Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

36 yıl sonra, Rumlar Kıbrıs'ı gerçekten kaybediyor...

Salı, 20 Temmuz 2010 - 05:00

1974 Kıbrıs harekatı bu ülkenin dış ilişkilerinde bir milat, bir dönüm noktasıdır. Büyük çoğunluğunuz o tarihlerde belki de doğmamıştınız, ancak 1974 öncesindeki yılları çok kısaca anlatayım, nereden nereye geldiğimizi daha kolay algılayacaksınız.

Türkiye, özellikle dış ilişkiler açısından, 1950-60 yıllarında adeta bir rüya aleminde yaşardı.

Herkesin bizi sevdiğini, dünyanın en önemli ülkesi olduğumuzu sanırdık.

Silahlı Kuvvetlerimizin, önünde durulmaz bir güç olduğunu, TSK sayesinde, Avrupa’nın Sovyet istilasından korunabildiğini, kadınlarımızın, dünya erkeklerinin gördüklerinde dayanamadıkları güzellikte olduğunu sanırdık. Daha doğrusu, bize böyle söylenirdi. İstanbul’a gelen her yabancı kişinin klişeleşmiş lafları, bu sloganlar etrafında dönerdi.

Sonra birden bire, 20 Temmuz 1974 günü Türk Silahlı Kuvvetleri, iki hamlede Kıbrıs’ın yarısına el koydu.

Gerekçesi, uluslararası kurallara uygundu. Daha da önemlisi konjonktür, Türkiye’den yanaydı. Milliyetçi Kıbrıslı Rumlar, Türk köylerini yakarak ortamı hazırlamışlar, Washington ve Moskova’nın bir Türk müdahalesi -farklı nedenlerleişlerine de gelince, TSK adaya çıkmıştı.

Ancak biliyorsunuz, iş o kadarla bitmiyor.

İşgal etmek kolaydır da, asıl önemlisi ardından barış yapmak ve istediğiniz sonucu alabilmektir.

İşin o yönünü beceremedik.

Biz, işgal ile adanın yarısının üstüne yatabileceğimizi sandık.

Rumlar da, uzun vade dayanırlarsa adanın tümünü geri alabileceklerini sandılar.

İki taraf da yanıldı. Bizler, harekatla birlikte gerçek dünyaya gözlerimizi açtık.

Oyunu iyi oynayamadığımızdan dolayı, en büyük müttefiğimiz Amerika tarafından silah ambargosuyla cezalandırıldık. Hemen her uluslararası kuruluşun baskısı altında kaldık. Yerden yere vurulduk. Eski dostların, koşullar değişince, eski sözlerini unutabileceklerini gördük.

Avrupa ile ilişkilerimiz tıkandı.

Fırsatı yakalayan Ermeni terör örgütü ASALA, diplomatlarımızı öldürerek dünyaya soykırım konusunu ilk defa, kanlı şekilde duyurabildi.

Rumlar da, tüm direnmelerine ve işi uzatmalarına rağmen, Türkiye’ye pes ettiremedi.

İşte böylesine inişli çıkışlı bir şekilde 36 yıl geride kaldı. Belki bazıları hâlâ farkında değil, ancak masadaki yerler değişmeye başladı.

Türkiye kaybettiğini gördü, şimdi sıra Rumlarda...

Kıbrıs’taki satranç oyununda gerçekleri ilk gören taraf Türkiye oldu. Annan Planı ile ilgili süreçte, çözümsüzlük politikasıyla, tabularla ve temelsiz sloganlarla hiçbir sonuç alınamayacağını gördü. Avrupa Birliği’ne gidiş yolunda, plana EVET diyerek, Başbakan Erdoğan son derece önemli bir tabuyu yıktı.

Ancak bu defa Rumlar çok yanlış bir hesaba girdiler. Avrupa’nın verdiği, sonradan pişman olduğu “tam üyelik statüsünü” yanlış kullanmaya başladılar. Hesaplarına göre, Türkiye eninde sonunda, Avrupa’ya tam üye olabilmek için, Kıbrıs’ta gereken ödünleri verecektir. Bundan dolayı da, şu sıralarda hâlâ sürdürülen görüşmelerde ayak sürüyorlar. Oysa hesap edemedikleri bir nokta var ki, Ankara, Avrupa Birliği’nden beklediğini elde edemediği sürece, Kıbrıs’ta da bir çözüme onay vermeyecektir.

Özetlemem gerekirse, 36 yıldır Kıbrıs Rumları bir bağ oluşturmuşlardı. Bunun anlamı, “Eğer Türkiye, Avrupa’da ilerlemek istiyorsa, Rumlarla anlaşır” idi. Avrupa da bu yaklaşıma destek verdi ve bugünlere geldik. Şimdilerde ise, bu bağ tersine döndü. Türkiye’nin mesajı şu oldu: “...Eğer Rumlar çözüm istiyorlarsa, Türkiye’nin Avrupa yolu açılır...”

Oysa, Avrupa’nın umurunda değil.

Kıbrıslı Rum dostlarımız belki farkında değiller, ancak treni kaçırıyorlar.

Önümüzde üç senaryo var:

Türkiye, AB dışında kaldığı taktirde Kıbrıs’ta çözüm olmayacaktır. Ankara bu durumda tanınma çalışmalarına başlayacaktır ve emin olmak gerekir ki, zaman içinde KKTC’yi resmen tanıyacakların sayısı artacaktır.

 - Türkiye’nin tam üyeliğinin önü açıldığı taktirde, son dakikaya kalacak olan bir çözüm ne Rumlara, ne de Türklere beklediklerini verecektir.

- En akıllısı, 2013’e kadar bir çözüm bulmaktır. Annan Planı gereken temeli oluşturmuştur. Bundan sonrası, karşılıklı ödünlerle orta yolu bulmaktır.

Sonuç...

Rumlardaki genel eğilim, Kıbrıs’ın tümünü kontrol altına almak, eğer bu gerçekleşemeyecekse, bugünkü durumun devamıdır. Yapılan tüm anketler bu gerçeği gösteriyor. Bir Kıbrıslı Rum dostumun söylediği hâlâ kulaklarımda:

“...Biz Türklerle birlikte yaşamak ve Kıbrıs’ı paylaşmak istemiyoruz. Gündüzleri biz kuzeye gidelim, onlar güneye geçsinler, ancak gece olunca herkes kendi evine dönsün... Türkler kendi bölgelerinde yaşasınlar, ancak ülkenin yönetimine katılmasınlar...”

İşte durum böylesine açık. Rumlar, isteyerek veya istemeyerek Kıbrıs’ı ikiye bölüyorlar ve kuzeyi sonsuza kadar kaybetmeye gidiyorlar. 36. yılın bilançosu bu...