Çalışan gazeteciler bayram yaptı!

12 Ocak 2014, Pazar 05:00
AA

10 Ocak Çalışan Gazeteciler Bayramı diye o kadar çok kutlama aldım ki bu yıl! Eş dost haklı tabii, şu ortamda işten atılmamış, çalışabilen, hele inandığı, güvendiği, özgür yazabildiği yerde çalışabilmek bir gazeteci için, bayramların en büyüğü, kutlanmayacak gibi değil.

Hükümetin uyguladığı maddi manevi ağır baskılara rağmen dik duran, editoryal bağımsızlığa saygı gösteren ve bu ilkeleri yetiştirdiği ve işi devrettiği kızlarına da aşılamış Aydın Doğan’ın şahsında yöneticilerimize teşekkür ediyorum. Kimileri kovulmuşların yerine kondukları köşelerde kendilerini “Yeni Türkiye’nin transatlantik gemisi” içinde sanmaya devam edebilir! Titanik de batarken içindekiler baloda dans ediyordu!

[[HAFTAYA]]

*

Adalete AKP’den uçan tekme!

“Yetmez ama evet”çilerin DEMOKRASİ gelecek diye destekledikleri 2010’daki referandum paketinin aslında yargıyı devlete bağlamak olduğunu anlatabilmek için o yaz tatil yapmamıştım! EVET’le çıka çıka HSYK’nın cemaate bağlandığı gerçeği çıktı. Başbakan “Ne istediniz de vermedim, ne istediniz de yapmadım!” diye kıymeti bilinmemiş gelin edasıyla sitem ederken aslında bunu kastediyormuş!

Hükümete bağlı yargı

Şimdi ani bir fren ve geri vitese takış: YARGI bu kez Adalet Bakanı’na bağlanıyor, hem de dibine kadar. Yetmez ama EVET’çiler bu kez “KESMEZ ama HAYIR’a soyundular! Başbakandan sonra onlar da aydı. Açıkçası HSYK’nın cemaatten alınıp hükümetin emrine verilmesine muhalefetin niye dayak yeme pahasına kanıyla canıyla karşı çıktığını anlamış değilim. İkisinde de canı yanan yine biz, yine biz! Cemaatin yargısından en büyük hukuksuzlukları görmüşken hükümetin eline geçmesine beterin beteri var diye karşı çıkılabilir elbet de demokrasi elden gidiyor diye değil! Sanki elde demokrasi, hukuk, adalet mi var? Hele tenzili rütbeye uğrayan Zekeriya Öz için ağlayamayacağım, ona sıra gelene kadar içeri attırdığı ve hukuksuz yargılattırdığı hastalanıp ölmüş, intihar etmiş insanlar varken. Hilmi Hoca’da bir kanser daha çıktı, ölüyor. Vücudu şarapnel parçalarıyla dolu, nefes alamayan Gazi Üsteğmen Serdar Öztürk ölüyor.

Adalete yapılan...

Maltepe Askeri Cezaevi’nden içeride üçüncü yılbaşılarını geçiren, rütbesizleştirilmiş Türk subaylarından “er mektubu, görülmüştür” damgalı bir mektup aldım, zarfı açamadım, elim yandı! Yüzlerce subay “casus” diye yargılanıyor İzmir’de. Ve hâlâ bazıları, yüzleri kızarmadan “ordu da başını çıkarıyor, eski vesayet günlerine geri mi dönülecek ne!” diye TV ekranlarında cadı kazanı kaynatıyor. Adalete tekme atılmakla kalmadı, başka bir şey yapıldı. Söyleyince yazınca edepsiz diyor, gülerek seyredenler! Asıl o Meclis çatısı altında olup da engel olmamak edepsizlik! Sadece edepsizlik mi, şerefsizlik!


*

Bir günlük Paris kaçamağı


Vitra ile 48 saatliğine Paris’e gittik. İnsanların farklı sorunları var: güzel, sade, anlaşılır tasarımlar yapmak; küçük kaçamaklar yaşamak, aşk mı, seks mi; özgürlük filan gibi! Çok tartışılan Danimarka filmi Nemfomanyak’ı merak ediyordum, vaktimin yettiği kadarıyla bitiremeden seyrettim, burada hayatta o haliyle oynamaz, oysa seks sahnelerini çıkarsanız psikanaliz seansı gibi film! Salonda 4 kişi vardı. TV haberlerinde tek kişilik şovunda yahudilere hakaret ettiği iddia edilen bir şovmene özgürlük tartışması birinci haberdi. Filan. Biz cehenemde mi yaşıyoruz?

Sıradaki haber yükleniyor...