Yazgülü Aldoğan ‘Kardeşini doğurmak’ yaygın!
HABERİ PAYLAŞ

‘Kardeşini doğurmak’ yaygın!

Öyle konular vardır ki kimse konuşmak istemez, kimse uğraşmaz, tabudur, tehlikelidir, dokunanın eli yanar, herkese lanetli bir leke gibi yapışır, kirletir. Ve acıklı olan, en çok da mağdur, yardım edileceğine cezalandırılır.

İşte o konu, güçlünün güçsüze yaptığı tacizdir ve bunun daha da vahimi ensest, yani birinci derecede akrabalar arasında yaşananıdır. Türkiye’de ne kadar yaygın bilmiyoruz, çünkü saklanıyor. Bir haberci, Büşra Sanay, bir haber yaparken konuya daldı, çıkamadı.

Ensest mağdurları, aileleri, suçlular, avukatlar, cezaevi yetkilileri, rehber öğretmenler, psikologlar, yani olayın bütün taraflarıyla görüştü.

Haber diye başladığı dosyası, Türkiye’nin Ensest Raporu’na dönüştü. “Kardeşini doğurmak” adını verdiği bu kitap - dosya, yenilir yutulur gibi değil. Tam da o görmek istemediğimiz gerçeklerden olduğu için, yazarın imza günü yapmak istediği iki AVM, bu talebi reddetti ya da vazgeçti!

Oysa onlara ne değil mi? Kitap bilimsel, gerçek ve doğru. Bunlar yaşanırken razıyız da konuşmaya mı dayanamıyoruz? Aslında okumaya da dayanmak kolay değil. Büşra Sanay, mağdur ifadelerini, avukatların tanıklıklarını yayınlıyor. Aslında mağdurlar güçsüz.

Babanın, dayının, ağabeyin, dedenin tacizine uğramış, önce ne olduğunu anlamamış, sonra canı acımış, korkmuş, iğrenmiş, ama karşı koyamamış, tehdit edilmiş, psikolojisi bozulmuş küçük çocuklar.

Ya bana inanmazlarsa diye anlatamamış, ya bana ya da aileme bir kötülük yaparlarsa diye anlatamamış ve anlattığı zaman da başına gelmedik kalmamış. Çünkü adli mekanizma çok acımasız: çocuğun ifadesinin alınması, muayenesi, mahkeme önüne çıkarılması, hakimin sorgulamasına muhatap olması, zaten maddi manevi taciz edilmiş çocuğa ikinci bir eziyet oluyor.

Bir çok vakada sanık tutuksuz yargılanıyor, iyi hal indirimi alabiliyor, beş on yıl yatıp çıkıyor! Büşra Sanay’ın kitabı, Aile Bakanlığı’na, anne babalara, eğitimcilere, hakimlere, hepimize yol göstermeli. Çocuklarımızı, kadınlarımızı koruyalım. Onlara en büyük tehlike, evin içinde, en yakınlarından, en yakından!

Bizde kadına şiddetin alası var ama filmi yok!

‘Velayet’, yönetmenin ilk filmiymiş. Sade, duru ve ne dediğini lafı uzatmadan anlatan bir film: Kadına karşı şiddet, yaşayan bilir! Konu o kadar tanıdık, adamın tavırları o kadar bildik, kadının ve çocuğun yaşadığı şiddet ve dehşet o kadar sıradan ki bizim için, film boyunca adeta dövündüm: Niye bir Türk yönetmen böyle bir hikayeyi çekmedi, çekmiyor?

Sadece bunu işlemiyor da illa yanına üç beş mesele daha katıyor? Oysa bir olayı, konuyu etraflıca masaya yatırdığınız zaman ne kadar iyi bir iş yapmış oluyorsunuz ve seyircinin kafasına da mıh gibi çakıyorsunuz. Velayet, aslında karmaşık ve havada duran klasik Fransız filmlerine hiç benzemiyor.

Antoine, kendisinden ayrılmak isteyen eşi ve çocuklarının peşini bırakmamakta, kaçmak için başka bir şehre taşınan ailesinin peşinden gelmekte ve mahkemede henüz reşit olmayan oğlunun görme hakkını takip etmektedir.

Oğlu ise babasını görmek istemediğini beyan etmiştir ama kurtuluşu yoktur. Eski eşini, çocuklarını kendisine karşı doldurmakla suçlamakta ve eşi üzerinde hala hak iddia etmektedir. Maalesef başka ülke, başka erkek farketmiyor.

Her gün bir benzerini okuduğumuz asayiş haberi: Boşanmak isteyen karısını ve çocuklarını görmek istedi. Çocuğu vermek istemeyen anneyi mecbur bıraktı ve hatta oğlunu boğarak öldürdü, karısına da çocuğu öldürdüm diye telefon etti haberini daha geçen ay okumadık mı?

Neyse ki Fransız polisi daha becerikli, Antoine, silahla evi basıyor ama gerisini izleyin. Küçük Julien, korktuğu babasının yanındaki çaresizliğini çok iyi oynuyor. Şiddet uygulayan baba rolünde Denis MÈnochet, kendinden nefret ettirmekte çok başarılı.

Xavier Legrand ise bu ilk filmiyle Venedik’te 2017 Venedik Gümüş Aslan En İyi Yönetmen, Geleceğin Aslanı ödülünü almış. Aynı yıl San Sebastian’da ise İzleyici Ödülü’nü. Ben de kendisine kocaman bir Bravo diyorum.

Filmin tanıtım yazılarında anneyi nasıl olup da aşırı korumacı olarak lanse ettiklerine ise inanamıyorum. Bir anne olarak elbette kendisine ve çocuklarına şiddet uygulayan adamdan kaçmak için elinden geleni yapacak. Türk yönetmenlerden de böyle bir film beklemek hakkımız değil mi?

Sıradaki haber yükleniyor...
holder