Bana yalan söylediler gerçek ne?

10 Haziran 2018, Pazar 05:00
AA

Cuma gecesini cumartesiye bağlayan saatler. Kadıköy’de, Bağdat Caddesi’ndeyim. Saatlerce ayakta durmuş, yürümüş, gözlem yapmış, yorulmuşum, acıkmışım, ama otobüsün tepesindeki adam gibi “Hiç de gidesim yok!” Öyle bir ortam ki, ayaklarım beni taşımasa da, daha çok kalabilirim.

Tek pişmanlığım var: Bütün Türkiye, bütün insanlarımız buradaki gibi olsaydı, Türkiye İsviçreydi! İsveçti! Buradakiler, şu yaşlı hanım, şu genç delikanlı, emekli amca, yakışıklı bey, şortlu kadın. Özgür, güvenli, eğitimli, huzurlu, neşeli hepsi! Sanki aile ortamı, itiş kakış yok, taciz yok, sıkıntı yok. Niye olamadı?

Bu insanlar niye bağırıyor, hesap sorulacak diye? Niye adalet istiyor? Caddede kaç kişi vardı bilmiyorum, drone’la çekilen görüntülere bakın. Ne ucu, ne bucağı gözükmüyor. Üstelik ertesi gün herkes niye bizim haberimiz yok diye öfkeli! İnternet olmasa benim de haberim olmayacak. Selami Öztürk mesaj atmasa önceden bilemeyeceğim, herkes her gün partilerin web sitelerine mi bakıyor program ne diye?

Bu, CHP İstanbul İl’in çalışmayan hali. Herkes kendi gelmiş, son dakika tesadüfen öğrenip, programını değiştirip, otobüs, dolmuşla, yürüyerek gelmiş.

Bedava dağıtılan hiçbir şey yok, bayrak bile bayrakçıdan, parayla! Böylesi daha güzel. Muharrem İnce, partinin gençlik kollarından yetişmiş bir siyasetçi olarak tek kol çengi! Kimse sıkılmıyor bir mitingde, herkes dinliyor konuşmacıyı. Çünkü öfkeli değil, esprili.

Gençler çok kalabalık. Çünkü burada kin değil neşe var. Bir delikanlı, herkesin üstüne üstüne gidip kurt işareti yapıyor. Belli ki birileri ona tepki versin, en azından dayak değilse bile küfür yesin istiyor. Herkes gülüyor, arkasını dönüyor, provokasyon bile değil, saçmalık kabul ediyor. Anketler ne derse desin.

Son zamanlarda elimden düşürmediğim bir kitaptaki gibi (Bana Yalan Söylediler Seth Stephens - Dawidovitz, Koç Üniversitesi yayını) araştırmalar yalan söylüyor, çünkü halk araştırmacılara yalan söylüyor. Gerçeği, yanıtlarda değil, başka verilerde arayın: siyasetçilerin tv reytinglerinde, sosyal medyada, fısıltı gazetesinde, mizahta, sokaklarda, mitinglerde!

ŞİDDETİN KİMSEYE YARARI YOK

Onları Kadıköy’deki Yoğurtçu Parkı Çocuk Karakolu’ndan serbest bıraktılar, çünkü çocuktular. Ama üstlerinde kan vardı, çünkü dayak yemişlerdi. Polis dayağı!

Hangi akıl ve mantık, karne aldıkları gün, eğitim sistemini protesto eden, çoğu 18’in altında çocuklara orantısız şiddet uygulayarak gözaltı yapar, üstelik gözaltına aldıkları çocukları, herkesin gözü önünde, otobüsün içinde, kafalarını yaracak şiddette döver? Otobüsün içinde, kaçamasınlar diye.

Kime niye gözdağı veriyorsunuz? Bunlar öyle yanlışlar ki, açıklaması yok, zararı çok.

Tam Boğaziçili öğrenciler serbest bırakıldı diye sevinirken liseli çocuklar dövüldü diye üzülmek. Ki hakları bağırmak, çünkü bu ülkede şu an en kötü giden ve en zor düzeltilecek şey, eğitim. Ortasından tut, üniversitesine, eğitim altüst ve kötü. Onun için mi çaylı kekli kıraathane?

ŞAHANE BİR PROGRAM OLURDU

Bir tv kanalım olsa, ya da tv programcısı olsam, şu ara herhalde bir tek program yapmak rüyalarıma girerdi, o gece sokaklar boşalır ya da meydanlara perdeler kurulurdu: İki iddialı adayın karşı karşıya geleceği bir program!

Erdoğan ve İnce! Eskiden adaylar karşı karşıya çıkardı televizyon ekranlarına. Tayyip Erdoğan seçildiğinden beri kimseyi kendisiyle eşit görmediği için aynı programa çıkmıyor. Türkiye’de çıkacağı kanal ve gazetecileri de seçiyor. Bu resmi ve heyecansız yayınların pek alıcısı da olmuyor haliyle.

İnce, Erdoğan’ın kendisine “Kaybedersen siyaseti bırakacak mısın?” restini bir başka restle gördü: “Benimle aynı programa çıkmayı kabul edersen bırakacağım.” Sizce? Kim hangi resti görecek?

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.