Kendi milletvekiline sahip çıksa

08 Aralık 2012, Cumartesi 05:00
AA

Millet dayak yer de vekili eksik kalır mı? O da dayak yedi! AKP Ağrı milletvekili Fatma Salman’ın dokunulmazlığı kocaya sökmedi. Onun koca dayağı yemesi, bu toplumda kadının koca şiddetinden kaçabilmesi için ne ekonomik durumunun, ne kariyerinin, ne bulunduğu mevkinin kâr etmediğini göstermesi bakımından iyi bir örnek. Ağrı’dan bir kadın milletvekili çıkmasına sevinmiş, takdir etmiştim.

Ama Ağrılı bir erkek, o kadına şiddet uyguladı, daha önce yaşadığım bir olay nedeniyle edindiğim izlenim pekişti: Ağrılı erkekler kara listemde! Bir başka düş kırıklığını da Başbakan ve Emine Hanım yaşattı. Şu ara muhafazakar oylar peşinde oldukları için şöyle yüksek sesle kendi milletvekillerine sahip çıkmaktan bile kaçındılar. Başbakan’dan “kadına kalkan el kırılacaktır” diye slogan atsın beklentim yok elbet; ama Fatma Salman’la beraber çektireceği bir fotoğraf, bir “bu olayı tasvip etmiyoruz” cümlesi bile ne çok şey değiştirir! Bunu bildiği halde yapmaması çok acı değil mi?

[[HAFTAYA]]

Yelek yerine hırka!

Karadeniz, Şile’de kaybolan denizcileri hala geri vermedi. O kadar kuvvetli fırtınada koskoca gemiler bile batma tehlikesi geçirirken kurtarma çalışması yapmak için Kıyı Emniyeti’ne bağlı bir kurtarma botunun gönderilmesinin hesabı da verilmedi üstelik. Ve verilmeyecek gibi görünüyor. Oysa uzakyol kaptanları bu gibi durumlarda Deniz Kuvvetleri’nden açık denizlerde kullanılacak kurtarma gemisi istenmesi gerektiğini söylüyor.

Bizim gözümüz karadır. Bırakın açık deniz kurtarma gemisini, kayalıklara savrulup tutunmaya çalışan ve bir dalgayla kaybolup giden kaptanın üzerinde cankurtaran yeleği bile yoktu! Ne başında kask, ne bir şey... Televizyonlar haberi defalarca gösterdi: Mendireğin üzerinde koşuşan balıkçıların, yardım görevlilerinin üzerinde mont bile yoktu, hırkaylaydılar! E sen onu bu kadar ciddiye almazsan deniz ne yapsın? Üzerinde duruyoruz, ders alalım da bir daha yaşamayalım diye!

Bir zamanlar İnci’de...

Siz hiç İnci’de profiterol yediniz mi? Yemediyseniz, yazık olmuş, İstanbul’u İstanbul yapan şeylerden birini kaçırmışsınız. Profiterol, çikolatalı bir tatlı. İçinde beyaz kreması olan hamur toplarının üzerine çikolata sosu dökülüyor. İnci de 1944 yılında açılmış, İstiklal Caddesi’nin tam ortasında, gelenin geçenin girip profiterolünü yediği pastane. Bulunduğu tarihi bina yıkılıp baştan yapılacak diye İnci tarih oldu!

Şanghay, Çin’in en çarpıcı kentiydi. Şimdi, sıradan bir Amerikan kentinden farkı ve anlamı yok. Sadece içinde Çinliler dolaşıyor! İstanbul’da da anılarımızın olduğu hiç bir yer, hiç bir yapı kalmıyor. Markiz Pastanesi’ni yıkamadılar ama ucuzcu lokanta yaptılar. Emek Sineması ve İnci Pastanesi’nin olduğu yere de kocaman bir AVM yapacaklar, Arap turistler ucuz alışveriş yapacak, İstanbul İstanbul olmaktan biraz daha çıkacak.

‘Açlığa Doymak’ şaşırtıcı bir üçlü ve konu

‘Açlığa Doymak’ Zübeyr Şaşmaz’ın ilk filmi değil elbet. Ama ben ‘Kurtlar Vadisi’ ile ilgili olmadığım için atlamışım ‘Kurtlar Vadisi-Filistin’i, yeni bir yönetmen diye gittim. Hani neredeyse sırf Mete Horozoğlu’nun adına güvenip. İlk şaşkınlığım, iyi bir çekim ve teknik profesyonellik oldu. Üstelik film, bizde sık yapıldığı gibi sinemanın biraz ruhuna aykırı biçimde, tek elden çıkma: Yapım, senaryo ve yönetim Zübeyr Şaşmaz! Yapım ve yönetimi bu kadar başarılı filmin, sadece senaryosu tekliyor. Birbirinden çok farklı konum ve koşullarda yaşayan üç kahramanın yolları zaman zaman kesişiyor. Ortak paydaları açlık! Tam da kamuoyunun açlık grevleriyle yüz yüze geldiği bir ortamda film aslında taraf tutmayan, sakin bakış açısıyla kimseyi memnun etmeyecek! Oysa ben en çok da bu cool tavrını sevdim! Biri kendi halinde bir tıp öğrencisiyken ağabeyi yüzünden örgüte katılıp açlık grevine kadar giden bir genç kız...

Diğeri, eşini ve çocuklarını bir terör olayında kaybedince intikam duygusuyla savrulan ve tarikat çevrelerine katılıp “halvet”e giren bir gazeteci... Böylece ‘halvete girme’nin de alışık olduğumuz anlamı dışında kendini açlıkla terbiye etmek olduğunu öğreniyoruz. Diğeri ise sevdiği adamla ayrı dünyaların insanı olduğu için beraber olamamanın depresyonuyla şişmanlayıp zayıflama mücadelesi veren bir kadın...

Birbirinden bu kadar kopuk ve birbirine değmeden kendi dünyalarında yaşayan insanlar tam da günümüzün Türkiye manzarası! Profesyonel makyaj ve oyunculuk, hele Mete Horozoğlu, çok başarılı! İki saat sıkmıyor ve iz bırakıyor. İlgi çekecek ve tartışılacak bir film. Ama yönetmenin de belirttiği gibi ne gişe başarısı beklenir, ne de farklı grupları tatmin eder. Sanat çok nankör bir iş!

Sıradaki haber yükleniyor...