Bu işler dindarlığa sığmaz

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Bunca şamata gürültü arasında Marka Konferansı’na gidip ünlü rock sanatçısı, aktivist Bob Geldof’u dinledim. Kendisi sanatçı olmanın ötesinde uluslararası yardım kampanyaları yapıyor, herkese kafa tutuyor. Gezi Olayları’ndan ötürü Türkiye markasının çok etkilendiğini, hatta “Türkiye’nin olimpiyatları bu yüzden kaybettiğini” söylemesi şaşırtıcı değil! “İnsanlar Türk şarabı satın alırken bile artık rahatsız oluyor.

Polisin olayları bastırış biçimi çok rahatsızlık yarattı” demesi, demokrasisi sancılı bir ülkenin dünyada imajının nasıl zedelendiğinin kanıtı. Ama “Otoriter yönetimler mutlaka yenilecektir. Hükümet size ne yapacağınızı, nasıl yaşayacağınızı söyleyemez. Belki canınızı yakarlar ama sonra siz kazanırsınız” diye iyimser yorumlar yapıyor.

Anlattıklarından ve yaşadıklarımızdan yola çıkarak ona sorduğum sorunun ise yanıtı yoktu, biliyorum. Bob Geldof, paranın değeri olmadığını anlattığı konuşmasında “Bir uçaktan fazlasını ne yapacaksınız, üçüne birden mi bineceksiniz” diye dalga geçmiş, parayı insanların mutluluğu için harcamak gerektiğini anlatmıştı.

[[HAFTAYA]]

Nasıl bir doymaz iştah?

Oysa biz, ortaya saçılan belgelerden, ülkeyi yönetecek kadar yükselmiş, siyasi güç sahibi olmuş kişilerin nasıl servet peşinde koştuklarına tanıklık etmişiz. Düşünüyorum; o bakanları tanıyorum. Yüzyüze gelsek, inanın utanıp yüzlerine bakamayacağım! Tabii utanması gereken ben değilim, o da başka. Bu iştahı nasıl durduracağız, gözlerini nasıl doyuracağız! Bob Geldof soruma ne mi dedi? “İslami değerlere inandığını söyleyen insanların bu işleri ahlak ve vicdan ölçülerine nasıl sığdırdıklarını anlamadığını” söyledi! Zaten mesele de bu ya, biz de onun için hep ‘dinci’ dedik ya!

O kardeş niye serbest?


Bir erkek kardeş ki babası kız kardeşini odunla döverken seyrediyor. O baba olacak cani, 13 yaşındaki kızının başını defalarca betona vuruyor. Kız bayılıyor, adam yoruluyor, dayak işini oğluna devrediyor! O devam ediyor. Bu vahşettir. Bu linçtir. Üvey anne seyirci, zaten olayı fiştekleyen, kızın telefonuna mesaj geldi diye babayı dolduran o. Bu topluca işlenmiş bir katliamse eğer, baba katil, erkek kardeş işbirlikçi, üvey anne yardım ve yataklıktan suçludur! Hatta varsa eğer çığlıkları duyup da yardıma gelmeyen de.

Cinayete ortak

Peki bizde ne oluyor? Mahkeme babayı tutuklayıp erkek kardeşi ve üvey anneyi tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıyor. Adalet istediği zaman ne kadar müşfik olabiliyor? Böyle yapa yapa evlerdeki kendini koruyamayan küçük kızları katillere emanet ediyorsunuz! Zaten ortaya çıkıyor ki o kızın anasını da muhtemelen koca öldürmüş. Aile anca ayıyor da suç duyurusunda bulunuyor. Babaların evlerinde küçük kızları döverek öldürdüğü bir ülkede erkek çocuklar seyirci, erkek çocuklar babayla işbirlikçi. Rüşvette de cinayette de!

Medya operasyonun neresinde?

Bob Geldof’un canımı acıtan bir sözü ise gazetecilere güvenin sarsıldığı yönündeydi. Türkiye’de bedelini ödeyerek, hapse girerek, işini kaybederek, atılarak, satılarak, kelle koltukta gazetecilik yapan çok meslektaşım var. Kendimi de onların arasında sayıyorum. Tabii her dönemin iktidarına yaltaklanarak, durumdan vazife çıkarıp mali ve siyasi gücün yanında durarak küpünü doldurmayı fırsat bilen de var. Zaten bakın kim konakta, yalıda, kim mütevazı koşullarda yaşıyor. Nereye kadar? Nazlı ılıcak’a bile tahammül edilemiyor bazı gazetelerde! halk Bankası’nda arama yapıldı diye “Türkiye’nin stratejik sırları tehlike altında” diye yazanlar, uyduruk bir suikast ihbarını bahane edip Türk Ordusu’nun kozmik odasına girildiğinde ve bütün askeri sırlar talan edildiğinde ‘Türkiye şeffaflaşıyor’ manşetleri atanlar değil mi? Zaten o gün söylenenler bugün de söyleniyor. Sadece söyleyenler değişti!

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder