Zamanın elleri

Onlar, zamana direnen ustalar. Çocukluğumuzda kalan anıların kahramanları... İstanbul'da el işçiliğini devam ettiren birbirinden kıymetli zanaatkarlar... Onların kıymetli elleri kesiyor, dikiyor, yaratıyor, onarıyor, iyileştiriyor. Elle Dergisi'ne modern zamana duydukları kırgınlığı dile getirdiler

19 Ekim 2013, Cumartesi 05:00
A A
Zamanın elleri

Bu, bir şehir hikayesi... İstanbul’un hikayesi. Modanın ya da genel olarak tüketim dünyasının hızını yavaşlatan zanaatkar ustaların öyküsü. Bir moda şehri olma yolunda zaman zaman hızlı, zaman zaman bebek adımlarıyla ilerleyen İstanbul’da; çokça emekle, bolca terle ve aşkla yaratanların izini sürmek... Bu ustaların hepsi hayatlarından memnun; ama her biri şehre ve şehrin yuttuğu insanlara kırgın. Hala ilaç hazırlayan, ayakkabı modelini ellerini takip edemeyeceğiniz hızla çıkaran, yaptığı şapkaların eski sahiplerine özlem duyan, çırak yetiştirmek için gözleri kapıda bekleyen, dijitalin yeni jenerasyonu nasıl ele geçirdiğini üzülerek izleyen ustalar, hâlâ buradalar.

Nezihi Arıcı/ Saat tamircisi



Kayışı yıpranmış eski bir Omega saat getirirler mesela Nezihi Usta’ya. Belli ki büyükanneden kalmış. Nezihi Usta iç çeker ve artık böyle saatlerin yapılmadığını anlatır. Bir çırpıda yapıldığı yılı söyler, “Buna yakışan, şık bir kayış takmak gerek” der.

“Zanaat yok oluyor. Dünyada da yok olmaya başladı belki ama Türkiye’de daha hızlı. Çünkü alttan yetişen genç nesil ve bu işin okulu yok. Olmadığı için de saat tamircisi, yorgancı, ayakkabıcı gibi meslekler yavaş yavaş siliniyor. Sonuçta fabrikasyona mahkum oluyor insanlık. Hızla, tüketim toplumuna doğru gidiyoruz. Anne ve babalar da çocuklarını bizim gibi ustaların yanına göndermiyorlar artık. Sanat öğrenmenin birkaç senelik zamanı var. Ama kimsenin buna vakti yok. Türkiye’deki 45 saat ustasından biriyim. Biz de gittiğimizde yerimizi alacak kimse yok. Üzücü olan bu.”

 Melih Ziya Sezer/ Eczacı


Şehrin en stilize dükkanlarından biri olan yeni Moda Eczanesi’nin sahibi. Aynı zamanda şair. Yani Melih Ziya Sezer hem bedeni, hem ruhu iyileştiren bir eski zaman sihirbazı.

“Çocukluğum bu eczanede geçti. O zamanlar havanlar şarkı söylerdi. Giderek ilaç, eczanelerin imal ettiği ürünler olmaktan çıktı. Fabrikalar kutu kutu ilaçlar hazırladı. Doktorlar da zaman içinde değişti. Terkip yazmak zorluğundan ilacın ismini yazmak kolaylığına geçildi. Ama ben hala eczanemde eski geleneği sürdürüyor, terkipler hazırlıyorum. Bu değişimin kökeninde elbette kapitalizm ve sanayileşmenin gücü var.”


Katia Kiracı/ Şapkacı




Eski İstanbullular hep anlatırlar; Beyoğlu’na eskiden şapkasız, tayyörsüz ve eldivensiz çıkılmazmış. Kıyafetlerin asaletinin yanında her şapka, özel tasarımıyla imzasını konuştururmuş. Madam Katia’nın dükkanına girdiğinizde tam da o zamanlara dönersiniz.

Madam Katia, annesinden gelen ustalıkla 25 yılı aşkın süredir şapka yapıyor. “Eskiden şapkaya talep daha çoktu” diyor Katia, durumu kabullenmiş bir edayla. “Çünkü eskiden kimse şapkasız sokağa çıkmazdı, şimdi öyle değil.” Son zamanlarda artan dönem dizileri modası, Madam Katia’nın işlerini hareketlendiriyor ve yeni yetişen genç şapka tasarımcıları, zanaatı adına ona ümit veriyor.

Ensar Yazıcı/Kunduracı



50 yıldır ayakkabı yaratan ustayı Kadıköy’deki dükkanında ziyaret ettiğinizde eski Modalı bir hanımefendinin istediği modeli dikkatle dinlerken bulacaksınız. Büyük olasılıkla usta şöyle diyecek; “Önemli olan rahatlığı...”

“İş fabrikasyona kayınca eleman yetişmemeye başladı, bu da bizi sanayiye itti. İstediği modeli bulamayanlar, ayağında problem olanlar, ayakkabıcılara gelmeye devam ediyorlar. Ama bakın, ben 1940 doğumluyum, fabrikasyonda olanlar acaba ne kadar bilgili? Biz, köşede dükkanı olanlar dededen gördüğümüzü yapıyor, atalarımızdan aldığımız bilgiyi devam ettiriyoruz. Üç çocuğum var, üçü de mühendis... Meslek o kadar öldü ki, artık ayakkabı yaparken eski doyumu maalesef vermiyor.”

Mehmet Kalkan/Yorgancı



Annenizden kalmış, elde dikilmiş bir yorganınız var mı? Belki onu Mehmet Usta dikmiştir. Ömrü yerde geçmiş Mehmet Kalkan’ın. Yorgan dikiyor, onarıyor... Arkasında çiçekli yorgan, önünde düz renklisi, kapitone... İki büklüm çalışıyor.

“37 yıldır yorgan dikiyor, tadilatını yapıyorum. Hazır yorganlar, pamuk, yün ve güzelim ipek yorganların yerini tutmuyor. Geçen gün, uzun zamandan sonra ilk kez bir ipek yorgan geldi. Aslında yapılması gereken, el işçiliğine destek verilmesi ve böylece yaşamaya devam etmesi. Aşağıdan yetişen insan yok, o yüzden bu zanaatların okullarının olması gerekiyor. Şöyle söyleyeyim; mesleğin en genç elemanları biz sayılırız şu an.”

İsmail Hız/Marangoz



İsmail Usta’nın dükkanın önünden geçerken yerdeki talaşları görür, şaşırırsınız. Bu işin hâlâ yapıldığına bu sayede inanırsınız. Ustalığa kıymet verenlerin hâlâ varolduğunun canlı tanığı İsmail Usta.

“El işçiliği asla bitmez, demek istiyorum aslında. Çünkü fabrikasyon işlerde hem kalitesiz sonuçlar çıkıyor, hem de kalıp çıkarmak için önceden el işçiliğiyle yapılmış bir model kullanmaları gerekiyor. İşin üzüldüğüm tarafı şu: Bu mesleği babamın yanında öğrendim. Mesleğin ardı kesildi, çünkü yeni yetişenler yok. Eskiden okul bittiğinde anneler, çocukları sanat öğrensinler diye yanımıza getirirdi. Şimdi çocuklar vakitlerini bilgisayar başında geçiriyor.”

(12.10.2013 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır. )

 

Sıradaki haber yükleniyor...