Denizlerimizde bayrak gösterememe ayıbı sürüyor!

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News
Truva’nın 2018’de Troia Yılı olarak gündeme getirilecek olması iyi de işin ulaşım yönü de önemli. Tabii bir de Çanakkale’ye gidip geliş kolay olsa. Şimdilik Onur Air’in tek tük uçak seferleri, yaraya pansuman oluyor. Biz Çanakkale’ye karayoluyla neredeyse beş saatte gittik. Dönüşte de uçakla yarım saatte döndük ama o uçağa binebilmek için sabah beşte kalktık. Çanakkalelilerin sabah gidip akşam dönmesi ve işlerini görmesi için ayarlanmış uçak saatlerine göre sabahın köründe gidiş, gece dönüş yapmışlar.

İstanbullu’ya uymuyor! Oysa Çanakkaleliler eskiden İstanbul’a hep vapurla gidip gelirlerdi. Ne acı ki şimdi bırakın Çanakkale’yi, denizlerimizde sefer yapan bir tek yolcu gemimiz yok!

Bir İstanbul - İzmir arabalı seferi vardı, cuma gecesi kalkar, pazar gecesi dönerdi. Arabayla git, hafta sonu gez toz, bin dön! İstanbulİskenderun ring seferi, yatı olmayanlar için şahane bir gezi idi. Herkes ille de uçakla mı gidecek, geze geze Mersin’e gitmek fena mı? İstanbul-Hopa seferleri hırçın Karadeniz yüzünden çok sevilmezdi ama yine de yolcusu vardı. Hatta Venedik seferi bile vardı! Şimdi üç dört saatlik yol, Çanakkale’ye bir hızlı katamaran, deniz otobüsü bile yok! Oysa olsa, Gökçeada ve Bozcaada da, daha çok turist alabilir.


Sadece yolcu gemisi değil, buraya Troia Savaşı gemilerinden birinin replikası bile yapılmalı. Barbaros’un torunları olarak gemi filomuzu sıfırlayıp denizlerimizde havlu attıktan sonra Marmara’da, Körfez’de deniz otobüsü çalıştırıyoruz, o kadar. Ama turizm ilanlarında gemi seferleri sayfa sayfa.

Güvenlik gerekçesiyle turist girişi durduğundan beri Kuşadası bile uluslararası cruise’ları özlemle bekler oldu ama Türk turistler, vizesiz Yunan adası turlarını keyifle dolduruyor. Ege’de bayrak gösterememek ne acı! Akdeniz’e açılamamak ne ayıp. Sorsanız kârlı değil derler, elin oğlu nasıl kârlı yapıyor, biz niye yapamıyoruz?

Kara cuma, karanlık,sizin içinizde var!

  Bir pazarlama yöntemi olan “Black Friday”i Türkiye’de de internet siteleri ve perakendeciler uygulamaya koyunca her şeye maydonoz yobaz kardeşlerimiz isyancı olmuş; mağazaları tehdit ediyorlar: Siz bizim cumamıza nasıl laf edersiniz, kaldırın bu pankartları, diye dayılanıyorlar. Cumanız o kadar kutsal madem, nasıl oluyor da Mısır’da bir grup barbar, içeride namaz kılanlardan daha da dindar olduğunu iddia ederek, otomatik silahlarla camiye dalıp üç yüzü aşkın mümini öldürdü aynı gün.

Müslümanın müslümana ettiğini ne “gavur” ediyor, ne tüccar, ne laik, ne şucu bucu. Düşmanı dışarıda aramayın!

Sayı bilmiyor

Tıpkı Bülent Arınç’ın kalabalığın içinde erimek istemesi gibi, tutmuş, 80 kişi dışında herkes FETÖ’cüydü demeye getiriyor! Seksen milyonun yarısı, FETÖ’den nefret ediyordu bir. Kalanın içinde bir bölümü de mecbur hissediyordu.

Sizler gibi bir dönem, gel artık bitsin bu hasret diye gözyaşı dökenler de 17-25 Aralık’taki son kavga’da ayıldı.

O güne kadar devlette işe girebilmek, iş alabilmek, ticarette var olabilmek için “hizmet”ten olmak şarttı. Bitti mi? Filler kavga etti, çimenler ezildi.

17 aydır Olağanüstü Hal ile yönetiliyoruz. KHK ile görevinden alınan, “makul şüphe” diye içeri atılan, malına, parasına el konulan, cezaevinde işkence çeken, ailesiyle denizde boğulanlar en alttakiler. Yukarıdakiler, bir iki gözdağıyla kurtarıyor. En fazla damada dokunuluyor. Bakan, milletvekili olan bile var ama söylediğiniz zaman hakaret etti diye mahkeme açılıyor!

Kadına şiddet evde,okulda, sokakta!

Sevse de öldürüyor, kızsa da, kıskansa da, ayrılsa da! Kurtuluş yok. Erkekler delirdi. Kadına yönelik şiddet, tekme, tokat, silah, bıçak, 15 yılda 6400’e çıktı. En büyük tehdit, kocadan geliyor. İkincisi yakın çevre, üçüncüsü sokak.

Devlet, koruyamıyor, hukuk koruyamıyor. Görmezlikten gelmeyin: Ne kadar muhafazakarlık, ne kadar sözüm ona dindarlık, o kadar şiddet. Kadın, birey olarak varolmadıkça, rahat, huzur, güvenlik de yok.

Sıradaki haber yükleniyor...
holder