Cumhurbaşkanı tarikatçı katile yardım eder mi?

09 Ağustos 2015, Pazar 13:00
AA

Olay karlı bir kış gününde kar topu oynanmasıyla başlamıştı. Bir grup genç insan, Kadıköy Yeldeğirmeni mahallesinde kar topu oynarken esnafın camına gelmişti kar. Sanık ilk duruşmada “Cam pahalıydı, uyardım, dinlemediler.” Diye açıklayacaktı cinayet işleme nedenini. Cam pahalı, can ucuzdu, burası Türkiye! Esnaf olan sanık, dükkanının camına kar topu geldiği gerekçesiyle sinirlenmiş, dükkandan kaptığı bıçakla gençlere saldırmış ve Nuh Köklü’yü bıçaklayarak öldürmüştü.

Bu yeterince vahim aslında ama daha da vahimi var: Sanığın ağabeyi Barış Azizoğlu, “Selamün Aleyküm Sayın Recep Tayyip Erdoğan” hitabıyla Cumhurbaşkanı’na bir mektup yazıyor. Bu mektupta, referans olarak üyesi olduğu dini cemaatin ve şeyhinin adını vermekle yetinmeyip AKP milletvekili Metin Külünk’ün de bilgisi ve ilgisi olduğunu ihsas ediyor.

Öldürülen kişinin de Gezi’nin öncülerinden olduğunu özellikle vurguluyor. Peki ne istiyor? Tabii ki mahkemeyi etkilemesini! Öldüren kişi, tarikat üyesi, dini bütün Müslüman. Öldürülen kişi, bir “çapulcu”. O halde ölmesinin ne önemi var? Cumhurbaşkanı’nın ne suçu var, kardeşini kurtarmak için biri mektup yazmış diyebilirsiniz. Ama o mektup arşivin tozlu raflarında kalmamış, bir cinayet davasında Cumhurbaşkanı’ndan yardım istenir mi de denilip yırtılıp atılmamış!

O mektup, dava dosyasının içine konulmuş! Bunu yapan Adalet Bakanlığı. Adını değiştirsinler, adalete ayıp oluyor. Cumhurbaşkanı’nın sırf tarikat mensubu diye bir katile arka çıkacağını, adalete etki edeceğini, hakimi aratıp, “din kardeşimize bir şefaat” diyeceğini düşünen bir zihniyet yerleşti bu ülkeye. Acıklı ve tabii ki tehlikeli olan budur. Bir an önce tesis edilmesi gereken ADALET’tir. Ki o adalet, bir gün herkese lazım olacak. Çünkü kimin ne zaman hangi suçtan yargılanacağı hiç belli olmaz. Ve geç de olsa, güç de olsa, adalet tecelli eder. Üstelik inançlı, imanlı insanlar için adalet burada olmasa da öbür dünyada da gerçekleşmeyecek midir?

Turizm gelirleri düştü, Kurban Bayramı’ndan sonra oteller de boşalır


Turizmde tehlike çanları çalarken 13 yıldır ülkeyi yöneten AKP’nin ne kadar umrunda? Atandığı günden beri görevini küçümseyen Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik, makamına bile uğramıyormuş! Küçük Oteller Derneği üyeleri önceki gün Sultanhan Otel’de buluşup dertleşti. Eski Turizm Bakanlarından Bahattin Yücel’in aktardığı bir anı ilginçti: İktidara ilk geldiği yıllarda RTE, kendisini çağırıp turizm konusunda bilgi almış, hatta sorular sorup not bile tutmuş.

İçki yasağı, yaşam biçimi konuları da gündeme gelmiş. Tayyip Bey, “Arap turistler gelir, fena mı olur” kafasındaymış! “Onlar buraya bizim gibi yaşamak için geliyor, içki de içiyorlar” denmiş ama ne yazar. Otelcilere de bir sitem geldi bu konuda; içki yasakları başladığında daha iyi olur, otelde kalır bizim içkileri içerler diye yeterince karşı çıkılmadı diye.

Turist lokantada niye bir bardak bira içemediğini anlayamıyor, denildi. İstanbul’da Cumhuriyet, İstiklal Caddesi, Şam, Halep görünümünde. Haziran sonu düşüş rakamları turizm gelirinde yüzde 13-14. Kurban Bayramı’ndan sonra iç turist de çekilince dinleyin siz turizmcinin feryadını! Türkiye’nin ancak 4- 4.5 saatlik bir interlanddan turist alabildiğini, burada da Rusya krizi ve Avrupalının savaş korkusu gündemde olduğu için düşüşlerin arttığını aktaran turizmcilerden umutlu olan hiç mi yok?

Kapadokya gibi kültür turizminin yapıldığı yerlerde Asyalı turist sayısı artmış. Çinli ve G.Koreli turistler çoğunluktaymış. Kriz zamanlarının bazen de fırsat olduğu da dile getirildi. Güçlünün ayakta kalacağı, değişikliği, iyi servisi başaranın yaşayacağı bir fırsat! Daha iki yıl önce İstanbul, en çok görülmek istenen ilk beş şehir içindeydi, her yer turist kaynıyordu, yanarım yanarım, ona yanarım!

Sahne tozu yutan vazgeçemiyor

“Tam 16 yıldır Harbiye Açık Hava’da konser veriyorum” dedi Ferhat Göçer. Buraya çıkmak bir ayrıcalıksa, doldurmak da bir tür sınav. Ferhat Göçer, Avrupa’nın en ünlü tenorlarıyla sahneyi paylaştığı gece de oradaydım, büyülenmiştik! Ferhat Göçer’i taa Q Jazz Bar’da sahneye çıktığı günlerde tanıyıp sevmiş olsam bile, onun o güzelim tenor sesiyle söylediği aryaları, napolitenleri, hatta Türk sanat müziği şarkılarını seviyorum. Bu kez Anjelika Akbar’la birlikte oldu bir ara ve çok ünlü iki Rus şarkısı söyledi. Ferhat Göçer, uzun bir süre cerrahlıkla birlikte sürdürdü müzik çalışmalarını ama sahne ağır bastı, doktorluğu bıraktı. O gece kendisini izlemeye gelen doktor arkadaşlarını gururla tanıttı, Biri kalp, biri beyin cerrahı, uzmanlar. O da olabilirdi muhtemelen, ama alkışlardan vazgeçilemiyor? Ayrıca en az 20 yıldır şarkı söylüyor, dinletiyor ve bundan mutlu oluyorsa doğrusu budur.

Bana Selanik yolları, sana kurşunlar!

Bunaltan yaz sıcaklarına bunaltan siyaset ve savaş gündemi eklenince bana biraz müsaade. Bir hafta sonra yine beraber olmak üzere, şöyle bir dolanıp geleyim!

Sıradaki haber yükleniyor...

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.