Başaramadıklarınızı çocuklarınızdan istemeyin

23 Şubat 2017, Perşembe 05:00
AA
Okul seçiminde ilkokul düzeyinde okul kurumsallığından önce nitelikli öğretmen algısına veliler daha çok yönelirken ortaokul ve lise düzeyinde nitelikli öğretmenle birlikte başarı geleneği oluşmuş okul algısı da öne çıkmaya başlıyor.

Biz çocuklarımızı evlendirip yuvasını kuruncaya ve iş sahibi yapıncaya kadar kendi elimizin değeceği mesafede olmasını arzulayan bir coğrafyanın insanlarıyız. Bu faktör de okul seçiminde kendini yoğunlukla hissettiriyor. Trafik yoğunluğunun yüksek ve yolda geçirilen zamanın uzun olduğu durumlarda bu yaklaşım aslında hiç de yabana atılır bir kriter değil.

Okul ve sınıftaki öğrenci sayıları da yine okul seçimini belirleyen etkenlerden birisi... Aileler çocuklarını özel hissedip onların da kendilerini özel hissedecekleri daha az sayıda öğrenciyi barındıran okul ve sınıfları tercih ediyorlar. Belki okul kalabalık olsa da çocuğun sınıfındaki öğrenci sayısının 30’u geçmesi veliler tarafından istenmedik bir durum olarak karşılanıyor. Az sayıda öğrencinin olduğu sınıflarda daha birebir ilginin olacağı düşünülüyor. Haksız da değiller.

Okulun teknolojik altyapısı, müfredatı gibi faktörler birinci dereceden etkili değil. Zira eğitim teknolojilerinin sistem içinde yeterli oranda öğretimi destekleyecek bir materyal olmadığı görüşü veliler arasında yaygın. Bir de müfredatın gerçek anlamda yaşam becerileri kazandırmaktan uzak olduğunu düşünen önemli bir kitle var ve bu nedenle müfredatın ne olduğu da çok sorgulanmıyor. Daha çok bir üst okula hazırlık bağlamındaki müfredat ve teknik ne ölçüde kazandırılıyor ona bakılıyor. Kısaca veli, öğrencisini teknoloji ile kuşatan bir okul yerine öğrencisine dokunan, onun beceri ve duygularına hitap edebilen organik bir yapıya daha sıcak bakıyor.

Okul seçiminde bir diğer etken anne-babanın dominant ihtiyaçlarında yatıyor. Özellikle eğitimli anne babalar bu konuda kendilerinde bir yetkinlik görme eğiliminde. Kendi başarmayı istediği ama başaramadığı şeyleri çocuklarının başarmasını arzu eden bir kitle olduğu gibi kendi başarmış olup çocuklarının da aynı başarıyı göstereceğine dair ölçüsüz beklentilere giren bir yaklaşım diye tanımlayabiliriz. Okul seçiminde uygulanan sınavın, elde edilen sıra ve puanların yani kısaca sistemin de çok önemli bir payı var. Çocuk eğer bir fen lisesini kazanacak puan elde etmişse tüm diğer faktörler göz ardı edilerek puanımız boşa gitmesin diye çocuk oraya yerleştiriliyor. Bazen çocuğun ilgi, yetenek ve istekleri dahi dikkate alınmayabiliyor.

Her şeyden önemlisi tabii ki çocuğun ilgi, yetenek ve beklentileri ile kendisi hakkındaki algısı ve kariyer planları. Mutlaka çocuğun da karar sürecine dâhil olması gerekiyor. Zira en eğitimli anne babadan en eğitimsizine kadar pek çoğumuz çocuklarımıza objektif bir gözle bakmayı beceremiyoruz. Zira “Kargaya yavrusu hep şahin görünüyor.” Üzgünüm ama hepimizin doğasında bu var...

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.