Adalet Silivri'de yoktu, Ankara'da bulunacak mı?

16 Temmuz 2013, Salı 05:00
AA

Bu ülkede hukuk var mı yok mu göreceğimiz bir dava başladı Ankara Yargıtay’da. Balyoz Davası’nı, bırakın iddianamedeki binden fazla çelişkiyi, Microsoft bitirdi. Tümü dijital verilere dayalı delillerde kullanılan program 2007’de piyasaya sürülmüş. Oysa iddianameye göre bunların 2003’de yazılmış olması gerekiyor! Demek ki neymiş? Bunların hepsi sahteymiş!

İddianamede kullanılan delillerde o kadar yanlış, o kadar çelişkili bilgi var ki sonunda yandaş yazarlar bile bu kadar hatayla başedemeyip kabul etti ama nasıl: Efendim, bunları subaylar mahsus koymuş ki ilerde yakalanırlarsa sahte diyebilmek için! Suçlanan subaylar Silivri’den 16-18-20 yıl ağır hapis cezalarıyla çıktı. Yaşları gözönüne alınırsa bu, müebbet demek.

Şimdi Yargıtay bu cezaların doğru olup olmadığına bakacak. Dün başlayan duruşmalara sanıklar katılamıyor. Sadece avukatlar, basın mensupları ve yakınlarının katıldığı salona 300 kişi alınırken içerde 100 kişilik güvenlik olması ne demek? Hadi sanıklar darbeci, terörist, katil filan. Avukatları da mı korku salıyor? Bu mahkemeye kim nasıl güvenecek? Savunmaları, avukatların soyadı sırasına göre yapmalarına karar vermiş hakimler. Oysa davanın bir bütünlüğü var, savunmaların sanıklara göre yapılması gerekmez mi? Bütün bu göstergeler, Yargıtay kararının da çok önceden verilmiş olduğunu gösteriyor ama hadi moral bozmayalım ve bekleyelim!

[[HAFTAYA]]

İlk cezayı parti vermeli!


Bravo BDP’ye. Suçlunun partisi olmaz! Hafta sonu Siirt Belediye Başkan yardımcısı Abdüllatif Ç.’nin, biri 17, biri 13 yaşında iki kızla otomobilde uygunsuz vaziyette görüldüğü ve kaçmak isterken yakalandığı haberiyle sarsıldık. Önce gözaltına alınan, ancak tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan sanık, tabii ki evli ve on çocuklu! Taciz edilen çocuklar devlet tarafından koruma altına alınırken şahsın serbest bırakılması bu ülkede yasaların ve hukukun gerçekten tuhaf işlediğini gösteriyor. Ama en doğru tavrı partisi BDP gösterip A.Ç.’yi partiden ihraç etmekle kalmıyor, davada takipçi olacağını, çocuk istismarında rızanın söz konusu olamayacağını, çocukların korunması için gerekenin yapılacağını açıklıyor. Alınması gereken tavır budur ve diğer partilere de örnek olmalıdır. Suç aynı ağırlıkta değil belki ama TBMM’de yaşanan iki olayda da ağzını bozan ve kadın üzerinden çirkeflik yapan iki vekilin de partilerinden gerekli cezayı görmeleri gerekir. Yaptıkları terbiyesizliği mağdurların mağduriyetini arttırır diye tekrarlamayacağım. Ama gerek AKP, gerek CHP, bu iki vekile de haddini bildirmeli.

Kadın üzerinden...

Hele CHP Disiplin Kurulu üyesi Gürkut Acar’ın Yıldıray Sapan’a sahip çıkması da ne demek? AKP’li olan Zeyit Aslan’a da ilk vukuatında arkadaşları sahip çıkıp Genel Kurul salonunda teselli bile etmişti! “Milletin de ağzı bozuk, vekilinki tabii olur” diyeceksiniz. Olmasın! Onlara ağır tepki gösterilirse millet de dersini alır. Hem yeter artık kadın üzerinden siyaset, kadın üzerinden terbiyesizlik yaptığınız yahu. Yeter!

Hervé Magro İstanbul’a Fransız kalmadı

Kudüs’e büyükelçi atanan Fransa’nın İstanbul Başkonsolosu Hervé Magro 14 Temmuz’da ülkemize veda etti

İlk sürprizi mükemmel Türkçesiyle yaptı. Sonrası geldi zaten. Bizi de çok iyi tanıyordu, kafa yapımızı, yaşam biçimimizi... Bunda 17 yaşlarında babasının görevi nedeniyle Ankara’da okumuş, 80’li yıllarda Ankara’da büyükelçilikte kendisinin görev yapmış olmasının payı vardı hiç kuşkusuz. Ama bir diplomat olmanın ötesinde empati yaparak yaşayan bir insan oldu ve Türkiye’ye, Türklere o kadar “Fransız” kalmadı ki İstanbul Başkonsolosluğu’nu yürüttüğü 4 yıl sonunda ayrılırken bir Türk politikacı tarafından “ulusalcı” olmakla suçlanınca “Hayır, ben ulusalcı değil, Atatürkçüyüm” diyecek kadar bizden biri oldu!

Belki de bunun için 14 Temmuz Fransız Bayramı Kutlaması’na neredeyse bütün İstanbul geldi, çünkü bu aynı zamanda bir Hervé ve Mariya’ya veda partisiydi! Hervé Magro bir Ortadoğu uzmanı olarak çok uzaklara gitmiyor gerçi, Kudüs’e büyükelçi oluyor ki bu bir anlamda Filistin Büyükelçisi demek. Hayli dikenli, hayli zor bir görev. Tam da Hervé’ye göre! Herve’nin sevgili eşi Mariya’nın da bavulları hazırlarken, çok sevdiği İstanbul’dan ayrılmanın acısıyla gözyaşı döktüğü bir başka gerçek. Magro, İstanbul’da görev yaptığı sürece konsolosluğa kayıtlı Fransız vatandaşı sayısında yüzde 40’lık bir artış olmuş, Türkiye’deki Fransız firmaların sayısı ise 200’den 450’ye çıkmış! Başkonsolos kültürel olarak da ilişkileri güçlü tutmak için en büyük desteği Fransızca eğitim yapan okullardan görmüş. Magro çiftini İstanbullular iyi bir dost olarak da hiç unutmayacaklar. Kudüs’e onları görmeye gideceğime şimdiden söz verebilirim!

 

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.