“Yüz naklini başardım şimdi daha zorunun peşindeyim”

Yaptığı kol, kadavradan rahim ve yüz nakli ameliyatlarıyla adını bilim dünyasına unutulmaz bir şekilde yazdıran Prof. Dr. Ömer Özkan, hiçbir operasyondan korkmuyor ve ülkesi için hizmet etmekten gurur duyuyor. Gerektiğinde kendisi için de estetik müdahaleden utanmayacağını söyleyen ünlü doktorla hayatını ve mucizelerini konuştuk.

16 Mart 2014, Pazar 05:00
A A

CANAN DANYILDIZ röportajı

-Kolejlerde okumuş bir çocuk değilsin...

Ankara Cumhuriyet Lisesi mezunuyum. Çok kötü bir öğrenci değildim; ortalamanın üzerinde sayılırdım. Hacettepe Tıp’ı kazandım; aynı üniversitede ihtisasa başladım; sonrası Akdeniz Üniversitesi’nde öğretim görevliliği.

- Ailende hiç doktor var mı?

Yok, ama etrafta ahbaplarımız vardı doktor.

-Yüz naklini’ gerçekleştiren dünya üzerinde sayılı doktorlardansın. Kıskanan çoktur!

Her meslekte kıskançlık vardır ama bizde biraz daha imrenmek vardır, kıskanmak sıfatını pek yakıştıramıyorum. Çünkü insan hayatıyla ilgili ve yüksek seviyede bir iş yapıyoruz; konduramıyorum.

Kol, sonra kadavradan rahim nakli... Büyük cesaret; işlerin yüz nakline kadar geleceğini hesap etmiş miydin?

İşlerin buraya geleceğini hiç düşünmemiştim. Kol naklini yaparken ‘Aa bunu başaracağım, sonra bunu da yaparım; herkes beni tanıyacak, popüler olacağım ve insanlar beni sevecek’ diye düşünmüyorsunuz. Bir an önce başarılı olayım; hasta iyi olsun diye konsantre oldum. Orada bant kopuyor. Bu ameliyatı başarırsam, çok mutlu olacağım ve bu bir sonraki için motivasyon kaynağı.

-Ameliyatın başarılı olmadığı ve kaybettiğin bir hastan da oldu.

Evet ama bazen siz elinizden ne gelirse yapmanıza rağmen işler yolunda gitmez. Bu doktorla ilgili değildir. Bütün bu olasılıkların hepsi nakil ameliyatı öncesi konuşulur.

-Saatlerce ameliyatta kalıyorsun, pilin bitmiyor mu?

Tabii Akdeniz Üniversitesi’ne gelince yoğunluğumu daha iyi gördün! (Gülüyoruz) Ameliyat iyi giderse saatlerce olmasında sakınca yok. İşler istediğiniz gibi ilerliyorsa 14-15 saatin bir önemi olmuyor; hissetmiyorsun bile. Ama yolunda gitmeyen yarım saatlik bir ameliyat bile hayatımdan bezdirebilir.

-En uzun ameliyatın kaç saat?

24 saate yakındır. Dedim ya işler yolundaysa; uyku, acıkma ya da yorulma gibi şeyler hissetmiyorsun.

-Nakil ameliyatları çok yeni ve riskli...

Sadece benim değil herkesin gördüğü çok önemli riskleri var elbette. Ameliyatın kendisi de çok riskli. Bu yüzden herkesi ameliyat etmiyoruz. Uzun vadede de riskleri olan bir tür nakil.

-Kobay mıydı ilk hastalar yani?

Hayır, hayır asla böyle bir şey değil. Tıpta ilk bir iki vaka klinik deney kısmı içindir. Kol nakli 1998’de yapılmış, düşünsene neredeyse 15 yılı geçmiş. 70-80 tane kol nakli yapılmış şimdiye kadar ve bunu artık ‘klinik gerçek’ olarak kabul ediyoruz.  

-İşler yolunda gitmezse ameliyatta?

Risk almaya değer hastaya ameliyat yapmaya çalışıyoruz. Çünkü elimizden geleni yapıyoruz biz; klinik bir gerçek olarak tutmama durumu da var naklin. 

-Tutmadığında nakil?

O zaman hastayı kaybetmekten daha önemli değil; kolu da yüzü de çıkarır atarız. 

-Bu kadar nakilden sonra gelinen nokta ne?

