Kaderimiz alnımıza yazılmış mıydı?

27 Ağustos 2016, Cumartesi 16:00
AA
Afgan kadınları bir zamanlar tayyör ve etek giyer, işlerinde çalışırdı. Ruslar Afganistan’da sosyalizm eğilimli destekli bir hükümet kurdurmuştu ve bu yobazların hoşuna gitmiyordu.

ABD Taliban’ı kurdurdu, iç savaş filan derken bu gün Afganistan yaşanmayacak bir ülke, kadınlar da kıyafet diye çadırların içinde dolaşabiliyor ancak. Irak, savaştan önce kendi halinde bir ülkeydi. Saddam elbette bir demokrasi şaheseri değildi, ama insanların evi barkı ve işi vardı. Kimyasal silah var diye Irak’a girip Saddam’ı devirdiler.

Bunun kocaman bir yalan olduğu ortaya çıktı. Şimdi Irak’ta müthiş bir kaos var, mezhep savaşları tam gaz, birbirlerini öldürüyorlar. Libya’da sağlık, eğitim hizmetleri parasızdı. Kaddafi deli görünüyordu ama, petrolden kazandığı parayı halka harcıyor, Türk müteahhitler de yatırımlardan büyük paralar kazanıyordu. Herkesin evi, işi, parası vardı. Özgürlük pek yoktu, nerede var ki? Kaddafi’yi yerlerde sürüklediler, Libya’da şimdi hiç bir şey yok!

Suriye parçalanıyor

Suriye? Daha bir kaç yıl öncesine kadar Halep’te kebab yemeye gidiyor, alış veriş yapıyorduk. Sıradan bir Ortadoğu ülkesiydi. Esat, henüz Esed olmamıştı, tatile Türkiye’ye geliyorlardı.

Bazı iç karışıklıklar vardı ama iç işleriydi. ABD bizi kışkırttı, biz içeridekileri kışkırttık. Bugün Suriye’de kimin eli kimin cebinde belli değil. IŞİD, YPG, ÖSO, Rejim, İran, Rusya ve ABD savaşıyor! Kim kiminle savaşıyor, bazen karışıyor. Milyonlarca Suriyeli göç etti, ölenlerin sayısı belli değil, kalanlar perişan.

Sıra bizde mi?

Sırada Türkiye var deniyordu, inanmıyorduk. Türkiye son bir buçuk ayda, bir darbe teşebbüsü atlattı, her gün bir yerlerde bombalı kamyonlar patlıyor, suikastler düzenleniyor.

Günlük şehit sayısı onun altında düşmüyor. FETÖ, IŞİD, PKK, üç koldan saldırıyor. Sonumuz hangisine benzeyecek korkusundan hepimiz ruh hastası olduk. Bu kader mi, dur diyebilir, karşı koyabilir miydik? Çok mu saftık da kandırıldık? Dik durduk onun için mi cezalandırılıyoruz?

Hâlâ kurtuluş var mı? Hamaset yapmadan, bilen cevap versin! Ben bilemiyorum!

Mapusta dik durmasını bilmek lazım!

Aslı Erdoğan, cezaevinde tutukluluk koşullarını anlattı ve dedi ki: “Hiç havalandırılmaya çıkarılmadım. İlaçlarım verilmiyor. Su verilmiyor. Sadece yoğurt yiyebiliyorum.

Vücudumda kalıcı hasarlar oluşturacak şekilde muamele yapıyorlar. İnatla direnmesem bu koşullara dayanamazdım. Eşim ve çocuğum olmadığı için annemi ve ölü kedimi özlüyorum.”

Bakanlık yalanladı

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü bu iddialara bir cevap verdi. Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde kalan Aslı Erdoğan’ın kendi isteği üzerine tek kişilik odada kaldığını, günde en az bir buçuk saat havalandırmaya çıkarıldığını, kurum kantininden aldığı 18 litre suyun kendisine teslim edildiğini, kurum doktorunun muayenesi sonrası reçete edilen ilaçların kendisine verildiğini, ayrıca temiz çarşaf ve nevresim verildiğini” açıkladı. Hangisine inanalım bilemiyorum.

Serbest bırakılmalı

Ancak aynı cezaevinde kalmakta olan mesela Deniz Seki’den bu konularda hiçbir şikayet duymadık.

Elbette Aslı Erdoğan tutuklu kalmamalıdır. İsnat edilen suçlar hiç ciddi değil, yargılanacaksa da tutuksuz yargılanmalıdır. Ve fakat, bir siyasi hareketi destekleyen kişi, cezaevine girdiği zaman dik durmasını da bilmelidir. Ölü kedimi özlüyorum, su bile vermiyorlar türü ancak roman yazarlığında geçerli ifadeler siyasi militanlıkla bağdaşmıyor, ciddi de olmuyor.

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.