Allah kimseyi felaketle terbiye etmesin!

28 Nisan 2015, Salı 05:00
AA

Nepal’in başına gelen felaket, bize “titrerim mücrim gibi istikbalimi gördükçe” dizelerini anımsatmalı! Nepal sallanınca Everest’in tepesinde çığ düştü. Dünya böyle bir ekosistem. Nepal’in sallanması, bir süre sonra İstanbul’un da sallanması demek. Büyük felaket sonrası Nepal’de yaşanan, bizde de yaşanacakların adeta simülasyonu!

Binalar çürük, yıkılıvermiş. Türkiye’den giden yardım ekipleri düzen ve iletişim olmadığını, herkesin şaşkın, ortalıkta koşuştuğunu anlatıyor. Hastaneler yetmiyor, yaralılar bahçelerde tedavi ediliyormuş. 7.6’lık deprem olmuş ülkede, 20 atom bombası gücünde. Hazırlıksızsa ülke, kaos çıkıyor.

En büyük korkum, İstanbul'da deprem sonrası olacaklardır. Ölen kurtulur, kalanın başına gelmeyen kalmaz! Merak eden Mine Kırıkkanat’ın “Bir Gün, Bir Gece” kitabını okuyabilir.

Mine, sivri dilli ve sert tartışan bir yazar, sevmeyeni olabilir. Ama kitapları çok iyidir. İzmir’e kitap fuarına giderken bir laf etti diye taşa tutulması fazla olmadı mı? Adnan Hoca’nın açtığı davalarla uğraşırken yanında kimseyi göremedi ama! Leman Sam’ın düşüncesine ise katılmıyorum.

Kimsenin insanların uğradığı felaketlerle terbiye edilmesini beklemeye hakkı yok. Tıpkı Körfez Depremi’nden sonra Gölcük’te Deniz Kuvvetleri’nin büyük kaybıyla “Onlar da orada içki içiyordu” diye dalga geçenlerin yaptığı gibi vicdansızlıktır, günahtır.

Adliyede cemaat iktidar kavgası

Sıradan vatandaş ne anlıyor, ne düşünüyor gerçekten merak ediyorum. Baksanıza, hukukçular bile olan biteni farklı farklı yorumluyor! Medyaya hiç girmiyorum: havuz medyası darbe yaptılar diye çığlık atarken cemaat medyası hukuk ayaklar altında diye inliyor.

Gerçekten, ne oluyor? “Ne istediler de vermedik?” diyenler iktidar paylaşımında polisi ve mahkemeleri cemaate vermişlerdi. Cemaat, suç icat edip kumpaslar kurdukça muhalifler temizleniyor diye ellerini oğuşturan AKP kulağının üzerine yatıyordu, ta ki kendi üstlerine de gelinince!

Bilal’i bile içeri alıyorlardı ki ayıldılar. Polis Akademisi’ni bile kapatmaya gidecek kadar temizlik yaptılar. Müdürleri içeride. Ama hakimleri alamamış, sağa sola dağıtmışlardı. İşte son operasyon o hakimlerin içerideki polisleri serbest bırakma girişimidir, ki iddiaya göre hukukun her türlü boşluğunu kullanmışlar.

Görünen o ki “kanunsuz” bir müdahaleyle operasyon açığa düşürüldü, polisler tahliye olamadı. Ülkede hukuk ve yasalar birbirini tutmuyorsa, hakimler şucu bucu diye tasnif oluyorsa Adaleti Saraylara koysan kaç yazar? Tahliye olamayanlar daha önce tahliye ettirmedikleriyle biraz daha empati yapacaklar mecbur!

Sandığın iradesine saygı lütfen

KKTC’de cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanan bağımsız aday Mustafa Akıncı’ya bizim Cumhurbaşkanı hayırlı olsun bile demeden ayar verdi! Hem de ne ayar, bir nankör kedi demediği kalmış. Akıncı solcu biliniyor, çözümden yana, halk da çözümsüzlükten bayılmış, bu adayı seçmiş.

RTE kızgın; sen yavrusun, yavruluğunu bil demeye getiriyor. Birine yardım yapıp yüzüne vurmak ayıptır. Madem cumhurbaşkanı dediniz, protokolde eşitsiniz, ayar vermek daha da ayıptır. Ama kime söylüyorsun tabii. Akıncı'nın “Biz hep yavru mu kalalım, hiç mi ayağımızın üstüne basmayalım” çıkışını da çok sevdim!

İyi ki Türkiye’de değil, hakaretten içeri bile atarlardı. Sincan Cezaevi'nde Avukat Umut Kılıç, Cumhurbaşkanı’nın birinci sırada şikayetçi olduğu bir davayla ‘hakaretten’ tutuklu olarak yargılanıyor!

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.