Şimdi ‘İlaçsız, insanlara zararını aza indirerek nasıl yaparız?’, ‘Ameliyat öncesi ve sonrası riskleri nasıl azaltırız?’ üzerine kafa yoruyoruz. Bu ameliyatlar her zaman çok riskli; 2 kolu olmayan genç bir hastaya önce protez takmasını öneririm; ama hayatta başka şansı yoksa; riski alıyorsa o zaman nakil ameliyatı en son çaredir.

-Peki 1998’de ne tetikledi tıbbı da ‘nakil’ mucizesi oldu?

Valla eski gravürlere bakıyorsun Canan; bir tapınak bekçisinin bacağı siyah başka bir takma bacak; bu hikaye 2000 yıl önce. Yani insanlar bunu düşünmüş; yapılmış mı yapılmamış mı bilmiyoruz; yapılmışsa da neler olmuş muamma; ama gerçek şu ki tasavvur etmişler ve bilakis bu bacağı ‘siyah’ yapmışlar, sanki bize mesaj veririr gibi. Bir damar bağlama yöntemi bulunuyor önce ve 1954’te ilk böbrek nakli oluyor; çığır açan şey bu aslında

-Neden kol nakli daha geç?

Önce daha hayati organların nakledilmesi ön görülmüş, ilaçları da ağır üstelik. Diyelim bir böbrek hastası; haftada kaç kez diyalize girdiğini düşün... Ya da karaciğer hastası; onların yaşama şansı daha azdır, bu ilaçları vermeye değer diye bakıyorduk. Ama bugün artık sadece ‘hayat kurtarıcı’ ameliyatlar değil ‘hayat standardını artırıcı’ olanlar da yapılabilir diye düşünüyoruz. Yüz, kol ve rahim nakli ameliyatları işte bu sınıfa giriyor.

“Burnum kırıldı estetikle düzelttim”

-Mesleki bozulma yaşıyor musun, evde ya da günlük hayatında?

Yok, hiç bakmıyorum güzel burun ya da sarkmış bir yüz diye. Bazen birilerini kızdırmak için takılıyorum hepsi o kadar. (Gülüyoruz)

-Sende estetik var mı?

Yani yok; ama şöyle: Burnumu kırmıştım, bayağı kötü bir burnum vardı; o yarı estetikle kısmen düzeltildi.

-Kendin estetik olmayı tercih eder misin ileride?

Doğal bir adamım, ama ileride bir yüz gerdirme ameliyatı olacaksam hiç kaçırmam; yaptırırım. Botoks, dolgu ihtiyacım olacaksa mutlaka yaparım, bundan da utanmam. Karşısındakinin kendisini beğenmesini ister herkes!

-Peki popüler olmak nasıl bir şey? Alıştın mı?

Tabii ben tanınayım diye yapmıyorum bunları; bu kadar beklemiyordum açıkçası. Bu işin böyle popüler olacağını; havalimanında, uçakta ya da sokakta bu kadar tanınacağımı hesap etmedim.

-Huzursuz ettik mi seni?

Yook! Allah’tan doktorluk futbolcu olmak gibi değil. Galatasaraylı bir futbolcu olsam; Fenerbahçeliler beni sevmez gıcık olurlardı. Çok olumsuz bir yönünü görmedim o yüzden!

-Hedefin ne bundan sonra?

Daha zoru başarmak; bundan sonra ne yapabilirim? Şimdi 7. yüz naklini yaptım; ilki kadar ses mi getirecek? Hayır! İlki kadar popüler mi olacağım? Olduk bitti tamam! E şimdi; daha ne yapabiliriz, daha zor ne yaparımın peşindeyim.

-Çok iyi kazanıyorsun ayrı; manevi boyutu nasıl bir haz Ömer?

Manevi boyutu olmasa Canan, bu iş yapılmaz. İnşaatçı olsam; yaptığım daireyi satar onun karşılığını alırım. Ama bir insanın kolu yok, gözü yok diyelim; ve bunu doktor size bağışlıyor; bunun para ile karşılığı yok. Yani yaptığımız işin para karşılığını hesaplamaya çalışsak; yok. Ameliyat, parasız yapılır; ama maddi bir karışılık denk getirelim deseniz; bulamazsınız. Manevi anlamı çok büyük çünkü.

'Ünlülerden çok gelenler var'

-Hollywood yıldızları da sıradaymış; ameliyatı sen yap diye?

Hollywood diyemem ama bizim ünlülerden çok var gelen. Yabancılardan da var; bilmem ne ülkesinin çok önemli bir oyuncusu ya da dansçı var mesela, o geliyor. Ama ben kim olduklarını asla söylemem, gerek yok.

-Türkler en çok neye takıntılı, estetik açıdan?

Türk milleti kesinlikle burun ve memeci! Kadınlarda burun ve meme, erkeklerde burun, meme küçültme, yüz toparlatma ve karın bölgesinden yağ aldırma revaçta.

-Tanık koruma programı altında hiç ciddi estetik müdahale istendi mi senden?

Valla bir iki defa böyle bir talep oldu; ama bu tür bir sorumluluğun altına girmek istemem asla. Doğru mu yanlış mı bilmiyorum ama uzak durdum açıkçası

-Hiç ‘Allah ben bu ameliyatı yapamam’ deyip kaçtığın oldu mu ameliyathaneden?

(Kahkaha atıyor) Çook iyi soruydu! Allah’a çok şükür hiç olmadı!

-Kendini estetik cerrahi anlamında kime emanet edersin?

Eşim Özlenen’e. Bir zahmet onu söyleyeyim.

-Kızınız Zeynep, nasıl ilişkiniz?

Çok seviyorum onu; şu haliyle çok güzel. 20 yıl sonra hangi mesleği seçer; ne yapar bilmiyorum.

-Hayal ettiğin bir şey var mı?

Çok dinlenmek istiyorum. Bir yere gitmek değil de; bulunduğum yerde kalsam bile telefonumu kapatıp 1 gün dinlenmek istiyorum. Sadece ruhi anlamda yoruldum, biraz dinlenmek tek hayalim!

-Nasıl koruyorsun enerjini? Ne yer, ne içersin?

Hiç yemek meraklısı biri değilimdir; 48 saat bir şey yemesem ya da uyumasam bir şey aramam. Ama bıraksan 24 saat de uyurum. Kilo alırsam ölüm orucu yaparım. Özel bir diyetim ya da listem yok açıkçası.

-Bir gün bu marifetli ellerin titrerse diye korkuyor musun?

O zaman bırakırım. Cerrahide o şekilde uzun yıllar devam etmek doğru değil. Bu yüzden bu yaşımda aktif halde çok çalışmayı tercih ediyorum. Belli bir yaştan sonra fikrini, tecrübeni paylaşırsın ama aktif olarak bulunmam doğru olmaz

“Organ naklini istemeyenin dini duygusundan şüphe ederim”

-Yurtdışı planların ne alemde?

Yeni bir şey değil aslında yurtdışı meselesi. Genellikle uzman olunca bir düşünür doktorlar. Gelen yurtdışı tekliflerinden biri benim için çok önemli, hala da geçerli teklifleri; ama burada yaşamayı, ülkemi seviyorum. Dünyanın başka yerlerindeki insanları da iyileştirmek güzel bir şey. Maneviyatı çok yüksek. Ben burada doğdum, buranın insanıyım; biraz da hizmet etmek gibi bir anlayış söz konusu.

-Maneviyat tamam, ya maddi karşılık?

Maneviyatı parayla ölçemeyiz; o bambaşka bir duygu. Ama çok şükür iyi de kazanıyorum.

-Ne zaman terk edersin ülkeyi?

Bu çok kötü bir soru! İnşallah böyle bir şey başıma gelmez. Benim açımdan böyle bir şey olamaz, neyi engelleyebilirler ki? İstediğim her şeyi yapabildim; ha bundan sonra engellerlerse ‘canları sağolsun’, herhalde yanlış bir şey yapıyorum ki gerçekten engelliyorlar’ derim, ne diyeyim?

-Organ nakli mevzu dini açıdan hala sorgulanıyor...

Tamam, diyelim bunu dini açıdan doğru bulmayan biri böbrek hastası oldu, yaşamak istemeyecek mi? Hadi kendinden vazgeçer; bunu da anlarım... Çocuğu böbreğe ihtiyaç duyacak; ve bir tek ondan alınacak. Eğer vermiyorsa o baba ya da anne, ben o insanların dini duygularından şüphe duyarım. Bir insanın başına gelmediğinde ya da yakınının, konuşmak kolay!

-Çok mücadele ediyor musun?

Ettim evet, ediyorum da. Bu iş zekayla ve eğitimle ilgili. Bizim jenerasyonumuzdan sonra daha da çözüleceğine inanıyorum işin.

-Tarihin yazdığı bir bilim adamı olmak nasıl bir duygu?

Yazdı mı? Bilmem yazmış mıdır? (Kahkaha atıyor) Umarım bizden çok çocuklarımıza yarar bir şey olur.

-Üniversitenin sana bakışı değişti mi başarılarından sonra?

Yani, nakil ameliyatlarından önce de okulumda hiç fena değildim mesleğim açısından. Ortalamanın üzerindeydim. Hem okulda hem de bölgede en çok tercih edilen doktorlardan biriydim; çok ameliyata girerdim. Değişti mi? Tabii ki de boyutu değişti. Üniversitemin bana bakış açısı her zaman çok iyiydi; zaten bu vizyon olmasa çok zor ilerlemeniz. Bu bina ile ilgili ya da ameliyat malzemesiyle ilgili değil, fikir ve bakış açısıyla ilgili. Organ Nakli Birimi ve Sağlık Bakanlığı’nın desteği olmasa yapamazdık.

-Tam zamanlı yasası, seni engelleyecek ama!

Ya, sevaplarla günahları aynı kefeye koymamak gerekiyor. Organ Nakli Birimi ve Sağlık Bakanlığı destekliyor, ama tam zamanlı yasa için de gerekli yerlere yazdık; itirazımızı bildirdik. Şu an bekliyoruz.

“İlk kol naklinde ailem beni engellemeye çalıştı”

-Çok yoğun bir hayatın var; yeni gelişmeleri nasıl takip ediyorsun Profesör?

İşte bu arada vakit buldukça, hafta sonu evde; eşinle dostunla konuşurken meslekten insanlarla, ameliyat aralarında takip ediyorum. Estetik cerrahide devamlı bir yenilik olur; ameliyat sırasında ben de yeni bir şey farkederim; internette araştırıp bakarım mesela. Benim uzmanlık alanımda sınır yok, sürekli çok hızlı bir gelişim içinde; çok farklı şeyler göreceğiz; yüz nakli son değil!

-Aklında sır gibi sakladığın yeni bir nakil var!

Acaba nedir nedir? (Gülüyor) Aklıma bir şeyler geldiğinde söylemiştim. Unutalım gitsin bence. Elbette üzerine çalıştığım bir şey var.

-Beyin nakli?

Yok, onu daha kısa bir yoldan çözecekler zaten, nakle gerek kalmayacak.

-Soğukkanlı olduğun muhakkak! Ama hiç korktuğun bir an var mı?

Vallahi Canan; eşim; eşimin ailesi ve kardeşlerim benden daha çok endişe duydular bu ilk kol naklinde. Benim dışımdaki herkes korktu; hatta o ameliyata 24 saat kala bayağı bir engellemeye çalıştılar; ama başardık. Korku aklıma gelmiyor ‘korkusuzum’ diyemem. O an hedefe kilitleniyorsun, aklına böyle bir şey gelmiyor

-Hangi ameliyata asla girmezsin?

Öyle bir çekincem yok. Hastaya azıcık bile bir yararım olacaksa; mutlaka girerim en riskli ameliyata. Aklım, tecrübem yeterse varım.

“Hasta seçerim”

-İdeal güzellik ölçütü ne senin için?

Toplum tarafından beğenilmek! Heykellere, gravürlere bak; orada beyaz ve tombul kadınlar güzel. Şimdi esmer ten için yanıyoruz ya da zayıf kalmak için çabalıyoruz. Gündemle çok orantılı gider bu iş.

-İkna edip; ameliyat yapmadığın hastan olur mu?

Çok olmuştur hem de! İkna etmek benim görevim değil; ama elimden geleni yaparım, olmazsa bazen bir psikiyatrdan yardım alırım.

-En tehlikeli hasta kimdir?

Diyelim yüz gerdirme ya da burun ameliyatı için gelir. Ama hissederim ki bunu yapsak da mutlu olmayacak hastam. İşte bu çok tehlikeli. Beklentilerini karşılamak önemlidir ve tecrübeyle öğreniyoruz bunu. Çok güzel bir burun yaparsınız; hasta beğenmeyebilir; ya da orta düzeyde bir burun çıkar ortaya; ama kişi buna bayılır. Beklenti ve sonuç önemli.

-Hasta seçer misin?

Seçerim evet; ne istediğini bilen ve beklentisini bildiğim hastaya ameliyat yaparım, seçim önemli. Güzel bir burun yaptıysak beğenmesini ve bunu söylemesini isterim; kötü olduysa da zaten öyle dolaştırmayız ortalıkta; hemen düzeltirim

-Kendin bir uzvu düzeltelim diye hastaya önerir misin?

