Yasemin Candemir

16 Haziran 2022, Perşembe 10:12

Kişisel mucizelerini arayan gezginler için…

Biri şifa ve inanç, biri pozitif enerji, biri de yüksek mahremiyet için tasarlanan üç farklı tatil konsepti. Dünyanın gizli lüksler peşinde dolaşan gezginleri için tasarlanan, Peru, Norveç ve İtalya’nın sır perdeleriyle donanan üç oteliyle tanışın. Biraz sihir, biraz gizem, kendini bulmak ve şifa niyetiyle…

 StarDome, Peru

Bu aralar herkes Peru Machu Pichu yakınlarındaki StarDome Peru’yu ve kurdurduğu hayalleri yazıyor. Peru’da Kutsal Vadi'nin kalbinde yer alan, türünün tek örneği butik otel ve dinlenme merkezi, gezginlerin lüks bir jeodezik kubbede yıldızların altında uyumasına olanak tanıyor.

 Şubat ayı başından itibaren rezervasyonları kabul etmeye başlayacak olan çarpıcı otel StarDome Peru, Andes bölgesinin engebeli güzelliğini görmek için harika bir yer. Ultra uzak konumda bulunan otele yalnızca özel bir yoldan erişilebiliyor. Bu da gezginlerin kaldıkları süre boyunca yüksek düzeyde mahremiyet ve sükunete sahip olmalarını sağlıyor.

 Kutsal Vadi’nin tepesinde

Oteldeki süitlerin her biri ısıtmalı zeminlere ve Peru dekoruna sahip. Bu mülkü benzersiz kılan şey ise, dağlarda yuvalanmış dev bir balonu andıran jeodezik kubbe yapısı. Ancak, diğer kubbeli otellerin yaptığı gibi göz kamaştırıcı görünmek yerine, özel taş duşlar, geleneksel İnka esintili çiniler, panoramik cam pencerelerle Urubamba Sıradağları’nın en yüksek zirvesi olan güçlü Veronica Dağı'nın ağzı açık bırakan manzarasını sunuyor.

 Salon alanında 360 derecelik manzara ve dev bir teleskop bulunuyor. Böylece Kutsal Vadi'de her gece destansı yıldız gözleminden yararlanabiliyorsunuz.

 Otelin sahibi Bob Berman (Toronto'nun yüksek teknolojili şifa merkezi Soul 7'nin kurucusu) için tasarlanan devasa süit, çift kişilik jakuzilerle yıldızları izlemek için tasarlanmış bağlantılar ve teleskoplar içeriyor.

12 Mayıs 2022, Perşembe 12:58

Poster satışından bir sanat imparatorluğuna; Larry Gagosian kimdir?

Andy Warhol'un canlı renklerdeki Marilyn Monroe portresinin 195 milyon dolarlık rekor bir fiyata satılması, dikkatleri sanat dünyasının mega satıcısı Larry Gagosian'a çekti. Tablo onun sayesinde 20. yüzyıl sanatının halka satılan en pahalı parçası haline geldi. Gagosian henüz eseri kimin adına satın aldığını açıklamadı.

 Larry Gagosian kimdir?

Dünyanın en büyük sanat galerilerinden birinin sahibi olan Larry Gagosian, dünyanın en önemli sanat tüccarlarından biri. 77 yaşındaki oyuncu, New York'un Madison Bulvarı'ndan Hong Kong'un finans bölgesinin kalbine kadar dünyayı kapsayan 19 sergi alanıyla neredeyse bir sanat imparatorluğunu yönetiyor.

 Gagosian'ın “mega galeri” iş modeli, son yirmi yıldır sanat piyasasının dünya çapında genişlemesini sağlayan büyük bir güç oldu. Galerileri, Londra'da Pablo Picasso'nun eserlerinin yer aldığı 2017 sergisi de dahil olmak üzere, büyük müzelere rakip olan büyük gösteriler düzenledi.

 Kökeni ABD’ye yıllar önce göçen Ermeni topluklarından gelen Gagosian, UCLA’da İngiliz edebiyatı okudu ve işe 1970'lerde Los Angeles'ta bir otoparkta poster satarak başladı. Şimdi onu sanat imparatoru haline getirense çağdaş sanat eserlerini satmaya başlaması oldu. Gagosian, Eli Broad, Douglas S. Cramer ve Keith Barish gibi bazı koleksiyonerlerle çalışarak, müze kalitesinde çağdaş sanat sergileri düzenleme konusunda ciddi bir itibar geliştirdi.

