Twitter olmadan ne yapıyormuşuz?

22 Mart 2016, Salı 19:00
AA

Mayıs 2010’da katılmışım Twitter’a ve o gün bugündür vazgeçemediğim bir alışkanlık olmuş; boş da durmamış, 35 bin tweet atmışım! İki kitap çıkardı!

Mavi Kuş 10. yılını kutluyor. Ben 6 yılda pek çok haberi ilk Twitter’dan aldım. Pek çok sorumun yanıtını da izlediklerim verdi.

Kızdığımda yazdım, sevindiğimde yazdım, gördüğümü paylaştım. Çoğunu hiç tanımadığım 1500’e yakın kişiyi izliyor, bir kısmını aileden gibi hissediyorum! Beni de 50 bine yakın kişi izliyor.

Küfür kafir eden aktrolleri anında engelliyor, sinirimi bozmuyorum. Bunu profesyonel gibi yapan ve sürekli etiketleyenlere çok da bayılmıyorum. Üzerimde baskı olmasa, ben de çok daha fazla yorum paylaşırdım.

Twitter’ın iyi bir fikir olduğuna inanıyorum. En büyük yanılgısı, takip etmek istemediğim kişileri önermesi. İyi ki pencereme kondun Mavi Kuş, sensiz bir hayatı düşünemiyorum!

HER GÜN BİR ÜLKEYE ELVEDA!

Türkiye ile AB ülkelerinin arasındaki mülteci anlaşması yürürlüğe girdi. Suriyeli olmayan kaçaklar Türkiye’ye geri gönderilecek.

Yunanistan’a geçmeyi başarmış bir Afgan kadın yetkililere yalvarıyor: “Türkiye’ye geri dönmektense ölürüm daha iyi, ne olur göndermeyin!” Yaz tatilinde İstanbul’a davet ettiğim Diyarbakırlı bir kız öğrencim “Bana bir şey olursa annem babam dayanamaz, ben en iyisi gelmeyeyim” diye o çok heves ettiği seyahatten vazgeçiyor!

Dünyada en çok ziyaret edilmek istenen 5’inci şehirdi İstanbul. Şimdi Diyarbakır’dan bile tehlikeli geliyor.

Dünyada en çok turist alan ilk on ülkenin içindeydi Türkiye, Afganistanlı bile “Ölürüm de gitmem” diyor.

En riskli ülkelerden biri olan İsraillileri ölüm, güzel yemeklerin tadına bakmaya geldikleri İstiklal Caddesi’nde buldu.

Uçağı düşürdük, Rusları kaçırdık. Sultanahmet acısından sonra Almanları kaybetmiştik. Şimdi İsrailliler, hatta İranlılar.

Sadece terörist mi suçlu, terörü üzerimize sıçratan, yönetemeyen mi? PKK’lılar ve IŞİD’lilerle başbaşa kalacağız.

Ülkemin dört yanı kanıyor

Cumartesi gecesi yasak kalktıktan sonra İstiklal Caddesi’ne gittim. Dünyanın 24 saat uyumayan, en kalabalık, en hareketli caddelerinden biri, belki de birincisidir.

Tünel’den Galatasaray’a doğru bakmayı severdim, bir kara kafalılar ordusu. Yer gök görünmez! Sanki benden başka kimse yoktu! Hatta sanki polis bile yoktu.

Pazar günü ortalık biraz daha kalabalıklaştı. Çelik yelekli polisler, hatta fazla ilgi ve sevgiden yumuşamış bir polis köpeği bile vardı.

Dükkanların çoğu kapalı. Sosyal medya akşama kadar pazartesi korkusuyla doldu taştı.

Oysa Pazartesi’nin kötü haberi Nusaybin’den geldi, 5 şehit, üstelik de yine yola döşenmiş mayın patlaması!

Nusaybin’de şehitler bitmiyor, bitmeyecek. Sırada Uludere, Şırnak. Ölerek, öldürerek sorun çözülecek mi? HAYIR!

YAHUDİ DÜŞMANLIĞINA İNANMA

Daha 20’li yaşlarında, İstanbul’da yaşayan genç bir delikanlı, canlı bomba olarak hazırlanıp bir İsrailli turist grubunu öldürmeye nasıl niyetlendirilir?

O ölümlerin ardından AKP’li bir genç kadın “Keşke hepsi ölseydi!” diye duygularını sosyal medyada nasıl paylaşır?

Muhtemelen sırtının sıvazlanmasını bekliyordu, çünkü büyükleri de İsrail’e her fırsatta giydirmiyorlar mıydı? Okuduğu gazetelerde Yahudi düşmanlığı yapılmıyor mu?

Ve hatta cuma vaazlarında Yahudilerin dışlanması öğretilmiyor mu?

Oysa yüksek menfaatler, askeri ve ticari işbirlikleri söz konusu olduğunda büyüklerinin İsrail’in en can dostu olduğunu bilseler!

Sıradaki haber yükleniyor...