Hoş geldin yağmur...

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

İlk okulda mevsimler panosu hazırlardık. Ayları mevsimlere göre gruplandırırdık. Mart, nisan, en sevdiğim mayıs: ilkbahar; haziran, temmuz ve ağustos: yaz ve hoş geldin yağmur başlığında da eylül, ekim ve kasım sonbahar olurdu. Şimdi o tablolardaki gibi değil aylar, yıllar, mevsimler... Her şey bir zaman kaymasına uğradı sanki. İklim krizi yazımızı, kışımızı değiştirdi. Yaz gibi geçen bir eylül ardından nihayet hoş geldi yağmurlar. Hoş geldi sonbahar

Yazı ne yazık ki kumsaldaki şemsiyelerin değil pandeminin gölgesinde geçirdik. 

Kumdan kaleler yapamadık belki ama kale gibi sıkı koruduk kendimizi, sevdiklerimizi. Sıkı sıkı tutunduk birbirimize. 

Ne düşünüyorum biliyor musunuz?

Kızacaksınız belki bana ama; iyi bile geldi bu pandemi bize. 

Rakip olarak gördüğümüz ve sürekli onu geçmek için uğraştığımız hayatın bize dost olduğunu, biraz yavaşlamanın durmak değil odaklanmak olduğunu hatırlattı. Yavaşladık. Ama durmadık. 

Bırakmayı bırak…

Hayatın kendi hızının önüne geçmeye çalışıp yorulduğumuz anlarda yetişemiyorum diye bıraktığımız şeyleri bırakmayı bıraktık. Gelecek için planlar yaparken pandemi dönemi ile gelecekten bu güne aktarım yapmaya başladık. Geleceğin planlarla dolu, stresli yanını kapı dışında tutup anda kalmayı denemeye başladık. 

Mutlu bir yıl değil sadece mutlu bir gün 

Yeni bir yıla girerken hepimizin tek dileği mutlu bir yıl geçirmekti değil mi? Koca bir yılı önden stresle uzun uzun planlardık. Buraya gidilecek, bu kadar para biriktirilecek, yeni bir dil öğrenilecek, çocuklar iyi bir okula başlayacak, sınavlar kazanılacak, koşu parkurları sonuna kadar tamamlanacak vs. Gelecekte mutlu olacağımız bir yılı kendimizi gere gere ve bir o kadar mutsuz planlardık hep. Şimdi ne oldu peki. Mutlu bir günün, mutlu bir yıldan çok daha önemli olduğunu anladık. Mutlu olmak için kaygıları bir yana bırakmayı öğrendik. Mutluluğun planlar yaparken değil yolculuğa çıktığınızda, duraklardan birinde ya da birkaçında yani yolda hissedilecek bir duygu olduğunu anladık ve nihayet hepimiz yola çıktık. Ve yılı kendi başının çağresine bıraktık. Biz günü kurtarmayı öğrendik. 

Çıkmak istiyorsan içinden geç

Hepimizin içinden çıkmak istediği bir dönem PANDEMİ. Ne yazık ki Gülşen’in şarkısındaki gibi yatcaz kalkcaz, yatcaz kalcaz hoop bitecek gibi bir dönemde değil. Hoop diye bitmeyecek olan bu gerçeğin içinden geçmek zorundayız. Çıkış yolu içinden geçmeyi gerektiriyor çünkü. Geçeceğiniz yer ise kendiniz. Çıkmak için hepimiz kendimizden , gerçek benden geçtik. Odak noktamızı BEN yaptık. Kendimizi büyüttük. Ruhumuzu canlı tutmanın yollarını keşfettik. Size bir sır vereyim. Bir güzellik editörü olarak kremlerin, parfümlerin, bakım rutinlerinin ruhu canlandırmak için yetmediğini anladım ben de bu süreçte. Ruhu canlı tutmak demek; dünyanın size dayattığı şeyleri yapmak değil, istediğiniz şeyleri yapabilmekmiş. İnsanları memnun etmeye çalışırken kendimizi mutsuz ettiğimiz zamanların içinden geçerek çıktık. Pandemi sürecine bence hepimizin bir teşekkür borcu var. 

İyi bir başlangıç işin yarısıdır

Bir Yunan Atasözü şöyle diyor: “Başlamak işin yarısıdır” 

Yeniden başlamam için kendimden geçmem gerekti. Bu gün yeni sezonun ilk yazısını yazıyorum size. Aylardır içimde biriktirdiklerimden ortaya küçük küçük bir şeyler koydum. Bir şeye çok inanıyorum. Büyük işler ani bir dürtü ile değil, bir dizi küçük şeylerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. İçimdeki küçük şeyler burada sizle birlikte büyüyecek. 

Hazır mısınız? 

Kendi içinizden geçecek bir güzellik yolculuğuna. 

O zaman hoş geldin yağmur...

Yazarlarımızdan

19 Ekim 2020, Pazartesi 13:35
19 Ekim 2020, Pazartesi 12:27
Sıradaki haber yükleniyor...
holder