Kamu spotlarını İBB de kullanabilir

06 Aralık 2016, Salı 16:00
AA
İstanbullular trafik sıkışıklığından kurtulmak için metro, metrobüs, tramvay, otobüs kullanmaya alıştı. Ama bu araçlardaki düzene alışamadı! Kamu ulaşımında engellilere, yaşlılara, çocuklu kadınlara öncelik ve yer verilir. Asansörler valizli, çocuk arabalı, engelli, yaşlılar içindir. Biz gençlerimizi eğitememişiz ki, onlar herkesden önce koşturup asansörü kullanıyor; çocuk arabalı kadınlar, yürüyen merdivende eziyet çekiyor. Gençler metrobüste, üstelik de yaşlılar için ayrılmış koltuğa kaykılıp, kulaklıklarını takıp uyur moduna geçiyor ki kimseye yer vermek zorunda kalmasın. Bazen yanlarında büyükleri oluyor, gençleri yer vermek konusunda uyarmıyorlar. Büyükşehir araçlarının ekranlarında çılgın sporlar yapanlar kadar bu araçlarda nasıl davranmak gerektiğini gösteren kamu spotları yayınlansa etkili olur. Erkeklerin bacaklarını toplayıp oturmalarını bile örnekleriyle gösterebilir. O ekranlar sadece eğlendirici değil, eğitici de olmalı değil mi?

 Yanlış mücadele zarar verir

 Cumhurbaşkanı Erdoğan, her ne kadar mutlak hakim gibi gözükse de FETÖ’yle mücadelede yalnız bırakıldığından şikayetle kendi partisine ve yandaşlarına sitem ediyor, hatta yapılan temizlik operasyonunda “At izi it izine karışmamalı” diye sık sık uyarıda bulunuyor. Ortada olan bir gerçek varsa o da darbe girişiminin hemen ardından başlatılan “temizlik” sadece FETÖ’cüleri değil, sol görüşlüleri, barış bildirisine imza atmış akademisyenleri, Eğitim-Sen üyesi öğretmenleri, gazetecileri ve hatta tüm bunların yakınlarını da kapsıyor. Birisi işinden ihraç edildiğinde başka bir işte de çalışamıyor, kendisinin ve ailesinin de işleri ve hatta pasaportları da iptal ediliyor. Bu uygulamaların kraldan çok kralcı zihniyetle yapıldığı, sayının yüzbinleri çok aştığı ortada. Hayatları boyunca Fethullah’la mücadele etmiş, subay, öğretim üyesi ve gazetecilerin bu yapıya bağlı olmakla suçlandırılmaları malum bazı medya tarafından da teşvik ediliyor. Bu operasyonların içinde en az binlerce çalışanı olan Doğan Grubu’nun olması anlaşılan bazılarını kıskandırıyor ki sürekli hedef gösteriliyoruz. Hemen bütün çalışanlarının bu yapıyla fikren ve yaşam biçimi olarak ne kadar ters düştüğü, nasıl mücadele ettiği ve hatta bazı yazarlarını bu uğurda kurban verdiği ortadayken Ankara Büro’dan bir yöneticinin bu oluşumla ilişkilendirilmesi bizi sadece üzer. Gerçeğin bir an önce ortaya çıkmasını beklemekten başka ne yapabiliriz? KHK’lar tarafından yapılan bu işlemlere karşı da çıkılamıyor

 Kimi savunduğuna dikkat edeceksin

 CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Adana’da yaptığı mitingte tutuklu gazetecileri de isim isim andı. Gazeteci, fikirleri yüzünden yargılanıyorsa tutuksuz yargılanmalı. Ama içlerinden ikisinin adını anıp da meydanı dolduran ahaliye bir de alkışlattırınca orada olmayan bütün muhalifleri ayağa kaldırdı. Çünkü bu iki isimden biri Ahmet Altan, TARAF Gazetesi’ni çıkaran ve Ergenekon, Balyoz operasyonlarının fitilini ateşleten, tutuklanan gazetecilere “Onlar gazeteci oldukları için tutuklanmadılar” diye yazan, Türkan Saylan’ın ölümünden sonra “Daha karpuz kesecektik” manşetini bile atmaktan utanmayan yayınlar yapmışlardı ve hepimizin yüreği onlara taş! Nazlı Ilıcak için fazla bir şey yazmaya gerek yok. FETÖ’cülerle iş birliği yaptı, eline tutuşturulan sahte raporlarla tutuklu aydınları darbecilikle suçladı. Kılıçdaroğlu, yanağına tokat atana öbür yanağını uzatacak bir peygamber değil, kitlesinin duygularını düşünmesi gereken bir siyasetçi. Keşke bu yanlışı yapmasaydı. Hâlâ Ekmeleddin Bey’in adaylığı sırasında söylediği “tıpış tıpış gidip oy verecekler” sözünün yarattığı öfkeyi unuttaramadı

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.