Verda Özer Türk denizleri onlara emanet
HABERİ PAYLAŞ

Türk denizleri onlara emanet

DENİZLER AĞLIYOR. BALIKLAR CAN ÇEKİŞİYOR. SUYUN İÇİNDEKİ CANLILAR HIZLA YOK OLUYOR. PEKİ BİZ BUNUN FARKINDA MIYIZ?

İşte farkında olalım diye geçtiğimiz hafta ‘Denizlerin Koruyucuları’ adında bir belgesel film dikkatimizi denizlere ve balıklara çekmeyi başardı. WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) denizlerin, balıkların ve balıkçıların karşı karşıya oldukları yaşamsal tehditleri çok çarpıcı bir dille gözümüzün önüne getirdi.

Bu yıl Birleşmiş Milletler tarafından ‘Uluslararası Geleneksel Balıkçılık Yılı’ ilan edilince WWF, hemen kolları sıvayıp bu belgeseli hazırlamış. İzlerken görüyorsunuz ki tehdit altında olan sadece suyun içindeki canlılar değil aynı zamanda 13 bin küçük ölçekli tekneyle geleneksel balıkçılık yapan balıkçılar ve onların aileleri de.

Türk denizleri onlara emanet

YANLIŞ AVLANMA

Denizler ve balıklar dendiğinde, karşımıza çıkan en büyük sorun şu: Tükettiğimiz miktardan çok daha fazla balık ve sualtı canlısı ölüyor, öldürülüyor. Birçok balık türü de yok oluyor ya da ömürleri kısalıyor. Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’ni okuduğunuzda adı geçen birçok balık türü bugün artık yok. İşte bu devasa katliamın sebebi de balıkçılığın yanlış yapılıyor olması. Yani yanlış avlanma. Kısacası; geleneksel, küçük ölçekli balıkçılığın (KÖB) yerini endüstriyel balıkçılığın (EB) almış olması.

KIYILARA İNDİ

Şöyle ki KÖB, kıyısal alanlarda 12 metre ve altındaki teknelerle yapılan kıyı balıkçılığı. Dünyada ve ülkemizde balıkçılık filosunun da yüzde 90’ını oluşturuyor. EB ise 12 metreden büyük olan gırgır ve trol denilen balıkçı tekneleriyle yapılan ticari balıkçılık. Sorun da EB’nin açıkdenizlerde yapılıyor olması gerekirken, bugün kıyılara inmiş olması.

Zira sudaki canlıların büyük bölümü kıyılara yakın yaşıyor. EB’de kullanılan troller ve gırgırlar ise bu canlılara büyük zarar veriyor. Çünkü troller denizin dibindeki çok geniş bir alanda zemini tamamen kazıyor. Gırgır da çok geniş ölçekli bir ağa sahip yani çok büyük miktarda balığı birden avlıyor. İşte tam da bu sebeplerden dolayı EB’nin kıyılardan uzak durması hayati önemde.

ENDÜSTRİYEL BALIKÇILIK DA LAZIM

“EB tamamen bitmeli” demek istiyorum zannedilmesin. Elbette her iki balıkçı grubuna da ihtiyaç var. Yoksa bu kadar geniş bir nüfusu doyurmak imkansız. Ancak EB doğru şekilde yapılmalı. İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Profesörü Saadet Karakulak’a göre, troller 3 milin ötesinde, gırgır da 24 metreden açık alanlarda yapılmalı. Böylece hem canlılar korunur hem balıkçılar mağdur olmaz.

Türk denizleri onlara emanet

KORUMA ALANI ARTSIN!

Balık nüfusunun bu kadar azalmasının diğer sebepleri de denizlerdeki kirlilik ve küresel ısınma, yani iklim krizi. Deniz sularındaki artan sıcaklık hem kitlesel balık ölümlerine sebep oluyor hem üremelerini ve göçlerini etkiliyor. Mesela Kızıldeniz’de su sıcaklığının çok artması, oradan Türkiye’ye yüzlerce istilacı türün gelmesine neden oluyor.

Eskiden yılda 2-3 tür balık gelirken, şu anda yılda 300 yabancı tür Türkiye denizlerine giriyor. Bu yeni gelenler de varolan balıkların beslenememesine ve yok olmasına sebep oluyor. Kıyısal yapıların bozulması yani inşai faaliyetler de bir diğer önemli faktör elbette.

WWF-Türkiye’de Deniz ve Yaban Hayatı Programı Müdürü Ayşe Oruç, bu gidişatı durdurmanın en etkili yolunun denizleri korumak olduğunu söylüyor. Türkiye’de koruma altında olan 32 deniz ve kıyı koruma alanı var. Karasularının da yüzde 4’ü yasal koruma alanı statüsüne sahip. Bu alanların yüzölçümünün 2030’a kadar en az yüzde 30’a yükseltilmesi gerektiğini söylüyor.

AB-I HAYAT

Unutmayalım ki denizlerin hali sadece balıkları değil, bizleri de etkiliyor. Bir kere soluduğumuz oksijenin yarısı, denizden geliyor. Bilmem farkında mıyız? Tarihimizde ‘ab-ı hayat’ denilen su, yaşayan canlı bir organizma. Bunu unutmuşuz.

Dünyadaki en küçük canlıdan en büyük canlı varlığa kadar, bütün biyolojik yaşamı ve insanı ayakta tutan şey su. Hem dünyamızın hem kendi bedenimizin yüzde 70’i sudan oluşuyor. Yani bizler suyun ta kendisiyiz. O yüzden su nasıl ise biz de öyleyiz. Sağladığı gıda ve geçim kaynağı da cabası...

KADIN BALIKÇILAR

Denizlerin Koruyucuları’nı izlerken farkettiğiniz belki de en önemli şey, balıkçıların denizleri ve balıkları aslında korudukları oluyor. Sualtındaki canlılara zarar vermeden, yenilebilir balıkların da sadece tüketildiği kadar avlanmasını sağlayanlar onlar... Belgeselde bir diğer öne çıkan da kadın balıkçılar.

Öğrendim ki ülkemizde resmi kayıtlara göre 400, Kadın Balıkçılar Derneği’ne göre ise sahada 1000 civarında kadın balıkçı varmış. Dahası; su ürünlerinin işlenmesinde çalışan işgücünün yüzde 80-90’ı da kadınlardan oluşuyormuş. Peki nerede bu kadınlar? Siz hiç kadın balıkçı gördünüz mü? Ya da varlıklarından haberdar mıydınız? Bunun en büyük sebebi de kooperatiflere üye olmamaları ve balıkçı eşlerinin, erkek kardeşlerinin, babalarının gölgelerinde kalmaları.

Yoksa şu an denizlerde halat çeken, ağ atan, yakaladığı balıkları pazara taşıyan ve tabağımıza gelmesi için kesip ayıklayıp paketleyen çok sayıda Türk kadını var Türkiye sularında. Bir an önce kooperatiflere üyeliklerinin arttırılması, bunun için de pozitif ayrımcılık yapılması ve kadın üye sayısı için bir kota konulması gerekiyor.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder