Kız çocuğu 'Kadın Oyuncu' olur mu?

13 Ocak 2013, Pazar 05:00
AA

Oscar adayları açıklanınca en iyi kadın oyuncu dalında ne olacağı da tartışma konusu oldu. Bu yıl ödüle aday iki “en iyi kadın aday”dan biri 85, biri 9 yaşında! Haneke’nin AŞK filmini izlediniz mi? Ünlü Fransız oyuncu Emmanuelle Riva, ölüme yaklaşan ve kendi kendine yetemeyen, bunu da gururuna yediremeyen emekli piyano öğretmeni rolünde hepimizin içini burkan oyunuyla Oscar’a aday. Henüz görmedim ama Düşler Diyarı filminin küçük oyuncusu Quvenzhne Wallis de! Benzer bir tartışmayı geçen yaz 49. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde de yaşamadık mı?

“En iyi erkek oyuncu” dalında Kadir İnanır, Elveda Katya’da iyi bir performans sergilemişken ödülün Güzelliğin On Para Etmez’deki rolüyle 13 yaşındaki Abdülkadir Tuncer’e gitmesi, yılların oyuncusuna atılmış bir çelme olarak değerlendirilmedi mi? Bence de yılların oyuncularını çocuklarla aynı kategoride yarıştırmak yanlış. 9 yaşında bir çocuk nasıl olur da “En iyi KADIN oyuncu” dalında yarışır? Kimi sanatçılar yıllardır sinemada oldukları halde hala “umut veren oyuncu” ödülleri alırken 13 yaşında bir çocuk “En iyi ERKEK oyuncu” ödülünü alıyorsa tuhaflık var bu değerlendirmede. Çocuk yıldızlar belki de daha büyük ödüllere layık. Ama onları kendi kategorilerinde yarıştırmak koşuluyla.

[[HAFTAYA]]

Anna Karenina ve Karaoğlan!

Söz sinemadan açılmışken görmediyseniz Anna Karenina’yı izlemenizi tavsiye ediyorum. Tamam ben de bu filmi en az üçüncü kez, değişik versiyonlarından izlemiş bulunuyorum, ama bu seferkinin tadı başka. Bir dönem filmi, insanı hem o dönemde yaşıyormuşcasına alır götürür mü tarihin içine, hem de “Hoop seyirci, dalmayalım, bu bir sanat eseri, bırak aşkı meşki, bak işçiler nasıl da ölüyor tren altında” diye uyaracak kadar da gerçekçi olabilir mi? Evet, başka çok güzel filmler de var vizyonda ve ben hâlâ Pi’nin Yaşamı’nı görmedim, kısmetse bu hafta sonu. Muhtemelen siz, yine koştura koştura Cem Yılmaz izlemeye gideceksiniz ve haklısınız, bir sinema bileti parasına bu kadar da mı gülünür canım! Umut Işığım’ın da çok iyi yazılanalra bakılırsa ve hava da yağmurlu, soğuk ve tatsız olduğuna göre, yaşasın salonda seyredilen sinema keyfi! Hatta çizgi film meraklıları Karaoğlan’la bile soluklanabilir! Yani seç beğen al!

Ahtapotun kolları bir değil

Tam da adaya bir televizyon aleti gönderilmesi emrini vermişken Başbakan, Paris’ten üç PKK’lı kadının infaz haberi geldi ya. Apışıp kaldık! Aslında şaşılacak bir durum yok. Bunca yıldır kopan gürültü ve akan kan, herhalde Apo’nun odasına televizyon konsun diye değildi. Her ne kadar Apo, “en önemli aktör benim” klişesini beyinlere kazımak için T.C. sınırları içindeki militanlarını iyi kullandıysa da, bu işin Kandil’i var; daha da önemlisi Avrupa ayağı var! Nitekim Fransa Cumhurbaşkanı Hollande bile, öldürülen kadınlardan biri için “Kendisiyle sık sık görüşürdük!” diyor. Ki muhtemelen T.C.’nin Paris’deki büyükelçisiyle bile bu sıklıkta görüşmüyordu!

Hani Kürt sorunu mu, terör sorunu mu sorusuna gelip tıkanıyoruz ya, şaka bir yana, Apo’yu ev hapsine çıkarmakla da bitmez ki. İşin içine uyuşturucu trafiğinden tutun, haraçtan toplanan paraların da girdiği çok büyük bir ekonomik, silahlı, örgütlü güç giriyor ki bunların derneği var, militanı var, tetikçisi var, ayakçısı var, yöneticisi var. Onlar ne olacak? Silahlı eylemleri çekip aldığınız zaman ellerinden güç biterse “organize işler” yürür mü? Bu iş sancısız olur mu? Vazgeçelim diye söylemiyorum ama derin devlet filan işi değil, derin devlet masada zaten; PKK’nın dışlandığını, güçsüzleştirildiğini düşünen bir kanadı yaptı bu işi. Bak biz neler yaparız demek için. Böyle bir ölümü hak etmiyorlardı hiç kuşkusuz da; hani neredeyse “şehit” muamelesi yapmaya kalkılan hanımlar da terör örgütü PKK yöneticileri, hatırlatırım.

Oyuna gelince var, okumaya gelince yok!

İnterneti en çok kullanan ülkelerden biriyiz, Facebook deyince birinciyiz, ama bilişim okuryazarlığı denince sonuncuyuz! Ne yapıyoruz peki internette? Oyun oynuyoruz! Dijital oyuncu sayısı 20 milyona, düzenli okey oynayan sayısı ise 10 milyona çıkmış! Bu interneti, Türkler oyun oynasın diye mi icat ettiler, hoop? Oyun oynamadıkları zaman ne yaptıklarını da ben söyleyeyim: seks köşelerine takılıyorlar! Hadi bilemedin chat yapıyorlar, o da aynı amaçla! Şaşılacak bir şey yok, aylardır çok satan kitap listelerinde ne var? 1. Grinin Elli tonu. 3. Özgürlüğün Elli tonu. 4. Karanlığın Elli tonu.

Seksten vazgeçerim, internetten geçmem!

Hemen düzeltiyorum: Sadece bizde değil.ABD’de de Fransa’da da bu kitaplar şaşılacak bir biçimde en çok satan kitaplar listesinin ilk üçünü işgal ediyor, hem de aylardır! Ne elli tonmuş birader, ne elli tonmuş. Yani demek ki ne, 21. yy insanı, ya internette oyun oynuyor, ya kitap okuyorum ayağına cinsel fantezi kuruyor. Zaten neredeyse sanatın bütün tonları da seksin bütün tonları üzerine yayılıp gitmiyor mu! Merak ediyorum, sekse bu kadar meraklıysak “ekşın” var mı ekşın? Iııh! Zaten seksten vazgeçerim de internetten vazgeçmem diyenlerin yüzdesi de hayli yüksek! Üstelik bu daha internet kuşağının otuzlu yaşlarına gelmeden. Biz göçmenken. Bizim kuşaklar göçüp gittikten sonra internetin içine doğmuş kuşakların çağında ya doyum noktasına ulaşıp biraz sakinleyecekler, ya da hepten kafayı yiyip internette yaşayıp ölecekler!

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.