Pilotlar ne oldu?

28 Haziran 2012, Perşembe 05:00
AA

Uçak düştüğü andan itibaren gelen haberleri hatırlayalım: “Bir keşif uçağı düştü, pilotlar atladı, kurtuldu.” “Pilotların fırlatma koltuğunu kullanıp atladığı bildirildi.” “Pilotlar Suriye’nin elinde.” “Pilotların botları bulundu.” “Pilotların kaskları bulundu.” Bu bilgilerden sonra büyük bir sessizlik. Hatta ailelere de bilgi verilmiyor. Bu söylentilerin hangisi doğru? Botları ve kaskları bulunan pilotların cesetlerinin bin küsur metre derinlikteki uçakta olma ihtimali, mantıken zayıf! Her şey duruyor da bir botlar mı çıktı yüze yüze yukarı, su üstüne?

[[HAFTAYA]]

Botların bulunduğu doğru gösterilmiş. Kaskların bulunduğunu da Ulaştırma Bakanı Yıldırım açıkladı. Üstelik böylesi durumda subayların hayatta kaldıkları anda bot ve kasklarını çıkarma ve rütbelerini sökme talimatı olduğu da başka bir gerçek. İnanmak istiyorum: Uçak vurulduktan sonra en erken 4, en geç 8 dakika sonra düşüyor deniyor.

Bu, eğer vuruldukları an ölmedilerse, atlamak için yeterli bir süre. Demek ki pilotlar yaşıyor olabilir, ama Suriye’de. Yaşasınlar yeter ki, bir biçimde alırız! Eğer deniz onları bizden aldıysa, niye düzgün bir açıklama yapılmıyor?

Amaç belli ki cezalandırmak

Kemal Gürüz, arandığını duyunca yurt dışındaki tatilini yarım bırakıp döndü, 28 Şubat döneminde YÖK Başkanı olduğu için yargılanmak üzere tutuklandı! Bu cümlede birden fazla yanlış var. O dönemde YÖK Başkanı olmak niye suç? Yurt dışından gelmiş “sanık”ı kaçma şüphesi nedeniyle tutuklamak niye?

Niye ille tutuklama?

Biliyorum, ilk değil, belki yüzüncü, ama alışamadık, soruyorum. Tutuklu yargılanırken merdivenden düşüp beyin kanaması geçiren Em. Org. Eruygur, 7 yaşında bir çocuk hafızasıyla kalakaldı. Tutuksuz yargılanıyor ve duruşmalara gelmiyordu, zorla getirileceği tehdidiyle gelmiş. Sorgusunda rütbesini bile söyleyememiş, “omuzlarımda bir şeyler vardı” demiş. Düşürüldüğü bu durum sanırım mahkeme üyelerinin çok hoşuna gitmiştir!

Kim neden nerede konuştu

Uçak vurulduktan sonra büyük bir suskunluk yaşandı, Başbakan’ın Rio’dan dönüşü beklendi. Başbakan döndükten sonra gerekli bilgileri aldı ama bir açıklama yapmadı, pazar günü muhalefet partilerini çağırarak bilgilendirdi. Partilerden yapılan açıklamaya göre kendilerine söylenen kamuoyuna açıklanandan farklı değildi. Başbakan, kamuoyunun karşısına salı günü AKP grup salonunda çıktı ve “Türkiye’nin resmi açıklaması”nı yaptı. Bu konuşma ve grup toplantısındaki görüntüler dünya televizyonlarına da verildi. O görüntülerde alkışlayan, heyecanlı dinleyiciler ve yerel kıyafetli Araplar dikkati çekiyordu.

Bu kadar hayati bir açıklama niye TBMM Genel Kurulu’nda, resmi ve ciddi bir ortamda yapılmadı? Başbakan, kendisini hangi koşulda olursa olsun destekleyecek bir grup partili karşısına çıkmak yerine niye muhalefet partilerini de muhatap alacağı ve seyircilerin alkışlamasının yasak olduğu bir ortamı tercih etmemişti? Başbakanın konuşmasından sonra NATO Genel Sekreteri Rasmussen de konuştu. Muhalefet parti başkanları da ve ne tesadüf, Suriye Devlet Başkanı Esat da! Esat da, kendisini alkışlayan ve destekleyen bir grubun önünde, ama aslında halkına ve dünyaya seslendi. Keşke bu konuşma yerleri birbirine bu kadar benzemeseydi.

Şehit sayısı artarken

Siirt Eruh’ta dünkü çatışmada bu yazının yazıldığı saatlerde verilen şehit sayısı 4. Son bir ay içinde verilen şehit sayısı 20 civarı. Son bir yıl içinde 237 canımızı şehit verdik! 2009-2011 yılları arasında ise sayı 500’e yakın! Son şehit cenazesinde, şehidin ailesi ne bayrak istemiş, ne tören, zılgıtlarla kaldırmışlar oğullarını, ayrışma hızlanıyor. Türkiye, başkalarının evindeki yangını yelleyeceğine, kendi evindeki yangını söndürmeli.

Öncelik terörü durdurmak

KCK tutuklamalarıyla, aktivisti, belediye başkanını, öğrenciyi tutuklamakla çözülmüyor terör. Türkiye’nin büyüklüğünü küçük yapan, terörle mücadele edemeyişi ve evlatlarını kurban verişidir. Üstelik, “ölü yakalanan”, “etkisiz hale getirilen”ler de kendi evlatları. En büyük sorunumuz buyken, biz büyük ülkeyiz, Osmanlı’nın devamıyız, yandaki ülkede ecdadımızın torunları zarar görüyor, görmezlikten gelemeyiz, yayılmacılığı içinde iç savaşta taraf olursak, karizma da çiziliyor. Artık çocuğu askerde hiçbir aile “vatan sağolsun”, “biz yandık, başkası yanmasın”, “bu son olsun” demiyor. Ne dediklerini bilen biliyor!

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.