ABD'ye rağmen bölge lideri olunamaz...

a
a
Cuma, 26 Kasım 2010 - 05:00

Türkiye özellikle 2008’den itibaren, Abdullah Gül’ün Dışişleri’ni bırakıp Çankaya’ya çıkması ve yerine Ahmet Davutoğlu’nun gelmesiyle birlikte dış politika uygulamalarını değiştirmeye başladı. Davutoğlu’nun dizayn ettiği ve Başbakan’ın onayladığı bu yaklaşımla Ankara kabuklarını kırdı, eski kemikleşmiş yaklaşımlarını değiştirdi. “Sıfır sorun” politikası olarak adlandırılan yeni yaklaşımla Türkiye bölge sorunlarında çok daha aktif bir tutum aldı.

Artık eskisi gibi, büyük ağabeyler ne derlerse onu yapan, karışık sorunlara bulaşmaktan kaçınan, sadece kendini düşünen, ne kokan ne de bulaşan bir ülke olmaktan çıktı. Karakteri olan, kendine özgü ilkeleri bulunan, son derece faal, son derece cesur, tabular yıkan, alışılmışın dışında bir politika başlatıldı.

Her yenilik gibi, Davutoğlu’nun yaklaşımı da hem içeride hem bir kesim ülke kamuoyunda büyük alkış topladı. Uzun yıllar sonra Türkiye ilk defa sahneye çıkıyor, ağırlığını hissettiriyordu. Bu yeni politikalar, özellikle Orta Doğu ve Orta Asya’dan Türkiye’ye büyük yatırımların akmasını, Türk iş adamlarına yeni iş sahaları açılmasını sağladı.

[[HAFTAYA]]

Tabii ki her şey harika değildi. Zaman zaman abartılı ve sonuçtan çok işin içinde bulunulduğu gösterisine yönelik işler de yapıldı. Genel bir strateji eksikliği ve günlük yaşam nereye iterse oralara kayıldığı gözlendi ve sert eleştiriler de oldu. Y

eni dış politika “İslamcı” değildi.

“Eksen kayması” denilemezdi. Ne zaman ki Washington’un nasırına basıldı, yani; önce İsrail ile kavgaya girildi, Mavi Marmara gemisi olayı gibi son derece kötü yönetilen ve gereksiz bir yol kazasıyla biten facia yaşandı... Ardından da; Türkiye, İsrail ve ABD’nin baş düşmanı konumundaki İran’ı nükleer güç haline sokabilecek olan projede Tahran’ın yanında yer aldı... İşte o andan itibaren, Türk-ABD ilişkileri çökmeye başladı. O andan itibaren, AK Parti iktidarı yerden yere vurulmaya, İslamcılığı ve eksen kayması suçlamaları yayılmaya başlandı.

Washington ile kavga ederek lider konumunda kalınmaz

Türkiye’nin bu tutumu Araplar’da coşku yarattı. Erdoğan’ın posterleri ve Türkiye çığlıkları tüm İslam alemini kapladı ancak aynı ülkelerin başkentleri ise, aksine Washington’u gözler oldular.

Özetlemek gerekirse, ortada bir dengesizlik var.

Bugünkü politikalar genel yaklaşım olarak doğru olsa dahi, uygulamada ve söylemlerde önemli sorunlar yaşıyoruz.

Durum bir süre içinde düzeltilemezse, AK Parti iktidarına ve Türkiye’ye bir fatura çıkacaktır. Ankara’da bu politikaları oluşturanların, Amerika ve İsrail ile kavga ederek, bölgede lider konumuna gelinemeyeceğini bilmesi gerekir.

Eğer bu gerçeği görebilir, Başbakan ve Dışişleri Bakanı söyledikleri sözlere bir ayar getirebilir ve genel yaklaşımlarda daha dikkatli davranılabilirse, Türkiye rotasında kalabilir. Aksi halde ülke olarak uluslararası ilişkilerde bir yol kazasına veya bir zorunlu inişe kendimizi şimdiden alıştırmalıyız.

