En büyük darbeyi TSK'ya yaptılar!

17 Temmuz 2016, Pazar 16:00
AA

Korkunç bir kabus yaşadık. TSK içindeki Fetö’cü personel, cinnet hali içinde bir ayaklanma gerçekleştirdi. Kendi milletine, kendi meclisine, kendi kendine silah çekti!

Ve o kadar şerefsizler ki, başarısız olduklarında bir askerin yapması gerektiğini bile yapamadılar, son kurşunu kafalarına sıkacaklarına, don gömlek teslim olmayı, validen enseye tokat yemeyi, Yunanistan’dan iltica istemeyi, rezil olmayı tercih ettiler!

Birkaç noktaya dikkat çekmek istiyorum: TSK içinde Balyoz ve çeşitli adlarla yüzlerce Atatürkçü subaya kumpas kurulup da “Darbe yapacaklardı” diye mahkemeye düştüklerinde, iddianamelerde yer alanları 15 Temmuz gecesi bire bir yaptılar!

Şehirlerin üzerinde F-16’ları uçurdular, bombalar attılar, gazetelere, televizyonlara, kurumlara el koymaya kalktılar.

Ozaman kumpasa kurban giden askerleri dinleseler ve bir bir ismi verilen bu elemanları takip etseler, gerekli önlemleri alsalardı, 15 Temmuz'u yaşamayacaktık.

Hatırlayın cemaatçilerin en önemli kurbanlarından Albay Dursun Çiçek, "Hava Kuvvetlerinin üçte biri cemaatçi” iddiasında bulunduğunda şaşırmıştık.

MİT’e ve dönemin başbakanına uzanan girişim olmasaydı o subaylar hâlâ içeride çile dolduruyor olacaktı.

Her kurumun içindeki Fetö’cü örgütlenmeyi kırmaya çalıştılar ama TSK’yı en sona bıraktılar.

Ve öyle anlaşılıyor ki Ağustos’taki YAŞ kararlarıyla tasfiye edileceklerini anlayan cemaatçi subaylar son bir hamleyle ayaklandılar.

Bu rezillik inanın en çok kumpasa uğramış subayları kahretti. TSK’nın içindeki cemaatçi örgütlenmenin yaptığı darbe, bütün askerlerin başını yere eğdi.

TSK’nın itibarı öyle zedelenmiştir ki bundan böyle askeri üniformayla sokakta dolaşamazlar! Terörle mücadele bile başarısızlığa uğrayacak. Çok yazık oldu.

Sivillere gerek var mıydı?

Türkiye’nin yaşanan ayaklanma girişimini bastıracak askeri ve sivil güvenlik gücü yok muydu? Polis ve diğer askerler, bu girişimi önleyemez miydi? Ama halk sokağa çıkmaya çağrıldı.

Ve bu çağrı, Diyanet İşleri Başkanı tarafından camilerden hiç durmayan selalarla tekrarlandı. AKP’nin mütedeyyin kemik kitlesi anında havaalanına, köprülere, medya merkezlerine aktı.

Çoğunluğunun tek silahı, bayrağı ve telefonu, kimisinin ise bıçağı, palasıydı. Ve bu halk korkusuzca tankların önüne yattı.

Uçaklar kalkmasın diye aprona doluştu. Bu demokrasiyi savunma refleksini çok takdir ediyorum.

Ne var ki halkın güvenliği için onların sokağa çıkması tehlikeliydi, bir tek siyasinin burnu kanamadı ama 100’ü aşkın sivil şehit verildi.

Ve halk hâlâ meydanlara çağrılıyor.

Kitleyi sokağa çıkarmak kolay, daha sonra olacakları ise yönetmek zordur.

İstenmeyen görüntüler

Nitekim hiç kimsenin tasvip etmeyeceği olaylar yaşandı. Emir kulu olarak vatani görevini yapan, senin benim çocuğum, erlerin dövülmesi, hatta birinin köprü üstünde başının IŞİD usülü kesilmesi, tabancayla öldürülmeleri gibi vahşet olayları yaşandı.

“Sokakta asker görürseniz ihbar edin” mesajları, “Asker görürseniz vurun” diye de anlaşılabilir. Bunun cadı avına dönüşmesi önlenmeli!

Ve sokağa çıkıp isteyenin istediği kişiyi ‘cezalandırıyorum’ diye öldürebilmesi, medeni bir ülkede yaşanmaması gereken bir başka tür cinnettir!

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.