Kürt ayaklanmaları ve ölümler

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

En yüksek makamdan, Cumhurbaşkanı’ndan geliyor rakam: “215’i asker, 133’ü polis, 7’si korucu olmak üzere 355 şehit verdik.

Aynı dönemde 5 bin 359 terörist etkisiz hale getirildi.” Bu rakamlar sıradan bir terör harekatı rakamı olabilir mi?

Pazartesi itibariyle üstelik. Geçen üç günde daha da arttı.

Bunun tercümesi şudur: Bu bir ayaklanma ve tüm güçle bastırmadır! 13’ü Osmanlı, 23’ü Türkiye Cumhuriyeti boyunca olmak üzere, PKK hariç, 36 Kürt isyanı var tarihimizde!

PKK ise 1984’te hayatımıza girmiş. 1999’da bitti deniliyor.

Sonra bir iki derken ayaklanmaya dönüşüyor.

Özür dileyecek mi?

Erdoğan, başbakanlığı döneminde Meclis’te yaptığı bir konuşmada CHP’nin tek parti iktidarında on binlerce Kürdü öldürdüğünü anlatarak “Kılıçdaroğlu özür dile, sen dilemiyorsan Türkiye Cumhuriyeti adına ben diliyorum.

CHP’nin geçmişinde bunlar var, bizim geçmişimizde yok” demişti. Şimdi AKP’nin geçmişinde de başarısız çözüm süresiyle başlayan operasyonlarda 3 ayda 5 bin 359 ‘isyancının’ öldürülmesi var.

Cumhurbaşkanı yeniden özür dileyecek mi? Sadece Kürtlerden değil, 300-400 şehitten ve ailelerinden de?..

Ne kampta, ne sokakta

Suriyelilerin yerleştirileceği kamplar için seçilen yerler manidar. Maraş ve Manisa’daki kamp yerlerine bölge halkının itirazları sürüyor.

Zaten Suriyelilerin çoğu da bu kamplarda oturmak istemiyor, parası olan şehirlere yerleşiyor.

Büyük şehirlerde dilencilik yaptırılan en az 2 bin Suriyeli olduğu söyleniyor. Kadınların kucağında birer bebek, eteğinde kir pas içinde ikişer üçer çocuk.

Önceki gün birinin emzirdiği bebeği kucağında ölmüş, kuytuya atmış, kaçırdılar diye de ortalığı ayağa kaldırmış. O koşulda yaşamaz ki bebek.

Bir gece soğukta eve gitmek için koşturuyorum; karanlıkta bir çocuk ağlaması duydum. Suriyeli bir anne, kaldırıma yatırdığı bebeğinin altını temizlemeye çalışıyor!

Bu acıları yaşatanların da başına gelsin inşallah!

Can gitti, mal da gidiyor!

PKK’nın ayaklanması tankla topla tüfekle bastırılıp can kaybı yanında ortada bina da kalmayınca hepsini yıkıp baştan yapalım dediler ve Sur bölgesini toptan kamulaştırıverdiler.

Şimdi haklı olarak sivil halkın feryadı ayyuka çıkıyor: Orada evi barkı, eşyası olanların hakları ne olacak? Sulukule örneği ortada, aynısı yapılacak. Evi geçtim, o insanlar eşyalarını, iki anı fotoğraflarını bile alamadan kaçtı oradan!

Şimdi hafriyat içinde eşelenip ağlıyorlar. Kamulaştırılanlar arasında bir Süryani kilisesi var, oteller var.

Diyarbakır Barosu Danıştay’a başvurdu. Bu iş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden bile döner.

Selamün aleyküm değil günaydın desek?..

AKP zihniyetinin Türklükten çok Arap dünyasına yakınlığı malum. Memleketi tam Araplaştıramayınca 3-5 milyon Suriyeli mülteci alıp maksatlarına yaklaştılar!

Başbakan Davutoğlu son güven krizini “selamlaşma”yla aşmayı öneriyor. Herkes birbirine “essalamün aleyküm” diyecekmiş. Niye?

Günaydın, merhaba, iyi günler desek de ne dediğimizi anlasak fena mı olur?

Kızlarına koyduğu isimleri (Seffure, Meymune) telaffuz bile edemediğim Davutoğlu’ndan başkası beklenmez, selam bile Arapça çıkıyor!

Bedel ödensin de ne için ve nasıl?

“Tutuklandık” Can Dündar’ın son kitabı. Okumaya başladığınızda siz de “tutuklanıyor”, bitirmeden bırakmıyorsunuz! Can, zaten iyi bir yazardır, duygusaldır, kitabın yapraklarına tıp tıp dökülüyor gözyaşları, hele sonuna doğru.

Çünkü pek dik durduğu ilk günlerin aksine, kendisi de sonuna doğru burulmuş, yorulmuş. İyi ki yazabiliyor, hem oyalanmış, hem üretmiş, müthiş çalışmış. Zaten kendisi de bir yazarın geçireceği son aşamanın hapse girmek olduğunu vurguluyor.

Darp yok, tecrit var

Hele Nazım’dan Orhan Kemal’e eskiler, koğuş ortamından, orada rastladıkları insan malzemesinden ve çektikleri acılardan çok deneyim kazanmıştı. Şimdi F tiplerinde koğuş yok, tecrit var.

Tek kişilik hücrelerde, insan yüzüne, sesine hasret, bir başına kalıyorsunuz. İşkence, darp yok ama tecrit de müthiş yıpratıcı.

Silivri’de haksız yere özgürlüğünden alıkonulan, başta Balyoz, Ergenekon tutuklusu subaylar, Oda TV davası sanıkları Nedim Şener ve tüm gazeteciler sağ elleri yorulunca, sol elleriyle kağıtlara yazarak ciddi bir kitaplık oluşturacak kadar eser verdiler. 

Tarihe not

Acı ve direnişin ilmek ilmek örüldüğü o kitaplardan Silivri’yi kalmış kadar tanımak mümkün. Can Dündar’ın “casus”luk suçlamasıyla bir kaç müebbetle yargılanmasına neden olan MİT TIR’ları haberini nasıl yayınladıkları ve bilerek bu serüvene atıldıklarını anlattıkları kitabı tarihe adalet, özgürlük ve baskı düzeni hakkında bir not düşüyor.

Can ve Erdem’in 1 Nisan Cuma günü, yarım kalan duruşmasında tekrar tutuklama kararı çıkmaz inşallah. Ama dilerim kitaplar sürer!

Yazarlarımızdan

23 Haziran 2021, Çarşamba 14:42
23 Haziran 2021, Çarşamba 07:01
23 Haziran 2021, Çarşamba 07:01
Sıradaki haber yükleniyor...
holder