Faturalar hazırlanıyor...

Amerika’nın bir süper güç olarak elinde inanılmaz imkanları vardır. Hem kendisinin kullanabileceği hem de başka ülkeleri ve piyasaları etkileyebileceği aletlere sahiptir. Türkiye, askeri gereksinimlerini karşılamak açısından tümüyle ABD’ye bağımlıdır.

Piyasalar, ABD’nin ağzına bakar. Washington ile ilişkileri bozuk ülkelere ya yatırım yapılmaz, para verilmez veya çok yüksek faizler uygulanır. Hangi konuda adım atsanız, yanınıza ABD’yi almazsanız, başarı kazanamazsınız. PKK ile mücadele ABD desteği olmadan çok daha zor ve kanlı olur. Birleşmiş Milletler’de Washington’suz adım atmak imkansız gibidir. Avrupa Birliği ile ilişkilerde, ABD ile çatışan ülke sesini daha güç duyurur. Washington artık eskisi gibi iktidar devirmiyor. Sesini dahi yükseltmeden, sizinle ilişkilerini normal gösterirken vidaları öylesine sıkar ki, hiçbir sorununuzu çözemezsiniz. Şu anda -koşullar değişmediği taktirde- Washington’da Türkiye’ye çıkabilecek faturalardan bazılarını sırlayabilirim:

- Türkiye’nin Filistin sorunuyla ilgili arabuluculuk faaliyeti tümüyle iptal edilmiş durumda.

- Kongre’den -İsrail’e yaklaşım değişmediği sürece- Türkiye’ye önemli bir silah satış paketine onay verilmesi söz konusu değil.

- Ermeni tasarısı bugünkü koşullarda, önümüzdeki süreçte büyük olasılıkla geçirilecek ve Türkiye soykırım ile suçlanacak.

- PKK ile mücadele ve Kürt sorununun çözümü konusunda Türkiye’nin istediği ek desteklere yanıt dahi verilmeyeceği belirtiliyor.

- Mavi Marmara gemisinin Gazze’ye yardım götürmesini organize eden İHH’nın (İnsan Hak ve Hürriyetleri Vakfı) bir terör örgütü olarak kabul edilmesi için 300 Temsilciler Meclisi üyesinin yaptığı başvurunun gündeme gelmesi ve kabul edilmesi bekleniyor.

 - İsrail ve Yahudi lobisi, Türkiye’den geçecek petrol boru hatlarına karşı çıkmaya hazırlanıyor. İsrail de, Türkiye ile arasındaki tüm anlaşmaları, eskiden soğuk ilişkiler içinde olduğu Yunanistan ile imzalıyor. Bu listeyi daha çok uzatabilirim.

Türkiye’yi şimdilik konumu ve ekonomik gücü kurtarıyor

Washington’daki temaslarımda bir başka noktayı da gözlemledim. ABD’nin bölge politikalarını etkili biçimde uygulayabilmesi için Türkiye’ye gereksinimi var. İsrail de Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor. Hiç değilse, düşmanlaşmış bir Türkiye ile karşı karşıya kalmayı arzulamıyor. Türk ekonomisi öylesine kazandırıyor ki, fonların girişi dahi engellenemiyor.

Ülkenin ekonomik gücü ve konumu pazarlık gücünü de arttırıyor. İşte bu unsurlar Ankara’nın hesabının kısa bir süre içinde ve tümüyle kesilmesini engelliyor. Ancak bıçak kemiğe dayandığında, Türkiye’nin uzun vadede ABD’ye daha fazla ihtiyacı olduğunu da unutmamak gerekir. Ankara’nın en zayıf noktası ekonomisi ve siyasetinin kırılganlığıdır.

Ne zaman ne olacağı bilinemez. Washington şimdilik bekliyor. Ankara’nın politikalarında ince ayar yapıp yapmayacağına, önümüzdeki genel seçim sonuçları ve sonrasında yaklaşım farklılığı olup olmayacağına bakıp bir karar verecek. 2011 bu açılardan çok önemli bir yıl olacak.