Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

250 gazeteci kaymaya gelecek

Salı, 02 Şubat 2010 - 05:00

Bir haftadır Türkiye’de yoktum. Geldim baktım, yine aynı laflar, konuşanlar yine aynı adamlar, aynı kadınlar, yapılan, yine aynı suçlamalar, aynı kafa karıştırmalar! Aynı yerde duruyoruz! Omuz silkip geçeceğim de, canı yanan çok. Kimi içeride, aylar olmuş, yılı geçmiş, kafayı yemiş, sağlığı hatta hayatı gitmiş! Özgürlüğe, çoluğuna, çocuğuna, hayatına hasret. Darbe diyorlar. Bundan büyük darbe mi olur! Balyoz bundan ağır mı iner insanların hayatına? Neyse, başka şeyden bahsedeceğim bugün. Gitmeden yazdığım gibi kendimi memleketin turizmine hizmet etmeye adadım! Bu toprakların deniz, güneş, kumdan ibaret olmadığını göstermeye. Dağlarımızı, karımızı tanıtmaya. 40 ülkeden binlerce kayak sporuna gönül vermiş gazetecinin üye olduğu SCİJ, Uluslararası Kayak yapan Gazeteciler Federasyonu’nun 56. toplantısına katılmak için Fas’a gittik.

Türkiye’nin üyeliğini kabul ettirmekle kalmadık, bir de 2012 yılı için adaylığımızı koyduk, federasyonun tarihinde hiç olmamış bir şey oldu: Davetimizi iki yıl öncesinden oylamaya razı oldular, oyladılar ve gelmeyi kabul ettiler! Bu şimdiye kadar bu derneğe katılmış hiçbir ülkenin bu kadar kısa zamanda başardığı bir şey değil! Bu başarıda ne bizim içtenliğimiz, ne Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan ve Türkiye Kayak Federasyonu’ndan uzman arkadaşlarımızın yaptığı sunumun çok etkili olduğunu iddia etmiyorum. Tek star, ülkemizdir.

İşte Türkiye bu kadar ilgi çeken, bu kadar merak edilen ve bu kadar gelmek istenilen bir yer. O genel kurula katılan ve oy kullanan 250 gazeteciden sadece birkaçı biliyordu Türkiye’nin dağlarında kar olduğunu, kayak yapılabildiğini, kayak merkezlerimizin harika olduğunu! Ve biz iki gazeteci, bu sonucu sağlamak için cebimizden para harcayarak, daha önce görmüş olduğum bir ülkeye giderek, bir haftamı bu işe ayırarak böyle bir sonuç almak için paralandık. Amacım sadece genel kurulu davet etmek ve bu sonucu almak değildi. Fas’ın bu işi nasıl yapacağını da görmek istiyordum.

FAS'IN ARTILARI EKSİLERİ

Petrolü, sanayisi, tarımsal üretimi olmayan Fas, tek umut olarak gördüğü turizme öyle asılıyor ki, başarılı da oluyor. Bir hafta boyunca Turizm, Spor ve Haberleşme Bakanlıkları ülkelerine gelmiş 250 gazeteciyi ağırlamak için ellerinden geleni yaptı. Atlas Dağları’ndaki tek kayak merkezinde yarışmaları düzenlemek için Fas Kraliyet Kayak Federasyonu imkansızı başardı.

Dört parmak karda kayak da yapıldı, donmuş gölün üzerinde kayaklı koşu da. Her gittiğimiz yerde yerel kıyafetlerle, müzikle, naneli çaylar, şekerli çöreklerle, sıcacık gülümsemelerle karşılandık. Lüks sofralarda da ağırlandık, dansöz de seyrettik, şarap da içtik, Fas’ta kadının yerini de tartıştık. Fransız ve Belçikalı yatırımcıların Avrupa’lı turistin pek hoşuna gidecek yeni konseptler yaratmasına tanık olduk.

Çölde deve kervanları, koyun sürüleri, palmiyeler arasında yaratılan vahalara, spa otellerine konuk olduk, eski kentin daracık sokaklarında kolye satıcılarıyla pazarlık yaptık, tarihi medreseleri gezdik, yılan oynatıcılarını seyrettik. Kraliyet altında demokrasiyi arayan bu “garip ve güzel ülkede” konukseverliğin her türlüsünü yaşadık.

GÜMRÜK VE POLİS ÇOK GERİ

Faslı gazetecilere yardım eden Belçikalı gazetecilerin zoru nasıl başardığını gördük. Ama turizm bir bütündür. Her şey bitip ülkeden çıkarken havaalanında karşılaştığımız çağdışı muameleden de çok sıkıldık. Bütün o güzel anıların üstüne, gümrük polisinin anlamsız soruları, yavaş ve bürokratik muamelesi, tatlıya sirke dökmek gibi geldi. Fas, gerçekten turizm yapmak istiyorsa giriş ve çıkışta o bilgi kağıtlarını doldurtmaktan, onları tek tek kontrol etmekten ve hangi gazetede çalışıp ne yazdığımızı sormaya kadar giden anlamsız bürokrasiden vazgeçmeli. Bizim ne yapacağımız başka yazıya.