Bunu en az yapan doktorum sanırım. Hasta estetik açıdan bir rahatsızlık duymuyorsa, ‘hadi burnunuzu da yapalım’ demem.

“Kadından erkeğe erkekten kadına yüz nakli yapılmaz”

-Cinsler arasında yüz nakli gerçekleştirilebiliyor mu?

Önerilmez, yasaktır. Mesele sadece saç ekimi ya da sakal yapmak; azaltmak değildir; yüz profili ve reseptörleri farklıdır erkek ve kadının. Bir kadının bacağı bir erkeğe nakledildi İspanya’da. Bu bile çok eleştirildi; yüz nakli çok tepki alır. Mümkün değil! Hormonol dengeler farklı.

-Cinsiyet değiştirme ameliyatı pekala oluyor?

Bir kadının yüzünü alıp bir erkeğe nakletmenin gereği yok, riski de fazla. Doku tutmama yüzdesi çok yüksek. Bir kadından aldığımız yüzü bir erkeğe, bir erkekten aldığımızı da kadına nakletmeyi tercih etmiyoruz. Ahlaki açıdan da biraz zor. Ona daha hazır değiliz Canan, işi sulandırmak gibi olur o. Her şeyi konuşmak, tartışmak gerek önce.

-İlk nakil ameliyatları hayvanlar üzerinde mi oldu?

Evet, ilk çalışmalar onların üzerinde denendi. Onlar başarılı olunca insanlar için nakil ameliyatları yapılmaya başlandı.

-Kopyalanan koyun Dolly’den sonra; sıra insanda mı sence, tıp buna yeterli mi?

Beyin de dahil her şeyi yapabiliyoruz artık. Yani en basit haliyle söylersem, senin saç telinden gayet güzel, aynı genetiği taşıyan biri doğurtulabiliyor; bu teknik olarak da mümkün artık. Senin aynın, ama sen değilsin.

“En iyi ve en kötü tarafım: Takıntılı olmak”

-Yeniden bir şey tasarlamak nasıl bir his?

Biz yaratmıyoruz, var olanı uyguluyoruz.

-İlk yüz naklinde ne hissettin?

Benim değil sadece; oradaki herkes ilk kez böyle bir ameliyata giriyordu; hepimiz aynı şeyi hissettik. Ameliyata aldığımız hasta gitti ve yerine başka biri geldi. İçerideki herkes birbirine bakıyordu; bilim-kurgu filmleri gibi. Bir anda sahne değişti, yüz değişti; o anı yaşadığım için şükürler olsun! Burun ya da yüz gerdirmede de hasta değişiyor ama bu çok başka...

-Sendeki bireysel his neydi?

Öyle bir hissim olmuyor ki! (Kahkaha atıyor) Eşim Özlenen’le aynı meslekteyiz; avantaj mıdır dezavantaj mıdır bilemem. Eve gidince de tüm ameliyatı konuşuyoruz; ‘öyle yaptık böyle oldu vs.’ diye. Yani bende ‘eve gitmek, tek düşünmek’ gibi bir kavram hiç olmuyor.

-Egon yüksek mi? Bence öyle!

Şimdi ben buna nasıl yanıt vereyim? Düşük desem inanır mısın, yüksek desem ne düşünürsün? Egom pek düşük değildir diye düşünüyorum.

-Başarısızlığa tahammülün var mı?

Sindirmeye çalışırım. Nedenleri araştırıp o başarısızlığın bir daha olmamasına çalışırım. Bizim meslekte ‘a oldu, ne yapalım’ denilip geçilemez, mutlaka bu olumsuzluğun sebebini araştırmak gerekiyor. Ama galiba başarısızlığı sindirebilen biri değilim.

-Kendinde en çok neyi seversin?

Azimliyim, bir şeyi tırmalamayı seviyorum. Bir şeyi yapmak istediysem, mantığıma uyduysa ve yakın birkaç insana da danıştıysam o işi yapmak için yola koyulmuşumdur.

-En sevmediğin yanın?

E, bu! Bu da öyle sevmediğim tarafım: Takıntılı olmam! Maalesef ömrümden yiyor bu durum ama böyle...

(09.03.2014 tarihli Posta Karnaval'dan alınmıştır)

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;
Sıradaki haber yükleniyor...

Kişisel verilere ilişkin aydınlatma politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için Kişisel verilere ilişkin aydınlatma metnimizi inceleyebilirsiniz.