En güzel parti davetli olmadığımız parti mi?

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bu aralar herkes ALES sınavında çıkan “Öteki Oda” sendromu üzerine tartışıyor. İlk olarak ünlü İngiliz psikanalist Ronald Britton’ın bahsettiği “The Other Room” (Öteki Oda) kavramı, “Benim olmayan her şey bendekinden daha güzel" anlamına geliyor.

İşin kötüsü, sosyal medya gerçek dışılık vitrini olmayı sürdürmeye devam ettikçe, bu sendrom pek çok insanın ruhuna sirayet edecek gibi görünüyor. 

Britton’a göre “Öteki Oda” sendromu daha çocukluk çağında başlıyor. Uykusu yokken zorla uyutulmaya çalışılan bebeklerin, doyduktan sonra yemeye zorlanan çocukların ileride bu sendromla karşılaşma ihtimali yüksek. Erken yaşlarda anne-baba; yetişkinlikte arkadaş, dost, sevgili gibi figürleri karar verici mekanizma olarak görürler. Zira küçük yaşlarda kendi verdiği kararların yanlış olacağı fikri bilinçaltlarına işlenmiştir.

İşin aslı, sendromun detaylarına indikçe pek çok insanda sendromun varlığı hemen seziliyor. İnsanın fazlasıyla doyumsuz bir varlık olduğu ve tamamen mutlu ve huzurlu olmasının imkansız olduğu da göz ardı edilmemeli. Pek çoğumuz farkında olsak da olmasak da kendi içimizde yaşadığımız tutsaklığı silemiyoruz. Ne bir başka insan ne de bir başka yer, bu bitimsiz acının sonunu getiremiyor.

Aile kavramı kutsallaştırılmamalı

İnsanın yetişkinliğinde kendi kararlarını veren, güçlü bireyler olması için onun olumlu-olumsuz bütün hislerini olduğu gibi kabul eden, asla dikte etmeyen ebeveynleri olması gerekiyor. Çocuğun ne istediğine odaklanılmazsa, her şey çocuğa zorla yaptırılırsa karar mekanizması bozuluyor ve bu durum kişiler yetişkin olduklarında bile düzelmiyor.

Durumun sonuçları hüzünlü. Elindeki hiçbir şey kişiyi mutlu etmeye yetmediği gibi, var olmak için başkalarının varlığına ihtiyaç duyar hale geliniyor. Sosyal medya da özellikle influencerlar tarafından sürekli telkin edilen harika hayatlara ulaşmaya çalışıyor ama sonuç hüsran olduğunda elindekileri de kaybedebiliyor. 

Bedenen var olup, fikren yok olmak!

Psikanaliz uzmanı Nihan Kaya, Öteki Oda Sendromu’nu şöyle tanımlıyor:

“Psikanalist Ronald Britton’ın “The Other Room” (Öteki Oda) kavramını çok severim. Burada bu kavrama onu biraz değiştirerek ve basitleştirerek değinecek ve kendi zaviyemle yorumlayacağım, ama en güzel odanın “diğer oda”, “karşı oda”, “dışarıdan seyrettiğimiz oda”, en güzel partinin çağrılmadığımız parti olduğu, o en güzel partiye çağrıldığımız takdirde de bu sefer yan odadaki partinin en güzel parti haline geldiği hissiyatı, az veya çok herkese aşinadır. “Öteki Oda” sendromu, çocukluk (özellikle de bağlanma) döneminde “merkez”in içimizden dış’a taşınmış olmasından kaynaklanıyor.

“Kırıldığı zaman yen içinde kalan kollar yanlış kaynar ve ilelebet acıya, hareket kısıtlılığına yol açar” diyor psikoloji dünyasının uzun yıllar reddedilen beyni Alice Miller.

Beden Yalan Söylemez kitabında; “İhanet etme pahasına, itaat etmeyi öğreniyor çocuk. İtaat çocuğun kendine ihanetidir, kendine ihanet eden birey bir başkasına çok daha kolay ihanet eder. Bir yerde hiyerarşi varsa, gerçek saygıdan söz edilemez” diye de ekliyor.

“Öteki Oda” sendromunu biraz da Alice Miller’ın bakışıyla okumak, toplumda kapanmayan ve asla kapanmayacak yaraların aileden kaynaklandığını açıkça gösteriyor. 

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder