Tatilini doğayı katlederek mi yapıyorsun?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Sizin için tatil ne demek? Pandemiyle birlikte tatile bakışınız değişti mi? Üstüne yangınlar, seller, doğal afetler de binince sizin için ‘tatil’ farklılaştı mı? Mesela artık tatil yaparken ağaçlara, toprağa, çevredeki canlılara zarar verip vermediğinizle de ilgileniyor musunuz? Ya da salgınla birlikte açık havanın ve yeşilin kıymetini daha iyi anlayıp, daha fazla doğanın içinde mi tatilinizi geçirmek istiyorsunuz?

EKO-TURİZM

Eğer cevaplarınız ‘evet’ ise inanın değişen sadece siz değilsiniz. Siz değiştiğiniz için otel sahipleri de değişiyor. Geçen hafta kaldığım otelde yatağın üzerine bırakılmış kartonun üzerinde yazanlar bunun en açık işareti: ‘Tabiatın da Dinlenmeye İhtiyacı Var!’ ve devam ediyordu: “Eğer yatak takımlarınızın değişmesini istiyorsanız, lütfen bu kartı yastığınızın üzerine bırakın.” Yani müşterilerinin dikkatini, yatak takımının değişmesinin yol açtığı israfa ve çevreye verdiği zarara çekiyordu.

Bu adımı bir otelin atması çok önemli çünkü bugün turizm, en çok atık üreten sektörlerin başında geliyor. Bu yüzden en çok da bu sektörün duyarlı olması ve kendini dönüştürmesi şart. Tam da bu yüzden, gitgide daha fazla otelin ‘eko-turizm’ ya da ‘sürdürülebilir turizm’ başlığı altına girmeye başladığını görüyoruz.

Birçok tesis güneş enerjisi gibi yenilenebilir enerji kaynakları kullanmaya başladı. Yani su ve enerji tasarrufu sağlıyorlar. Bununla birlikte katı atıklarını azaltan, geri dönüşüm ve yeniden kullanım programları uygulayan oteller de artık çok.

DAHA ÇOK ÖDEMEYE RAZI

Çok şükür ki çevre bilinci artmaya başladı. Birçok ülkede insanlar ‘yeşil otellere’ daha fazla para ödemeyi kabul ediyor. Mesela ABD’de yapılan bir araştırmaya göre; 43 milyon kişi kendisini eko-turist olarak görüyor ve çevre dostu oteller için yüzde 9 daha fazla para ödemeyi kabul ediyor. Amerikalıların yüzde 70’i, tesislerin çevreye verdiği zararlardan çok rahatsız olduğunu söylüyor.

Yüzde 26’sı tatilinin çevre kirliliğine ve iklim krizine etkilerinden endişe ediyor. Yüzde 9’u ise sadece ‘yeşil tesis’ ödülü almış otelleri tercih ediyor. Turizmcilerin ise şunu anlaması gerekiyor: Çevreye duyarlılık, onlara aslında daha fazla kazandırıyor. Mesela İngiltere’de konaklama sektöründe yiyecek atıklarının bir yılda yüzde 5 oranında azaltılması bile sektöre 250 milyon Euro’dan fazla kazanç sağlıyor.

ÇEVRE DOSTU OLANLAR

Özellikle birkaç otelin adını geçirerek örnekler vereceğim ki hep birlikte çevre duyarlılığında rekabeti kızıştıralım :) Yukarıda verdiğim yatak takımıyla ilgili örnek Accor Grubu tarafından işletilen MGallery The Bodrum Otel’e aitti. Bir diğer örnek ise Hilton Dalaman: Yemek atıklarını 48 saat içerisinde gübreye çeviren bir tesis kurmuş. Hem organik tarım bahçelerinde hem de otelin yeşil alanlarında kendi ürettikleri gübreyi kullanıyorlar.

Ayrıca otel içerisinde tek seferlik plastik kullanımı durdurulmuş. Dahası otel; tarım bahçesinde ata tohumları kullanıyor. Hasat edilen olgun meyveleri de çiftliğindeki hayvanlara yem olarak veriyor. Yine; Çeşme Alaçatı’daki The Stay Warehouse Oteli, resmen bir geri dönüşüm harikası. Havuzu, geri dönüştürülmüş mozaiklerden ve atıl cam şişelerden oluşturulmuş.

Eskiden depo olarak kullanılan mekanın duvarlarında; 150 yıllık Orta Anadolu ve Karadeniz evlerinden sağlanan tuğlalar kullanılmış. Şezlonglardan mutfak malzemelerine kadar bütün ahşaplar da yıkılmaya yüz tutmuş yüzlerce yıllık ahşap evlerden sağlanmış. (NOT: Sabah Gazetesi yazarı Funda Karayel’in yazılarından çok faydalandım.)

YILDIZLAMA SİSTEMİ

Yeşil otelleri teşvik etmek için dünyada bir yıldızlama yani not sistemi var aslında. ‘Eco Hotels of the World’ (Dünyanın Eko-Otelleri) adlı organizasyon tarafından 5 kategori oluşturulmuş. Her kategoride o otelin aldığı yıldızların ortalaması alınıp, çevreye karşı duyarlılığı bulunuyor. Bu kategoriler ise:

1- Enerji kullanımı,

2- Su kullanımı,

3- Atık yönetimi,

4- Ekolojik faaliyetler

5- Çevre koruma.

ÇİRKİN OTEL

Hep söylüyorum: Bir şirket çevre konularında duyarsız oldukça, artık bunun onun için bedeli de oluyor. Bugün tüketiciler bir markanın dünyaya zarar verip vermediğiyle yakından ilgileniyor. Birçok sosyoloğa ve ekonomiste göre, zaman içinde vatandaşlar bu tip kuruluşları ‘çirkin’ diye adlandıracak. Toplumlar ‘karne veren toplumlara’ dönüşecek. Bu hassasiyete sahip kurumları daha üst lige taşırken, çevreyi hor kullanan kuruluşları cezalandıracaklar. Kısacası, ‘Yeni Marka Ligleri’ oluşuyor. İnsanın ve çevrenin sağlığını önemseyen kuruluşlar yeni dönemin yükselenleri olurken, hor kullananlar alt lige itiliyor. Yani iş dünyası ‘insanlık adına’ olmasa da en azından markanın itibarı adına bu duyarlılığı göstermek zorunda kalacak!

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder