Biz Atatürk'ü seviyoruz, o Gazi Mustafa Kemal'i!

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Dışarıdan bakan için, bir toplumun 77 yıl önce bu dünyadan ayrılmış birine bu denli sevgi ve saygı duyması, hatta ölüm saatinde sirenler çaldığında duygulanıp gözyaşı dökmesi, anlaşılabilir bir şey değil. Abartı, çağdışı kalmış bir görüntü denilebilir. Kuzey Kore’de bu bir zorunluluk ama Türkiye’de, yaşadığımız dönemde, sıkıntı bile yaratabilecek bir tutum. Ama giderek Anıtkabir’e de Dolmabahçe’ye de gidenlerin sayısı artıyor! Cumhurbaşkanının 10 Kasım’da Atatürk’ü anma toplantısında yaptığı konuşmada “Rejim sorunu yok, kimsenin yaşam biçimine karışmadık” diye üstüne basmasının nedeni de bu korkuyu yenmek: AKP’nin 13 yıllık iktidarı döneminde Cumhuriyet’in ilke ve devrimlerinden vazgeçilmesi, geri dönülmesi. O kadar ki RTE, ondan bahsederken sürekli Gazi Mustafa Kemal diyor, ağzından hiç Atatürk sözcüğü çıkmıyor! Neden? Çünkü bu zihniyet, onun hayatını iki döneme ayırıyor.

Kurtuluş Savaşı, yani “ümmeti gavura karşı savunduğu ve savaşı kazandığı dönem” biri. Bu dönemde yaptıkları için Gazi Mustafa Kemal saygıyı hak ediyor. İkinci dönem ise onun Osmanlı İmparatorluğu’nun üzerine bir sünger çekip laik Türkiye Cumhuriyeti’ni kurduğu, hilafeti kaldırdığı, kadınların başını açıp hayatı batı medeniyetine yaklaştırdığı dönem. İşte bu dönemde Gazi, Atatürk adını alıyor. AKP zihniyeti ise Atatürk döneminin getirdiği hiçbir yenilikten hoşnut değil!

Devrimlere karşılar

Başta laiklik, ardından devrim ilkeleri. Yeni Türkiye de bu değerlerin aşındırılıp değersizleştirilerek yavaş yavaş geri basılması demek. Eğitimin milli olmaktan çıkarılıp dinileştirilmesi, dindar ve kindar nesil yetiştirme hedefi bir taraftan toplumu dönüştürürken AKP’nin değirmenine de oy taşıyor ve muhalefetin iktidara gelme şansını giderek azaltıyor. İşte çağdaş batı uygarlığına öykünen diğer yüzde 50’nin Gazi Mustafa Kemal’e değil de Atatürk’e sığınmasının, 10 Kasım’da Anıtkabir’in, Dolmabahçe’nin dolup taşması, tamamen bu.

Anma törenlerinde insan manzaraları

Dolmabahçe’de, Ünye’den ilkokul önlüklerini giyip gelen ak saçlıların Andım’ı okuması gibi “çocuksu gösteriler” de vardı, Maltepe’de denizden Atatürk resmi çıkarmak gibi fanteziler de; medyaya konu olan. Ama rastlantı mı, bilinçli bir seçim mi; sevinmek mi gerekir, üzülmek mi; bir görüntü vardı ki beni derin derin düşündürdü: Dolmabahçe’ye öğrencilerini getirmiş öğretmenlerin hepsinin mi başı örtülü olur? Yoksa artık bütün öğretmenler mi örtündü? Ya da bu öğretmenler özel olarak mı seçildi? Örtülü kadınların Atatürk’ün anma törenlerinde olmasına sevinirim, ama neredeyse bütün öğretmenlerin örtülü olması benim paranoyam mı yoksa altında nasıl bir gerçeklik yatıyor? Bilen varsa bana da söylesin

Televizyonlarda nefret söylemi

Cumhurbaşkanı’nın en sevdiği gazete Akit’in televizyonu Akit TV; 10 Kasım’da “Zulüm 1938’de son buldu” diye yayın yapınca büyük tepki çekti. RTÜK’ün telefonları şikayetten kilitlenirken, change.org’da toplanan imza sayısı bir günde 200 bine yaklaştı. RTÜK yetkilileri şikayetlerin kayda alındığını, en kısa zamanda kamuoyuna bir açıklama yapılacağını bildirirken bir hakaret de Kanal A’dan geldi, “Atamızın boyu 1.60; daha küçük bir mezara sığabilir.

750 bin m2’de yatıyor” ifadeleri ölüye de saygının kalmadığını gösterdi. Bu yayınları yapanlar için şimdilik bir adli takip, gözaltı işlemi haberi yansımadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’a sosyal medyadan hakaret eden çocuklar bile anında yakalanıp sorgulanıyor. Ahmet Altan’dan sonra Cengiz Çandar hakkında da yazılarında Cumhurbaşkanı’na hakaret olduğu iddiasıyla soruşturma açıldı. Her iki yazar da bir zamanlar Erdoğan’ın en büyük destekçilerindendi. Devran dönüyor. Artık Atatürk’e hakaret edilebilir, Cumhurbaşkanı’na ise eleştiri bile soruşturma nedeni.

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder