15 milyon satan kitaptan ne öğrendim?

a
a
Salı, 02 Kasım 2010 - 05:00

1935 yılının soğuk bir Ocak akşamıydı. New York’taki Hotel Pennsylvania’nın büyük balo salonu ana baba günüydü. İçerisi kalabalıktı ve hâlâ insanlar gelmeye devam ediyordu.

Toplantının başlamasına doğru konuk sayısı 2 bin 500’e ulaşmıştı. Kadınlı erkekli, iş dünyası ağırlıklı izleyiciler grubu balon salonunu tıka basa doldurmuşlardı.

Bu kadar insanı bir araya getiren ise birkaç gündür New York Sun gazetesinde yayınlanan ilandı. Tam sayfa ilanın başlığı şöyleydi: ‘Liderliğe Hazırlık İçin Etkili Konuşmayı Öğrenin.’

Büyük resesyonu izleyen dönemde 2 bin 500 kişi, ‘Etkili konuşma ve insanlara etkileme sanatı’ adlı konuşmayı izlemeye gelmişlerdi. Bu kadar çok sayıda insanı çeken konuşmacı ise Dale Carnegie’den başkası değildi.

[[HAFTAYA]]

Yeniden yayınlanan kitap

Dale Carnegie’nin ünü o konuşmadan sonra daha da arttı. Yazdığı ‘How to Win Friends & Influence People’ (Nasıl Arkadaş Kazanır ve İnsanları Etkilersiniz) adlı kitabı, kitapların zarar ettiği 1930’larda bile büyük satış rakamlarına ulaştı.

Yaklaşık 70 yıldır aralıklarla basılan bu kitap, tam 15 milyondan fazla sattı. Geçenlerde yeni baskısı görünce, bir adet getirtip okumaya başladım.

Carnegie, bu kitabı yazmak için Franklin Roosevelt gibi siyasetçiler, Marconi ve Edison gibi iş yenilikçiler ve Owen D. Young gibi iş adamlarıyla mülakatlar yapmış. Deneyimleri ve çeşitli anekdotlarını da birleştirip, güzel bir kitap hazırlamış. Bu önemli kitaptan, ‘etkilemek ve arkadaş kazanmak’ için yapılması gereken birkaç başlığı sizler için derledim:

İnsanları etkilemek kolay mı?

1. İnsanları sürekli eleştirmek, suçlamak ve şikayet etmekten kaçının.

2. Sürekli kendinizden söz etmeyin, ‘ben’i daha az kullanın.

3. Samimi ve dürüst davranıp, değer vermeye özen gösterin.

4. İnsanları ve çalışanlarınızı teşvik edin, harekete geçirin.

5. Gülümsemeyi ihmal etmeyin. 6. İyi bir dinleyici olun, diğerlerini kendileri hakkında konuşmaya teşvik edin.

7. Arkadaş ya da çalışanlarınızın kişisel ilgi konularıyla da konuşmaya özen gösterin.

8. Diğer insanların kendilerini ‘önemli’ hissetmelerini sağlayın.

9. İnsanların düşüncelerine saygı gösterin ve asla ‘Hatalısınız’ demeyin.

10. Eğer ‘hatalıysanız’ bunu hemen ve empati yaparak dile getirin.

11. Çalışanlara ‘talimat’ verme yerine, soru yöneltmeyi deneyin.

12. Söze özgü ve çalışmalarını takdir etmekle girin.

13. Hatalarına dolaylı yoldan dikkat çekmeyi deneyin.

14. Önce kendi hatalarınızı dile getirip, sonra diğerlerini eleştirin.

15. İsimlerini hatırlayın ve kullanın. Her dilde en iyi davranış biçimi, onlara isimleriyle hitap etmektir. Doğrusu, ‘Şunu yaparsanız, böyle olur, sonra liderliğiniz gelişir, zengin olursunuz’ türü kitapları sevmem, satın da almam. Ama Carnegie’nin kitabı hakikaten ilginç ve okunmaya değer.

