kapsamında yağmur hasadı için gölet yapanlar yüzde 50 hibe alacak.

YOK OLUŞ

Düşünün ki birçok Birleşmiş Milletler raporu, toprağa böyle davranmaya devam edersek 60 yıl içinde tamamen yok olacağını öngörüyor. Toprağın zarar görmesi ya da yok olması bizde sayısız hastalığa, küresel ısınmaya, çölleşmeye, erozyona, sellere neden oluyor.

Bir diğer deyişle, iklim krizinin sonuçlarını daha da artırıyor. Bunun önünü almak için de Tarım Bakanlığı ‘iyileştirici/onarıcı tarım’ uygulamalarını hızla desteklemeye ve yaygınlaştırmaya başlıyor. Perma-kültür ve anıza ekim gibi uygulamalar ön planda. Amaç; erozyonu önleyen, toprağın organik madde içeriğini artıran ve nem içeriğini çeşitliliğini koruyan, iklim dostu tarım tekniklerine en yakın zamanda geçmek.

Telefonda konuştuğum Tarım Reformu Genel Müdürü Kerim Üstün, “Aslında ana felsefe şu: Doğa zaten kendini yeniliyor ve mükemmel dengeyi buluyor. Ona çok müdahale etmeden ve saygı duyarak üretim yapmamız lazım” diyerek başlatılan tarım hareketini özetliyor.

NOT: Netflix’te gösterilen ‘Toprağı Öp’ belgeselini izlerseniz ‘iyileştirici tarım’ üzerine çok daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder