Türk dizilerindeki kötü oyunculuk üzerine...

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Beren Saat’in dizisi Atiye’yi seyrettim geçenlerde. Dizinin konusu biraz kültür karmaşasına dönüştürülmüşse de beni en çok yoran Beren Saat’in oyunculuğu oldu. 

Güzellik yarışması, oyunculuk yarışması derken başrolleri ele geçiren ama en ufak bir oyunculuk başarısı göremediğim isimleri baş tacı ettik bu ülkede. Beren Saat fikrimce dizinin başından sonuna kadar kameraya oynuyordu. Mimiklerin bolluğu, karnından konuşması, uzun diyaloglarda özgüveninin tamamen kaybolması sadece yormadı, üzdü de. 

Beren Saat’in bu olağan mimiklerini Bihter karakterinden hatırladığımı fark ettim dizi ilerledikçe. Ama orada zengin, şımarık kız rolünde gitmiş olan hal, ayakları yere basan bir dizide hiç olmamış. Açıkça Atiye’nin kız kardeşini oynayan Melise Şenolsun bile Beren Saat’den iyi oynuyordu. 


Mutasyona uğrayan Yeşilçam

Başta karmaşık senaryo demişken geçenlerde yine başrolünde Best Model’lerden birinin oynadığı Benim Tatlı Yalanım dizisinden de dem vurmalıyım. Başta iyi giden senaryoyu ortasına gelmişken öyle bir mahvetmişler ki, dizinin başarısız olmasını sadece senaryonun kötülüğüne yordum. Üvey anneliğe soyunan karakter, kızına her “Bal arım” lafını söyledikçe "Senaristler sadece erkeklerden oluşuyor olabilir mi?" diye şüpheye kapıldım. Ki bunda da yanılmadım. Hiçbir zaman gerçek bir anne tek bir söz ile seslenmez çocuğuna. Bunun için ekstra çaba da sarf etmez. 

Hayatın içinden gelen onlarca insanı bir araya getirip süper senaryo ekipleri kurabilirsiniz. Ama yapım şirketleri bunları, kime nasıl yazdırıyor anlamış değilim. Bu kadar orantısız zeka, işsiz halde ortalıkta dolaşıyorken, ne anneliği, ne kadınlığı, ne hayatı bilen tipler dizi yazarak topluma bir şeyler vermeye çalışıyor. Yapım dünyasına çok uzağım bu yüzden senaristlerin nasıl seçildiğini bilmiyorum. Ama orada da liyakat kuralları geçerli değil, çok belli. 


Yaratıcılıktan uzak işler

"Yabancı diziler çok mu iyi?" diyebilirsiniz. Evet, çoğu çok da iyi değil. Ama en azından kameraya oynamıyorlar. Türk dizilerinin çoğunda kamera ancak yakın girerse bir oyunculuk kırıntısı bulabiliyor yönetmenler. Son başlayan Babil’i bu klasmanının dışında tutuyorum. Kamera dibine girmese de iyi oynuyor Ozan Güven ve Halit Ergenç. Dizinin kadın oyuncuları konusunda aynı şeyleri söyleyemeyeceğim maalesef. Kamera ancak onların gözlerine girerse bir duygu kırıntısı bulabiliyoruz. Cinsiyetçilik yapmaya çalışmıyorum ama kadın oyuncuları seçerken toplumun güzellik algısına göre değil de, oyunculuk başarısına göre seçilseler sizce de daha verimli sonuçlar almayacak mıyız? 

Türk dizileri Yeşilçam ile post-modern kültür arasında sıkışıp kaldıkça, cast sistemi toptan değişmedikçe, ses ve görüntü efektleri gelişmedikçe, fakir ama gururlu edebiyatından kopamadıkça, zenginliği bilgi ile değil paranın çokluğu ile anlatmaya çalıştıkça bırakın iyi dizi yapmayı uluslararası bir yıldız bile çıkaramayacağız. 

Yazarlarımızdan

24 Eylül 2020, Perşembe 07:42
24 Eylül 2020, Perşembe 07:34
24 Eylül 2020, Perşembe 07:30
Sıradaki haber yükleniyor...
holder