 

 “Tutku, odaklanma, iş zekası ve çalışkanlık”

Gagosian’ın Los Angeles sokaklarında poster satarak başladığı kariyeri, anlayışlı iş zekası ve kaliteye ve gerçek yeteneğe olan keskin gözüyle beslendi. Ona “Harika bir satıcı olmak için ne gerekir?” sorusuna cevabı “Tutku, odaklanma, çalışkanlık ve mesleğim açısından iyi bir göze sahip olma” olmuştu.

25 Nisan 2022, Pazartesi 13:50

Türk sinemasını ve dizi sektörünü metot oyuncuları değiştirecek!

Kim ne derse desin ben sevdim Yakamoz’u. Oyuncular bir kıyamet senaryosunda tek kelimeyle muhteşem oynamışlar. Türk oyuncuların hep klasik aşk, ihanet, vurdu-kırdı üçgeninden çıktığı, bağırmaktan çok oyunculuk yaptığı harika bir iş olmuş. Boşuna Netflix’de yayınlanmamış kısacası. Spoiler vermeden mağara sahnelerinde İspanyol bir karakteri canlandıran ödüllü oyuncu Reşit Berker Enhoş’la sohbetteydim.

 Berker’in en çok “Özeleştiri yapıp bunları sakin bir şekilde ama derinlemesine bir analizle ele alıp sonrasında kendimi bende uyanan duygu ve tavırların akışına bıraktım. Ancak hiçbir zaman karakterimi yargılamadım ya da mağduru oynamadım” sözlerini ve toksik erkekleri tanımladığı açıklamalarını sevdim. Belli ki Reşit Berker Enhoş gibi oyuncular Türk sinema ve dizi sektörünün seyrini de değiştirecek.

 Şu anda sizin de rol aldığınız yeni bir dizi dijital platformda yayına girdi. Bu yeni projedeki rolünüzden bahseder misiniz?

Evet Netflix’de yayına giren ‘Yakamoz S245’ dizisinde İspanyol bir karakter Jose’yi canlandırıyorum. Aslında henüz izlemeyenler için çok sürpriz bozmak yani ‘spoiler’ vermek istemem. Ama kısaca apokaliptik (kıyametsi) bir ortamda bir denizaltıda sıkışmış ana kahramanların karşısına umulmadık bir şekilde çıkan ve onların hayatını değiştiren bir sürpriz karakterim. Rolümün en keyif verici yanıysa İspanyolca ve İngilizce konuşan bir bir madenciyi canlandırıyor olmam. Uluslararası tanınırlık ve ekran görüntüsü olarak güzel geri dönüşleri olacağını düşünüyorum.  

 Sizi bugüne dek pek çok dizide canlandırdığınız zorlu karakterlerden tanıyoruz. Özellikle de son dönemde oynadığınız ‘toksik’ erkek rollerinden… Öncelikle zorlu rollere kendinizi nasıl hazırlarsınız?

‘Hekimoğlu’ dizisinde eşinden boşanmış ve çocuğunun tanımlanamayan ağır hastalığı sebebiyle eşine ve hastane çalışanlarına aksi davranışlar gösteren narsist ama travmaları olan Cemil karakterine ve son olarak ‘Evlilik Hakkında Her Şey’de yine boşanma aşamasında olduğu eşinin tüm fikirlerini yıllarca çalıp onu manipüle etmiş ve romanlar yazdırıp kendi adını bu eserlere koyduğu ortaya çıkan kariyer sahibi ve hayli ünlü ama psikopat bir katil yazar kişisine hayat vermeye çalıştım. Açıkçası roller çok ani bir şekilde karşıma çıktı. Fakat heybemde gerek hayat tecrübeleri gerekse kendi ‘erkeklik’ hallerimle ilgili bazı referanslar mevcuttu. Özeleştiri yapıp bunları sakin bir şekilde ama derinlemesine bir analizle ele alıp sonrasında kendimi bende uyanan duygu ve tavırların akışına bıraktım. Ancak hiçbir zaman karakterimi yargılamadım ya da mağduru oynamadım. Kendisinin hep haklı olduğunu düşündüğü için bu hataları ya da kötülükleri yapan karakterlerdi bunlar. Karakterleri yargılamak izleyiciye aittir. Ortaya çıkan sonuç her ne kadar her zaman daha iyisi mümkün olsa da tatmin ediciydi. Çünkü gerek sosyal medyada dizi fanlarından geri dönüşler gerekse tiyatro, dizi ve sinema emekçilerinden aldığım tepkiler iz bırakıldığı yönündeydi.

 

13 Nisan 2022, Çarşamba 15:40

Gelecekte insanlık ne yiyecek? Nasıl hayatta kalacak?

28 Nisan Perşembe günü New York, Roosevelt Adası'ndaki Cornell Tech Kampüsü , Green Circle NY-Israel FoodTech Bridge Konferansına ev sahipliği yapacak . Etkinlik, Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'deki endüstri inovasyonuna özel bir vurgu yaparak, büyük gıda şirketlerini, yatırımcılar ve bilim adamları ile birleştiriyor. Genel nüfus arasında yaygın olarak bilinmese de, bu oldukça büyük bir olay.

 Yeni inovasyon kuralları diyor ki; “Yeni teknolojiler icat edip uygulayarak insan sağlığını iyileştirebilir ve gezegenimizi kurtarabiliriz”.

 Ama gıda teknolojisi tam olarak nedir? Green Circle Capital Partners'ın kurucusu ve genel müdürü Stu Strumwasser, “Gıda teknolojisi, gıda üretme ve/veya dağıtma şeklimizi bozan gelişen teknoloji endüstrisine verilen isimdir. Gıda, dünyadaki en büyük endüstridir, ancak teknolojiye en az endeksli olanıdır ama bu artık değişmeye başlıyor. Yiyecek yapma şeklimiz çok eski, birçok süreç onlarca yıl hatta daha uzun süre değişmeden kaldı ve artık kesinlikle çalışmıyor” diyor. 

 Gıda artan nüfusa yetmiyor!

Nüfus artışı, gıda arzını geride bırakıyor ve gıda yapma şeklimizi değiştirmezsek, önümüzdeki yıllarda yıkıcı sonuçlar doğuracak. Son beş yılda, gıda üretme ve dağıtma yöntemlerimizi yeniden keşfetme zorluğunu üstlenen güçlü bir startup ekosistemi, sektörde devrim yaratmaya hazırlanıyor. Bunu yapmak ve çiftlikleri en aza indirmek milyarlarca hayvanı kurtarabilir, insan sağlığını iyileştirebilir.

 Cornell Üniversitesi Tarım ve Yaşam Bilimleri Fakültesi sessiz sedasız insanlığı ayakta tutabilecek yeni gıda modelleri ve çeşitleri üzerinde çalışıyor. Dünyaca ünlü Hormel Foods, PepsiCo Ventures, Rich's Foods pek çok marka bu çalışmaların en büyük destekleyicisi.

 Örneğin dünyada inek sütü üretimi azalıyor. Gıda endüstrisi süte alternatif olarak soya, badem, kaju fıstığı, macadamia, yulaf, bezelye ve pirinçten alternatif üzerinde çalışıyor. Araştırmalar sadece süt üzerinde değil, bitki bazlı peynir üretiminde de yoğunlaşıyor.

 1928'den önce kimse sakız tatmamıştı. Donmuş kremalı tatlılar, dondurmanın icadı 1930'ların sonlarında oldu. Yediğimiz yiyecekler sürekli gelişiyor ve yeni lezzetler yaratılıyor. 2028 yılına kadar, daha önce deneyimlediğiniz hiçbir şeye benzemeyen yiyeceklere yönelmeyi bekleyebilirsiniz.

14 Mart 2022, Pazartesi 18:02

İstanbul Fashion Week sürdürülebilir hibrit yapıya geçiyor

2009’dan beri Türk modasının dünya çapında başarılar elde etmesi üzerinde önemli rol oynayan, üç sezondur pandemi nedeniyle dijital olarak yayınlanan Fashion Week İstanbul, 15-18 Mart tarihleri arasında dijitalle fizikseli bir araya getiren yeni hibrit kurgusu ile başlıyor. Türk modasının ve tasarımcılarının en büyük desteği olan adeta onlara kol kanat geren İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği (İHKİB) Başkanı Mustafa Gültepe ile yeni hibrit yapıyı, İstanbul’u nasıl dev bir moda merkezine dönüştürdüklerini ve metaverse yapılanmalarını konuştuk.

Son 10 yılda IHKIB'in gelişimini anlatır mısınız?

İHKİB’in gelişimi her zaman dünya hazır giyim ticaretindeki eğilimlere paralel gerçekleşti. 10 yıl önce bu dönemde, kotasız döneme hazırlanan hazır giyim sektörü Çin’in ucuz fiyatlarla dünya ticaretine entegre olmasıyla katma değerli üretimle, tasarım ve markalaşmayla dünya pazarlarında rakiplerinden farklılaşma eğilimine girdi. Sektörün lider kuruluşu İHKİB de bu dönemde hem 1992 yılından itibaren yürüttüğü Koza Genç Moda Tasarımcıları Yarışması hem dünya moda dünyasında ülkemizin algısını yukarı çeken İstanbul Moda Haftası hem AB IPA Moda Tekstil İş Kümesi kapsamında İstanbul Moda Akademisi’nin kurulması gibi nitelikli projelerle sektörün bu yöndeki gelişimini her alanda destekledi. 2020 yılında, pandemi sürecinin başlamasından hemen önce, dünya rekabetinde ağırlık kazanan sürdürülebilirlik ve dijitalleşme eksenli değişim döneminde de İHKİB, endüstrinin dijital dönüşümünün yanı sıra, AB II Projesi ve sürdürülebilirlik temelli devam eden projeleriyle da sektörün gelişimine katkı sağlamaktadır.

Türk tasarımcıları uluslararası arenada güçlenmesi için nasıl destekler veriyorsunuz? Örneklendirebilir misiniz?

İHKİB olarak öncelikli hedefimiz Türk tasarımcıları güçlendirmek. Tasarımcılarımızı global arenada desteklemek, İHKİB olarak ilk 100’de yer alan 5 Türk markası çıkarma amacımıza ulaşmamızda önemli bir rol oynuyor. Bir hazır giyim ürünün ortalama 16,2 dolar/kg olan birim fiyatı marka etkisiyle üç katına, özel tasarım olması durumunda beş katına çıkabiliyor. Bu da tasarım, moda ve markanın çarpan etkisiyle ihracatın geometrik artışını sağlıyor. Amacımız orta vadede bu birim fiyatı 40 dolar/kg’ye çıkarmak. Yüksek katma değerli tasarımcı ürünlerinin ihracattaki payını artırmayı öngören eylem planımız doğrultusunda markalı ihracatımızı yüzde 25’e, yüksek tasarımlı ihracatımızı ise yüzde 5’e çıkararak katma değeri artırmak, böylece dünya hazır giyim ihracatında sektöre yön veren üç ülkeden biri olmak öncelikli hedefimiz.

Bu hedeflerimize ulaşmak için de 2009 yılından beri İstanbul’da moda haftasını düzenliyor ve Türk moda tasarımcılarına gerek satış, gerek pazarlama anlamında destek olarak 360 derece iletişim sağlayabilecekleri, markalarını yerelde ve globalde tanıtabilecekleri bir platform sunuyoruz. Moda haftasını uzun yıllardır satış odaklı etkinliklerle destekliyor, tasarımcılarımızı dünyanın önemli satış noktalarının temsilcileriyle buluşturarak talepte devamlılığı amaçlıyoruz. Moda haftası dışında New York Coterie, Magic Las Vegas, Paris Who is Next, Londra Pure London, Madrid Momad gibi uluslararası fuarlara sağladığımız destekler ve ülke katılımları gibi yatırımlar da tasarımcılarımızın markalarını büyütmeleri için kilit rol oynuyor.

Türkiye'de markalaşma süreçlerine nasıl destekler ve ivmeler yapıyorsunuz?

Her şeyden önce hazır giyim sektöründe Türkiye’nin güçlü bir marka değerine sahip olmasının yanı sıra, “Made in Türkiye” etiketinin de dünya pazarlarında algısı oldukça yüksek. Ülkemizin marka değerinin yükselmesinde de şüphesiz Fashion Week Istanbul başta olmak üzere, sektörün topyekûn algısını yükseltecek yurtiçi ve yurtdışı tanıtım etkinliklerimizin payı büyüktür. Firmalarımızın da tekil bazda markalaşmalarında, bölgeselden başlayıp gelişme yolunda gün geçtikçe daha hızlı adımlar atan küçüklü büyüklü tüm markalarımızın güçlenmesinde de ülke algısını yükseltecek bu faaliyetler önemli rol oynamaktadır.

26 Şubat 2022, Cumartesi 14:43

İnternetten aldığınız vitamin veya takviye sahte olabilir!

Geçtiğimiz günlerde doktorum “selenyum takviyesi yapmanız gerek” deyince eczanenin yolunu tuttum. Bir kutu selenyum ve magnezyuma 300 TL ödedim. Vitaminler bitmeye yakınlaşınca bir de internet fiyatlarına bakayım dedim. Ünlü alışveriş sitelerinden birinde aynı markadan iki ürünü 120 TL’ye bulunca beni bir düşüncedir aldı.

İlk önce eczacıma gittim. Cevabı “Mümkün değil Yasemin Hanım, o size satmaya çalıştıkları sahte ürünlerdir” dedi. İlaç bu, kim, nasıl sahtesini üretebilir? Ve nasıl gönül rahatlığıyla internette dükkan açıp satabilir? Peki bu sahte vitaminler bize neler yapıyor? İşe yaramadıkları aşikar ama kendimize iyilik yaptığımızı düşünerek içtiğimiz vitaminler aslında zarar mı veriyordu…

Bir tık ucuz bulup orijinal aldığını zannetmek…

Ardından yolumu Hadımköy’de bir ilaç üreticisine düşürdüm. Durum tam da benim eczacımın söylediği gibiydi. İnternette belli bazı siteler hariç, her yeri sahte takviye, vitamin, ilaç satanlar doldurmuştu. İşin kötüsü markalar bu alışveriş sitelerine ne kadar yazarlarsa yazsınlar olumlu bir yanıt alamıyor, insanlar bir tık ucuz diye sorgulamadan sipariş ediyordu.

Şirketin genel müdürü Yunus Emre Alimoğlu, karşılaştıkları sahtecilik durumlarını bir bir anlattı. Denetimsizliğin boyutlarına kendisi bile inanamıyordu. Eczacılar Odası’nın duruma yeterince el atmaması, sadece son kullanıcıyı değil, eczaneleri ve gerçek üreticileri de zora sokuyor fakat herhangi bir denetim olmadığı için atılan her adım sonuçsuz kalıyordu.

Şimdi üzerinde çalıştıkları bir barkod sistemine geçeceklerini söyleyen Alimoğlu, ilaçta sahtecilikle savaşan en önemli isim haline gelmişti. Off the record anlattıklarını size aktaramıyorum fakat bilin ki internetten verdiğiniz her ilaç ya da takviye siparişinin yüzde 80’i sahte üretim. Siz selenyum aldığınızı sanırken sadece plasebo etkisi gösterebilecek, içinde selenyumunu kırıntısını barındırmayan ürünlere para ödüyor, üstüne bir de aylarca düzgün kullanıp iyi gelmesini bekliyorsunuz.

Alışveriş siteleri artık etik geliştirmeli

Üzerinde uğraştıkları, dava açtıkları ama henüz sonuç alamadıkları onlarca merdiven altı firma; hapları, şişeleri hatta ambalajları birebir kopyalayıp orijinal ürünmüş gibi satmaya devam ediyor. Türkiye’nin önde gelen ilaç ve takviye üreticileri üzerine basa basa “Tek satış noktamız eczanelerdir” diyor. Peki indirimli alayım da nasıl olursa olsun diyen son kullanıcının hiç mi hatası yok? Arz, talebi doğuruyor, alıveriş siteleri kontrolden uzak her gelen ürünü sorgusuz satıyor. Bence en azından konu sağlık olduğu için takviye satmamak konusunda bir dil ve akıl birliği oluşmalı. Buna alışveriş siteleri de bir an önce dahil olmalı.

18 Şubat 2022, Cuma 15:38

Doktorlar bu TikTok trendine karşı uyarıyor

Bronzlaştırıcı Burun Spreyleri Güvenli mi?

TikTok’ta trend olan "içten bronzlaşma" sağladığını iddia eden bronzlaştırıcı burun spreyleri aslında hiç de güvenli değil.

