Stratejik derinlik, kıymetli yalnızlık derken...

18 Ekim 2014, Cumartesi 05:00
AA

Birleşmiş Milletler’de girdiğimiz üyelik seçimini kazanamadık. Kazanacağımızdan emin gözüken Ahmet Davutoğlu’nun dış politikadaki ne ilk yanılgısı, ne ilk bozgunu bu. Türkiye, dünya kamuoyunda en dostsuz ve yalnız olduğu bir dönemi yaşarken kimden oy almayı bekliyordu ki? Daha yeni değil mi RTE’nin BM’lerde gidip boş salonda herkese etik fırçası attığı oturum?

[[HAFTAYA]]

Dünya kamuoyu IŞİD’le işbirliği yaptığından kuşku duysun, antidemokratik uygulamaların yüzünden Avrupa’da sevimsiz ol, eski dostların Mısır’la, İsrail’le, Araplarla kavgalı ol, sonra da beni seçsinler diye aday ol!

Karşında CEHAPE mi var ki vurdukça tozutsun?

İNTİKAM VE NEFRET YERİNE PİŞMANLIK DOSTLUK GEREK

“Madem öldürüyorsunuz, niye işkence yaptınız, bari sadece öldürseydiniz!” sözleri döküldüğünde ağzından, Yasin Börü’nün annesinin çaresizliğini ta yüreğimde hissettim, tıpkı oğlu karanlık bir sokakta kıstırılıp dövülerek öldürülmüş Ali İsmail’in annesi gibi! Anne yüreği böyle bir şey işte, evladının acı çekmesine dayanamıyor. Ağzını burnunu kapadığı simsiyah çarşafının içinde mırıldanıyor:

Daha 16’sındaydı!

“Yasin et dağıtıyordu, kavga etmeyi bile bilmezdi, taş bile atmamıştır, daha 16 yaşındaydı.” O meşum kanlı gecede Diyarbakır’da linç edilerek öldürülen Yasin Börü, Ahmet Dakak ve Hasan Gökguz’un kanı HDP’nin üzerindedir. Ve kamuoyu Ali İsmail’e, Gezi’de öldürülen 8 gence nasıl sahip çıktıysa bu 3 gence de öyle sahip çıkmalı.

O kadının siyah çarşafı girmemeli aramıza! O meşum gece ve sonrasında ölen insanların nasıl öldüğü de açığa çıkmalı ki bu şiddeti hep beraber lanetleyelim, karşı çıkalım, yenileri yaşanmasın. Bu şiddet aramızda nefret değil, pişmanlık ve empati yaratsın ki adım adım birbirimizi boğazlamaya değil, yeniden beraber yaşamayı öğrenmeye gidelim.

Yoksa Suriye’den farkımız kalmayacak!

ADALETLE NİYE OYNUYORLAR

HSYK seçimlerinin hemen ardından gelen yasa teklifini bayram sonrası patlayan sokak eylemlerine bağlamak mümkün müdür? Hukukun dolambaçlı yollarında kafa karıştırmak çok kolay, gerekçenin, mazeretin bini bir para. Ama somut gerçek başka; yılların hukukçusu Turgut Kazan basitleştirerek aktarıyor: “9 ay önce demokratikleşiyoruz denilerek şüpheden somut delil arayışına geçildi; dosyayı avukata kapatan fıkralar kaldırıldı.

Böylece, Rıza Zaraf ve bakan/başbakan çocuklarının dosyaları avukata açıldı. Şimdi kendileri için tehlike bitti, yargıyı da dizayn ettiler, artık muhalifleri susturmak, susmayanları yakmak istiyorlar. Makul şüphe geri geliyor, dosya avukata kapatılıyor. Ve özgürlükler daraltılıyor.” Sıka sıka nereye kadar? Bu, tasarıyı oylarken herkesin düşünmesi gereken sorudur.

Baskı kimseye hayır getirmedi!

URFA TÜRKİYE'NİN NERESİNE DÜŞER

Kobani’nin tam karşısı neresi? Suruç. Suruç nereye bağlı? Şanlıurfa. Urfa batı mıdır, doğu mu? İşte bu sorunun yanıtı karışık. Öğretmen, hemşire, savcı, polis gibi kamu görevlisi iseniz doğu sayılıyor görev yeriniz; askerseniz batı! Bu ayrım bütün Türkiye’de görev yapan ve oradan oraya tayin olan kamu personeli için önemli. Askerler için doğu, Mardin’den sonra başlıyormuş.

Oysa Ş.Urfa’da görev yapan asker, jandarma özellikle, Balıklı Göl’ün kenarında değil, Suruç gibi bir sınırda kelle koltukta görev yapıyor. Ama batıda görev yaptı kabul ediliyor. Onunla benzer koşullarda çalışan polis ise doğuda! Bu rahatsızlık yaratıyor. Şu tuhaflığı düzeltmeye eliniz varır mı acaba? Yeri gelmişken bedelli askerliğin gönül rahatlığıyla çıkarılabileceği en son tarihtir şu ara.

“Parası olan yırtsın, gariban olan IŞİD’le savaşa mı gitsin” derler adama!

Sıradaki haber yükleniyor...