Bari deodorant kullanın

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Trafik çilesi ramazanda katlanarak sürüyor, ne kadar geç olursa olsun, herkes aynı saatte evinde olmak isteyince, ne yol, ne araç yetiyor. İlk gün saat 19.00’da Mecidiyeköy’den Avcılar istikametine metrobüse binmek istedim. Onbeş dakika binilebilecek bir metrobüs geçmesini bekledim. Durakta en az beş yüz kişi var. Gelen ve çoğu durmadan geçen araçlar, sardalya kutusu gibi. Sonunda birileri indi ve bir iki kişi bindik. Bir on beş dakika da bayılmamak için direndim.

Herkesle yapışık ve inanılmaz bir ter kokusu içinde gidiyorsunuz, çünkü kollar havada, tutunuyor! Beyler, lütfen deodorant kullanın, lütfen! Topkapı’dan sonra biraz nefes almaya başladık. Ama 45 dakikada da Florya’ya geldik. Kendi aracımla, oturarak ve kokusuz, bu mesafeyi iki saatte alırdım. Kırk katır mı, kırk satır mı? Ya da en iyisi, bulunduğun yerde kal, kıpırdama!

[[HAFTAYA]]

Sultanın yaptırdığı camiiler

İmam hatipli değilim, ‘selatin camii’ tanımlamasının ‘sultanlar camii’ demek olduğunu haberlerden öğrendim. Başbakan, Ataşehir’deki Mimar Sinan Camii’nin açılış töreninde “Avrupa tarafında cuma ve selatin camiileri var, ama bu yakada olmadığını gördük, onun için bunun gibi bir kaç tane yapacağız” demişti. Cuma camii, cuma namazı kılınan büyük camii, selatin camii ise sultanların sefer dönüşü, teşekkür için kazandıkları ganimetlerle yaptırdıkları camii imiş. Suriye’ye de girmedik daha ama, hadi bakalım.

Başbakan, Ataşehir’deki bu büyük camiiden sonra bir tane de Çamlıca’ya istiyor malum, onu kendisi için istediğini de belli etti, artık ona kendi adını verir. Medyada camiiyle ilgili yorumlara baktım, daha çok mimarisine ve yerine takılmışlar. Günümüz mimari üsluplarını taşımayan, beş yüz, bin yıl önceki üslupların kötü birer taklidi olan bir mimariyi tartışmıyorum bile! Kopyacılık. Beni hayrete düşüren, gözümden kaçtıysa affola, hiç kimsenin benim canımı sıkan laiklik ilkesinin yok sayılışına dikkat çekmeyişiydi. Demek mimari üslup ülkenin laik kalmasından daha önemli. Ya da alışmışız. Ne laikliği? Laik miydik? Ya da, şimdi ramazan, sırası değil! Bu arada Sinan’ın muhteşem Süleymaniye Camii imamı Ayhan Mansız AA’ya verdiği demeçte teravilerde camisinin boş kaldığından yakınmış, cemaati namaza çağırmış, duyuruyorum, gerçekten çok güzel camiidir, ayıp oluyor, gidile.

Gıda ve sağlıkta elele

İş dünyasının parlayan yıldızları, ekonomi yazarlarını ağırladıkları toplantılara bazen beni de çağırıyorlar. Gazeteci için bir insan, bir haberdir, gidiyorum. Başarı öyküleri dinliyorum, genelde eleştiri odaklı yazdığım için bunun nesi haber diye düşünüyorum! Toksöz Grubu’nun sahipleri Ahmet ve Zafer Toksöz, iki genç yatırımcı. Onları ilk kez Özelleştirme İdaresi’nden Sagra’yı aldıklarında tanımıştım. İlaç sektöründe gelişmişken ne işleri vardı gıdada derken, ABD’deki gibi food and drug yapalım demişlerdi.

Tadelle, Sarelle’deki başarılarını dondurmada devam ettirmişler, dondurma yapmak için kullandıkları süt kışın fazla gelince satmaya karar vermişler, yakında çikolataya giriyorlar. Nedir ürünlerinin ortak özelliği? Hiçbir katkı maddesi, trans yağ yok, lezzetli; e biraz pahalı! Dondurmanın (L’Era Fresca diye bir İtalyan adı takmışlar, pazarlama taktiği herhalde) çikolatalısı, sırf çikolata, içinde toz kakao yok. Ya ilaç? Sanovel’de Ar-Ge’ye büyük yatırım yapmışlar; alerjik astımlılara, Sanohaler cihazı geliştirmişler, Türk patentli, 8 milyon astım ve koah hastasının hayatını kolaylaştırmışlar. Ha, şimdi bir de enerjiye girmişler, HES yapıyorlar ama kavgasız gürültüsüz, çünkü köylüye, doğaya zarar veren bir yerde değiller. Niye mi destekliyorum? Binlerce kişiye istihdam sağlıyorlar, temiz çalışıyorlar, satmak yerine, satın almaya bakıyor, yatırım yapıyorlar, ihracatta başarılılar! Yolları açık olsun diyorum

Kadının öldürülmediği gün yok!

Medyada camii konusunda yorumlar muhtelif. Üzerinde uzlaşılan ve ortak haber olarak giren tek konu, maalesef; kadına yönelik şiddet. Yıllardır yazmamıza, dikkat çekmemize rağmen bir gıdım ilerleme yok. Her gün başka bir cinayet. Her gün bir erkek bir kadını, evdeki halıyı dövüyormuş gibi dövüyor, başka hiçbir canlıyı bu kadar rahat öldüremezken, karısını, sevgilisini, bıçaklıyor, tüfekle ateş ediyor, öldürüyor! Son vaka, okumaya bile tahammül edilemeyecek kadar vahşi: Bir çocuk gelini, küçücük bir kadını, öyle işkencelere tabii tutmuşlar ki aklını yitirmiş! 30 kilo ve ölmek üzere bulunduğunda, tuvaletin üzerine bağlanmış bir haldeymiş! Aç, susuz ve yediği dayaktan, gördüğü işkenceden delirmiş. Bu nasıl bir vahşet? Bir insan, bir başka canlıya nasıl bu kadar eziyet edebilir?

Fatma Şahin, Recep Akdağ, İçişleri Bakanı, bütün kabine elele verip bu işin üzerine gitsinler. Türkiye’nin en büyük ayıbı, evdeki kadına uygulanan şiddeti önleyememek. Kadınların adet günlerini fişleyeceklerine, yedikleri dayakları önlesinler. Kürtajla uğraşacaklarına işkence görmesine dur desinler. Kürtaj cinayetse, öldürülen kadınlar ne? Cennete mi gidiyorlar?

Yazarlarımızdan

01 Mart 2021, Pazartesi 09:46
01 Mart 2021, Pazartesi 09:40
01 Mart 2021, Pazartesi 07:00
Sıradaki haber yükleniyor...
holder