Yılmaz Güney'in kızı olmak

22 Ocak 2012, Pazar 05:00
AA

Ondan bahsedildiğini hiç duymamıştım. Kitap çıkıp da tanıtımı başlayınca, Elif Güney yazmanın ötesinde konuşmaya da başlayınca, aaa oluyor insan. Yılmaz Güney’in kızı mı varmış? Kitabı okuyunca da “kızı yokmuş” diyorsunuz. Zaten Elif de hem var olup hem var olamamanın acısını o kadar çekmiş ki, bu acıyla öylesine sarmal olup etkilenmiş ki bir anlamda terapi yapmak, yüzleşmek ve kurtulmak için yazmış bu kitabı.

Hatta başka kitap yazar mı bilmiyorum, “mission accomplished” yani görev tamamlanmış! Bunca yıllık gazetecilik yaşamımda tanıştığım ünlülerden sonra edindiğim bir deneyim vardır, uzaktan hayran olduğun bir dava adamını, önemli birini yakından tanıma, beğenmekten, sevmekten vazgeçersin. Çünkü o hataları, sevapları, hatta saçmalıklarıyla kanlı canlı bir insan olarak senin kafanda yarattığından çok farklı biridir, yukarılarda değil, ortada bile değil, çoğu zaman aşağılardadır!
[[HAFTAYA]]

Yılmaz Güney’in de sevdiği kadınları “kendi tarzıyla” sevdiğini çok okumuştuk. Bunun bir sevme biçimi olup olmadığını da. Ama anlaşılan, kızını hiç sevmemiş! Yani bu kadar aşağılama, bu kadar dışlama, kendine özel bir sevme tarzı bile olamaz. Elif Güney Pütün’ün amacı bu kitabı yazıp da babasını sevenlerinden ayırmak değil.

O gözle okumayın. Ama baba iseniz, hatta anne, ebeveyn iseniz, bir çocuk yetiştiriyorsanız, nerede yanlış yapmamak gerektiğini görmek için okuyun. Ve ailesi tarafından örselenmiş birisinin yakınıysanız onu anlamak ve yardımcı olmak için. Çünkü çocuk ruhunda açılan yaralar kolay kolay iyileşmiyor. Elif Güney başarmış, üstelik de çocuk eğitimiyle ilgili bir meslek edinecek kadar. O kadar deneyimden sonra! “Bir Odadan Bir Odaya” Elif Güney Pütün, Doğan Kitap, çeviren Nükhet İzzet. Evet, çünkü Elif kitabını çok uzun yıllardır yaşadığı Fransa’da Fransızca yazmış.

Sandalye deyip geçme!

Bu fotoğrafa dikkatle bakın. Dört kişi ortamıza bir kırmızı iskemle almış, izzet itibar ediyoruz. Nedir mesele? O iskemleye iskemle diye bakıp geçmeyin bir kere, o bir “111 Navy Chair”. Tam 111 geri dönüştürülmüş CocaCola pet şişesinden üretilmiş, yani çöp şişeden! Hikayesi çok ilginç: İskemlenin aslı 1944 yılında Amerikan denizaltıları için talep üzerine üretilmiş. Şöyle dayanıklı, hafif, paslanmayacak, antibakteriyel, yanmayacak, manyetik olmayan bir sandalye yapın diyor ABD ordusu.

Ve bir mühendis kendini buna adayıp yıllarca uğraşarak tek parça, tamamen el işçiliğiyle bu sandalyeyi üretiyor. Emeco’nun ürettiği bu sandalyenin bu kadar çok özelliği, şirketin batmasına neden oluyor! Çünkü 150 yıl garantili sandalye eskimiyor, bir alan bir daha almıyor, bir taraftan iskemle ölümsüz bir ikon haline gelirken talep az! Tam da o sırada CocaCola yetişiyor imdada, sürdürülebilirlik çalışmalarına öncülük ettiği için bu iskemlenin geri dönüştürülen pet şişelerden yapılması koşuluyla sipariş veriyor.

Hiç de o kadar kolay değil, tam 4 yıl da bunun için uğraşılıyor, neredeyse bir araba büyüklüğünde kalıp çıkarılıyor ve her biri 111 şişeden oluştuğu için adı “111 Navy Chair” olan fotoğrafta gördüğünüz iskemle ortaya çıkıyor. Şu ana kadar 6.5 milyon pet şişe geri dönüştürülerek atık azaltmaya katkıda bulunulmuş bu kırmızı iskemle ile. Dünya atıklardan, şirket batmaktan kurtulmuş! İri kıyım adam, EMECO’nun yaratıcı direktörü Bruce Mau, bir tür filozof. Tasarımla ilgili anlattıkları ve iyimser bakış açısıyla dünyayı yeniden tasarlayabilir gibi geldi bana! Diğeri Gregg Buchbinder Emeco’nun sahibi. Fotoğraftaki hoş hanım ise Coca-Cola Türkiye Başkanı Galya Frayman Molinas. Bu kadar önemli bir görevde kadın olarak varolduğu ve neredeyse bütün stafının kadın olmasıyla çok gurur duyduğumuz bir yönetici. Ama tabii en önemlisi kırmızı sandalye, Mozaik’te sergileniyor ve hatta satılıyor!

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.