Mental ve düşünsel yetkinlikleri geliştirmek zordur ama olanaksız da değildir. Harvard’dan Prof. Wiliams James de öyle diyor: ‘Bu tür yetkinlikler yüzde 10 oranında iyileştirilebilir.’

İş dünyasında iyimserlik patlaması!

Birkaç haftadır işadamı ve CEO’lardan, ‘Gelecek yıl nasıl geçecek, ne düşünüyorsunuz’ sorusunu daha sık duymaya başladım.

2011’i planlayan, bütçe yapmaya çalışan şirketler, diğer şirketlerin kafasındakini anlamaya, büyüme planlarını tahmin etmeye çalışıyor.

Geçen yılın bu zamanlarını hatırlıyorum... İş dünyasının kafası epey karışıktı... Dünyadaki kriz ve Türkiye’nin kendine özgü gündemi nedeniyle, bütçeler temkinli yapılıyor, büyüme yerine ‘korumaya’ dayalı stratejiler öne çıkıyor, ‘maliyet’ öncelikli planlar konuşuluyordu.

Bu tabloyu 2009 yılının Kasım ayında Capital’de yayınlanan CEO ajanda anketinde de görmüştüm. İş dünyasının gündemini ve gelecek yıla bakışını sorgulayan anketten şu konular öne çıkmıştı:

Büyüme tekrar geliyor mu?

- Büyüme sınırlı olacak, önceliğimizde maliyet var.

- Yenilikçilik yatırımı, müşteri yönetimi ve strateji gibi konular aşağılara inmişti.

- CEO’ların yüzde 55.7’si işlerin iyi gideceğini düşünüyordu.

Aradan 1 yıl geçti ve sanki iş dünyasında farklı bir tablo var. Çok geniş bir araştırma olduğu için bütün tabloları paylaşmak mümkün değil. Onu dergide bulabilirsiniz.

Ancak, kendi görüşmelerim ve anketten yansıyan sonuçlar, bu kez de iş dünyasının biraz fazla iyimser olduğunu düşündürüyor.

Örneğin, CEO’ların yüzde 81’den fazlası 2011’in iyi geçeceğini düşünüyor. Bu son 4 yılın en yüksek oranını ifade ediyor. ‘Çok iyi’ diyenler de ilave edildiğinde yüzde 85’i geçiyor.

İyimserliğin yanında bir de ‘normale’ dönüş görüyorum. Kriz ve ‘işler kötüye gider’ beklentisiyle, yatırımları geri plana alan, büyümeyi durduran CEO’lar, 2011’de ‘ajandalarını olağana’ dönüştürüyorlar.

Bunun işaretlerini de ‘maliyet düşürme’ seçeneğinin aşağı sıralara inmesinde, yatırım ve büyümenin yukarılara tırmanmasında görüyorum. Örneğin, daha çok şirketin yenilikçiliğe ve ürün/hizmet geliştirmeye önem vereceği öne çıkıyor.

Anketten böyle çıkıyor ama!..

Evet anketler böyle diyor ve ekonomide hızlı bir toparlanma var... Ama bazı önemli şirketlerin sahip ve patronları, 2011’e yine de temkinli yaklaşmayı tercih ediyorlar. Onlarda, genele yayılmış bir ‘coşku’ görmüyorum.

Gerekçeleri de basit. Birincisi, dünyadaki riskler henüz tamamen bitmiş değil.

İkincisi, Türkiye’nin siyaset gündemi çok hareketli... Seçime kadar bir şey yok ama ondan sonrasına yönelik belirsizlikler var. Risk büyük olmasa da ‘ne olur olmaz’ diyenlerin sayısı az değil.

Bu düşünceye rağmen, CEO’ların ‘En önemli 10 risk’ sıralamasına siyasetin girmediğini de hatırlatmak gerekiyor. Galiba bu riskle iç içe yaşaya yaşaya bağışıklık kazandık.