Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

AK korkutuyor ve şaşırtıyor...

Çarşamba, 23 Eylül 2009 - 13:15

İktidara geldiği günden bu yana, AK Parti beni hep ikilem içinde bırakmıştır. Benim gibi düşünenleri de zaman zaman korku-şaşkınlık, zaman zaman nefret-hayranlık hisleriyle kendine çekmiştir.

“Biz” derken kimden söz ediyorum? Laik-demokratik ve liberal bir sistemle yükselebileceğine inananlardan söz ediyorum. Hoşgörülü, başkalarının görüşlerine de saygı duyan. Kendileri dindar olmasa dahi, dinine bağlı kişilere saygı duyan, her isteyenin istediği gibi yaşamasına duyarlılık gösteren kesimden söz ediyorum.

Bu kesimin ikilemi, her geçen gün biraz daha artıyor, derinleşiyor. Toplum, kesin çizgilerle ikiye bölündüğü için de ortada kalıyor. Hiçbir kesime yaranamıyor. AK Parti’nin cesur ve önemli adımlarını desteklediği zaman bir taraftan alkış, öte yandan tepki görüyor. AK Parti korkuttuğunda karşı çıkınca da, iktidar tarafından yerden yere vuruluyor. Bakın, AK Parti bu kesimin gözüyle nasıl görünüyor...

Neden korkutuyor?

TOPLUMU DİNDARLAŞTIRIYOR:

AK Parti’nin en rahatsız edici, korkutucu yanı, bu ülkeyi sistematik şekilde dindarlaştırması, toplumu dini kıstaslara göre yönlendirmesi, böylece giderek laik sistemin erimesine yol açmasıdır. Dışarıdan baktığınız zaman, bu partinin laik sistemi ortadan kaldırmak için açık bir tehdit teşkil ettiğine inananlar çok. Anayasa Mahkemesi’ne göre de ‘Laikliğe karşı fiillerin odağı’ sayılabilecek bir parti. Belki yasalar çıkarıp bu yönde somut adımlar atmıyor, şeriatı hakim kılmak gibi bir yaklaşımı yok, ancak insanların içinde bir kuşku var.

Başbakan’dan aşağı doğru tüm kadroların kullandıkları dil, genel yaklaşımları, hitap şekilleri ve görüşleri topluma ‘dindarlaşmanın iyi bir şey olduğunu’ gösteriyor. Bakanlardan belediyelere, il yöneticilerinden muhtarına kadar her alanda din daima ön planda tutuluyor. Türbandan başlayıp tüm giyim anlayışları, alkol ile mücadele yöntemleri, kimi sitelerde havuz yasaklamaları, kimi yörelerde plajlardan otellere, hatta kadın-erkek ayrı oturma alışkanlığının yaygınlaştırılmasına kadar, günlük yaşamın muhafazakarlaştırılması korkutuyor.

Devletin laik yapısını koruyan mekanizmaları, YÖK ve Anayasa Mahkemesi başta olmak üzere, supap görevi yapan unsurları zaman içinde ve yavaş yavaş değiştireceklerini göstermeleri korkutuyor. Bu adımların nerede duracağı hakkında hiçbir işaret vermemeleri korkutuyor. Mahalle baskısının bir gün, toplumun bizim gibi farklı düşünen kesimlerini yok edebileceği, hepimizi zorla kendilerine benzetecekleri olasılığı korkutuyor.

HOŞGÖRÜSÜZ DAVRANIYOR:

Diğer bir korku unsuru da, demokratik görüntü vermelerine rağmen, eleştiriye hiç hoşgörülü davranmamalarıdır. Son birkaç yıl, AK Parti’nin kendi gibi düşünmeyenlere ne kadar acımasızca, ne kadar gaddarca tepki veren bir iktidar olduğunun örnekleriyle dolu. En son örneği de Doğan Grubu’nu, muhalif yayınından dolayı adeta idama mahkum etmesi. Sanki Aydın Doğan’ı medya piyasasından silmek için elindeki güçleri kullanması korkutuyor.

Demokrasiyi hazmedemeyen, tepeden bakan, hoyrat muameleyi normal karşılayan, Deniz Feneri gibi kendi içindeki yolsuzluklara göz yumabilen, Ergenekon soruşturmasındaki hukuka aykırı uygulamaları reddeden bir parti olması bizleri korkutuyor.

KADROLARINI YERLEŞTİRİYOR:

Her iktidar başa gelince kendi kadrosunu oluşturur. Ancak Ak Parti’nin bürokrasideki kadrolaşması, kendi medyasını ve kendi zenginini yaratma konusundaki fütursuzluğu hepimizi korkutuyor.

Neden şaşırtıyor?

AK Parti, beni ve benim gibi düşünen bir kesimi korkuttuğu kadar da, şaşırtıyor. Hatta attığı birçok cesur adımlar karşısında kendini alkışlatıyor. Bazen korkup tepki gösterirken, bazen de ’Bravo doğrusu’ dedirtiyor.

KALIPLARI KIRIYOR:

Türkiye’nin uzun yıllardan beri elini kolunu bağlayan, gereken atılımı yaptırmayan, kemikleşmiş sorunların en önemlilerine ilk defa AK Parti iktidarında, Recep Tayyip Erdoğan tarafından el atıldı. Turgut Özal’dan sonra Erdoğan inanılmaz bir cesaret örneği gösterdi. Eğer bugün Türkiye kabuk değiştirmeye başladıysa, bunun en önemli unsurlarından biri bu iktidarın attığı bazı adımlardır. Kıbrıs sorununda Annan Planı’na yaklaşımı...

Avrupa Birliği’ne (şimdilerde duraklama dönemine girilse dahi) katılma çabası ve bu hedefe gitmek için, özellikle 2003- 2004 döneminde attıkları adımlar... Kürt Açılımı’na (henüz içini bilmememize rağmen) cesaret edebilmeleri... Kuzey Irak başta olmak üzere, bütün bölge ülkelerine yönelik politikaları... Ermeni Açılımı’ndaki ısrarları...

Washington-İsrail-IMFNATO gibi, Batı ittifakının temel taşlarını oluşturan başkent veya kurumlarla, zaman zaman sürtüşse dahi, ilişkilerini kesme noktasına getirmeden, daha dengeli ve saygın bir düzeye sokmaları... İslam dünyası ile gerektiğinde eleştiri dolu, genelinde ise sıcak ilişkiler kurarken, vıcık vıcık olmamaya dikkat göstermeleri...

Sonuç

Bilmem sizler nasıl düşünüyorsunuz? Eğer yeminli AK Parti düşmanı veya onların hayranı iseniz, söyleyebilecek bir şeyim yok. Sizler cephelerinizi seçmişsiniz. Bizler ise ortadayız. Ne gözü kapalı Ak Parti hayranı, ne de katıksız düşmanları arasındayız.

İki cami arasında binamaz durumundayız. İyi şeyler yaptıklarında ülke adına seviniyor ve destekliyoruz. Korkuttuğu zaman eleştiri oklarımızı sivriltiyoruz. AK Parti, daha doğrusu Başbakan Erdoğan artık bir karar vermeli. Ya gerçekten demokrat, sevecen ve hoşgörülü bir iktidar olacak veya bu iktidarla hiçbir zaman barışamayacağız. Bakalım bu ikilemimiz daha ne kadar sürecek...