Amacı yıl boyu ışıltısını korumak olan herkes için kış ayları “kendi kendine bronzlaşma” rutinlerini araştırarak geçer. Sahte bir parıltı elde etmekle ilgili en son trend ise bronzlaştırıcı burun spreyleri. Evet, bunu doğru okudunuz.

TikTok’ta popüler hale getirilen trend, artık hem güzellik meraklılarının hem de sağlık uzmanlarının dikkatini çekiyor. Ancak pek de olumlu bir şekilde değil. Bu formüller, belli ki kontrolsüzce oluşturuluyor ve cilt için ileriye dönük olarak tehlike oluşturabilirler.

Bronzlaştırıcı burun spreyleri nelerdir?

Bronzlaştırıcı burun spreyleri, şişe biçiminde yerleştirilmiş bronzlaşma solüsyonlarıdır ve buruna püskürtülmesi amaçlanmıştır. Vücudun cilt ve saç rengini belirleyen pigment olan melanin üretmeye teşvik eden melanotan adı verilen bir bileşen içerirler.

Huffington Post’ta konuşan Element Medical Aesthetics'in kurucusu Merry Thornton, "Melanotan; doğal olarak oluşan melanosit uyarıcı hormona benzer bir insan yapımı kimyasaldır" diyerek açıklıyor ana kimyasalı. TikTok kullanıcıları, melanotanı bronzlaşma için ünlendirmiş olsa da, penis ereksiyonunu uyarmanın bir yolu olarak da uzun zamandır analiz ediliyor.

03 Şubat 2022, Perşembe 15:18

Cilt bakımında minimalleşme eğilimi artıyor!

Geçen yıl başlayan güzellik hareketi “Skinimalism” hareketi tüm dünyada büyümeye devam ediyor. “Çabuk biter, etkisi çok sürmez” denilen bu en doğal trend, belli ki etkisini geleceğe sirayet ettirecek.

“Skinimalism” de her şey, temiz, sağlıklı ve ışıltılı bir cilde minimum miktarda ürünle ulaşmakla ilgili. Güzellik tutkunları arasında çok sevilen trend, aslında cilt sağlığına öncelik vermek ve doğal güzelliğinizin parlamasını sağlamak demek.

Skinimalism terimi, 2021'in başlarında ilk olarak TikTok’da ortaya çıkmaya başladı ve şu anda cilt bakımı zeitgeist'inde en önemli konu olma yolunda ilerliyor. Financial Times, güzellik trendlerindeki bu değişimi “L’Occitane” “Milk Makeup”, “Lonjevite” gibi markaların başlattığına atıfta bulunsa da, muhtemelen esas öne çıkışı pandemi boyunca değişen ihtiyaçlarımızdan kaynaklandı.

Temizle, serum sür, güneş kremi ile bitir!

Güçlü aktif bileşenlere sahip erişilebilir cilt bakım ürünlerinin ortaya çıkışı, birkaç yıldır dünya çapında oldukça demokratik bir trend oldu. Herkes sonunda anladı ki (ki aslında bunu Dermatologlar yıllardır söylüyor) serumdan sonra nemlendirici, asit ve antioksidan (laktik asit, glikolik asit ve retinol gibi AHA ve BHA'ları veya niasinamid ve C vitamini gibi) gibi birden fazla aktif bileşeni tek bir rutinde kullanmak, aslında cilde iyi gelmiyor aksine işleri kötüleştiriyor. Ve hatta iyi gelecek diye yapılan katmanlı işlemler, cildin doğal nem bariyerini sıyırarak kızarıklığa, hassasiyete ve sivilcelere eğilimli hale getirebiliyor.

Skinimalism, en sevdiğiniz aktif maddeleri atmanızı gerektirmiyor, ancak akıllıca seçim yapmanızı ve aslında gereksiz olabilecek ürünlere veda etmenizi öneriyor. Özünde, cilt bakımı minimalistleri sadece 3-5 adıma ihtiyaç duyan bir rutini benimsiyor: bir temizleyici, aktif bir serum, bir nemlendirici ve/veya yüz yağı ve güneş kremi. Sonuçlarının etkinliği ise göz kamaştırıcı.

Sokak kedileri için taşın altına elini koyanlar

Sokak kedilerini kış mevsiminin zorlu koşullarından koruyabilmek için pek çok marka taşın altına elini koyuyor. Bunlardan biri de bir mobilya şirketi olan Adore.