Yedinci Kıta'yı ziyarete bekleniyorsunuz

Yedinci Kıta'yı ziyarete bekleniyorsunuz

Kapısını bugün açan 16. İstanbul Bienali 'Yedinci Kıta' temasıyla sanatı çevre ve iklim kriziyle buluşturuyor ve ziyaret edilmeyi kesinlikle çok hak ediyor...

14 Eylül 2019, Cumartesi 17:30 Son Güncelleme:
YAZI BOYUTU
Abone Ol Google News

Gözde Hatunoğlu / posta.com.tr Özel Haber

Hiç ayak basmadığınız bir kıtaya sanat yoluyla ulaşmak mümkün müdür? O kıta gerçek anlamda bir kara parçası olmasa da üzerindekilere dokunabilir, dokularını hissedebilir, imgelerini zihninize yerleştirebilir misiniz?

Bugün açılan ve 10 Kasım’a kadar ücretsiz gezilebilecek olan 16. İstanbul Bienali’ni ziyaret ederseniz tüm bu sorulara vereceğiniz cevap ‘evet’ olacak…

Bu yıl kapılarını 16. kez açan İstanbul Bienali bir kez daha İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenleniyor ve bizleri 56 sanatçının 220’den fazla eseriyle buluşturuyor. Üstelik şehrin üç farklı noktasında: İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’nin Tophane’deki yeni binası, Pera Müzesi ve Büyükada’da…

Basın toplantısına katılan ve İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’de gerçekleşen basın turunda eserleri ilk gören şanslılardan olabildiğim için müteşekkirim.

Sanatın gerçekleri söylemek, her zaman iyi ve doğru olanı işaret etmek gibi bir misyonu olup olmadığı yıllardır tartışılıyor. Ancak sanat sadece olanı ortaya koyduğunda bile bizlere ulaşarak zaten bu misyonu gerçekleştirmiş oluyor.

İstanbul Bienali’nin bu yılki teması tam da iklim krizinin ortasında ve sürüyle çevre felaketiyle uğraşırken çok anlamlı: ‘Yedinci Kıta’. Yedinci Kıta adını Pasifik Okyanusu’nun ortasındaki devasa atık yığınından alıyor. 3.4 milyon kilometrekare genişliğinde, yedi milyon ton ağırlığındaki bir plastik yığını yıllardır Pasifik Okyanusu’nda sürükleniyor. Bilim insanları bu keşifle birlikte dünyanın yeni bir jeolojik çağa girdiğine ve bunun doğa felaketleriyle bir araya geldiğinde sonumuzu hızlandıracak bir süreci başlattığına inanıyorlar.

Tam da bu kaosun ortasında gelen İstanbul Bienali dünyanın dört bir yanından sanatçıların tüm bu olan bitene bakışını yansıtıyor. Her gün etrafımızda gördüklerimizden tutun da asla aklımıza dahi getirmeyeceğimiz sayısız malzemeyi eğip, büküp, formunu değiştirip ya da en baştan bir daha yaratıp görmezden geldiğimiz ne varsa gözümüze sokuyorlar adeta…

Ylva Snöfrid, Simon Fujiwara, Müge Yılmaz, Eloise Hawser, Piotr Uklanski ve Feral Atlas Kolektifi benim İstanbul Bienali’nde şahsi olarak en çok etkilendiğim eserler oldu. Özellikle Simon Fujiwara’nın minyatür bir lunaparka benzeyen ancak içine kısılıp kaldığımız vahşi kapitalist düzenin tüm ürkütücülüğünü de oldukça başarılı bir şekilde yansıtan Dünya Çok Küçük adlı eserine hayran kaldım.

10 Kasım’a kadar bolca vaktiniz olacak Bienal’i ziyaret etmek için. Sanat sanat için mi halk için mi derken ‘sanat dünyanın kurtuluşu için’ noktasına çoktan geldiğimizi siz de Bienal’i görünce anlayacaksınız. Naçizane önerim olsun: ‘Hayat sanattan vazgeçilmeyecek kadar kısa’. 

;
Bu Video
İlgini
Çekebilir
Sıradaki haber yükleniyor...
holder
SIRADAKİ HABER Aşk 101 sevenlerin bayılacağı en iyi 10 gençlik dizisi