Öz'ün balyozu spora indi!

YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Pazar sabahının bombası yeni tutuklamalardı. Ama hayret, artık kanıksanmış ve çoğunluğun umrunda olmadığı Balyoz ve Ergenekon davalarından değil, bu kez futbol dünyasında patlayan bir şike bombasıydı. An itibariyle 50 kişiyi bulan şüphelilerin çoğu camianın önemli ve tanınmış isimleri. Yanına salavatla girilen bu isimler şimdi nezarette geceliyor, sorgulanmayı bekliyor. Adalet herkes için eşit işlesin, ne güzel! İki-üç yıl önce başlayan gözaltına almaları, tutuklamaları hatırlayın.

[[HAFTAYA]]

Herkes bunun kısa sürede netliğe kavuşacağını, çoğunun salıverileceğini düşünüyordu. Ama ne oldu? Tahliyelerin kategorik olarak reddi ile üç yılı bulan tutukluluk süreleri, giderek ordunun en üst kademelerine tırmanan tutuklamalarda ikna edici delil ve gerekçe gösterilmemesi, yapılan savunma ve delil çürütmelerin mahkemelerde kulak ardı edilmesi, sadece bu kişilerin yakınlarını değil, toplumun hassas bir kesimini de çok rahatsız eder noktaya gelmişti.

Mecliste yaşanan yemin krizi bile, tutukluyken milletvekili seçilen kişilerin tahliye taleplerinin reddinden kaynaklanmıyor mu? Asla “Aynısı başlarına gelsin” demiyorum. Spor basınının bütün yorumcuları ‘bir kaç gün içinde serbest bırakılırlar’ havası içindeler. Ya olmazsa? Ya Zekeriya Öz, Ergenekon sanıklarına yaptığı gibi bu insanları da yıllarca içerde tutmaya kalkarsa?.. O zaman zorunlu olarak empati yapıp anlayacak mısınız “Tutukluluk cezaya dönüştü” feryatlarının haklılığını?

Sivil polis, resmi polis farkı

Şimdi anlatacağım olay, ayniyle vaki, başımdan geçmiştir! Cumartesi akşam üstü, Galata ve Tünel’de İKSV’nin Beyoğlu Belediyesi’nin katkısıyla düzenlediği caz şenliği var... Her köşe başında bir orkestra olacak, müthiş keyifli, sanki Galata New Orleans oluvermiş... Tünel’den Galata’ya inen gençlerin kafalarında kırmızı şapkalar var... İçlerinden biri beni durdurup yol soruyor. Karaköy’e gitmek istiyormuş, elimle gösterip devam etmek istiyorum, “Ama aslında ben wwwww’ya gitmek istiyorum!” diye pis pis sırıtıp sözlü olarak taciz ediyor!

Tepem atıyor, “Defol git” diye bağırıyorum, arkamdan iğrenç sözcükler kullanarak tacizine devam ediyor. Bir an duruyorum; orası benim mahallem, Tophaneli sayılırız, ‘şunun ağzının payını verdirsem mi’ derken genç bir adam yaklaşıyor, cebinden çıkardığı polis kimliğini gösteriyor ve “Bu şahıs bir süredir buradan geçen bütün kadınları taciz ediyor. Biz güvenlik timiyiz. Ancak kimse şikayetçi olmadığı için şahsı alamıyoruz. Onun da yaptığı yanına kar kalıyor, burada durup herkesi taciz etmeye devam ediyor. Lütfen şikayetçi olun” diyor. Şikayetçi olmak mı? Festivale gitmek yerine karakola gitmek, ifade vermek, uğraşmak... Tabii ki kimse gitmez! Ama o adam da her geçen kadına sataşır, polisler de ancak uzaktan seyreder! Bir an düşünüp “Tamam” diyorum, “Karaköy Karakolu’na mı gidiyoruz?”

“Beyoğlu’na gidelim, bu bölge oraya bağlı” diyorlar. Şüpheli şahısla aynı araca binmemek için Galata’dan Galatasaray’a kadar yürüyerek Emniyet Amirliği’ne geliyoruz. Kimsenin yüzüme baktığı yok. Mutfağa girip alelacele ifademi veriyorum genç polise. “Bu ne biçim ifade?” diyorum, rapor yazıyormuş karakola vermek için. Şahsı da getiriyorlar, bir kaç sabıkası varmış. Karakol bölümüne gidip resmi kıyafetli bir polisin karşısına oturuyorum. Bana karşı tavrı, Tarlabaşı’nda esrar satarken yakalanmışım gibi küçümseyici, aşağılayıcı! Hatta bana mı söylediğini anlamadığım için cevap bile vermiyorum. “Kadın, yabancı mı?” diyor! Neredeyse sanık olacağım! Kendisine şikayetçi olduğumu anlatıp durumu özetliyorum. O zaman Aziz Nesin’in hikayelerinde kaldığını sandığım bir “benim bölgeme girmiyor” tartışması başlıyor!

“Bana ne?” diyor memur, “Karaköy’e gidin, tuttuğunuzu buraya getiriyorsunuz!” Adamın bana hangi sokak ve numaranın önünde laf attığı, attığı laftan daha ciddi bir tartışma konusu haline geliyor. İçim bayılıyor! Zavallı sivil memurlar tuttukları adamı hiç bir şey yapmadan serbest bırakmamak için bana ve resmi karakol polisine yalvarıyor! Ama benim bu komediden fena halde canım sıkılmış. Karaköy Karakolu’na gitsem ne olacak? Cumartesi akşamı bu hakaretamiz tavırları çekmek zorunda mıyım?

“Tacizi sineye çekerim, gerekirse kafasına bir şey indiririm” diyorum. Sivilleri teselli ediyor, kimliğimi zar zor ellerinden kurtarıp kendimi dışarı atıyorum! Benden önce gelmeyenler aptal mıydı? Çok mu lazım sorumlu vatandaş olmak! Şikayetçi olarak bile polisten uzak durmak lazım! Sivil dolaşan güvenlik timi kuruyorsunuz madem, yapın bir minibüs, alın milletin ifadesini bilgisayarda, mobil sistemde... O çocuklar da yaptıklarının bir işe yaradığını düşünerek çalışsınlar. Bu şekilde ne suçlu yakalayabiliyorlar, ne şikayetçi!

Yazarlarımızdan

Sıradaki haber yükleniyor...
holder