Mehmet Coşkundeniz

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170739.mehmet_coşkundeniz_27.png

Aklıma girdin kalbime de gir

Pazar, 18 Nisan 2010 - 05:00

Bazen, kalbin kabul ettiğini akıl, aklın kabul ettiğini kalp kabul etmez. Birbirine aşık çiftlerin düzgün bir ilişki yürütememesinin, ya da birbirine çok yakışan ve uyum sağlayan çiftlerin, tutkulu aşk yaşayamamasının sebebi budur. Peki hangisi kolaydır? Akla girmek mi, kalbe girmek mi? Bu noktada kadınlar ve erkekler ayrılır. Kadınların, erkeklere oranla daha duygusal yapıları olduğundan kalplerine girmek kolaydır. Ancak kadın, kalbinin kabul ettiğini beyni kabul etmediği sürece tam anlamıyla o insana ait olarak hissetmez kendini. Bu yüzden çoğunlukla kadınlar, serserilerle flört eder, efendilerle evlenir. Çünkü karar verme noktasında kadın aklını, bir erkekten çok daha iyi kullanır. Ayrıntıcı düyünce yapısı devreye girer, her şeyi enine boyuna düşünür ve sonunda hem kendisi hem de doğacak çocukları için en iyi adayı seçer. Elbette istisnalar vardır, olacaktır.

***

Erkekte durum tamamen akla odaklıdır. Erkek bir kadını değerlendirirken duyguları ön plana almaz. Bu yüzden erkek, seçimini kadına göre daha çabuk yapar. Aklına uygun olanı seçer ve yoluna devam eder. Erkeğin kalbine girmek zordur ama girildiği zaman çıkılması da zordur. Bakmayın erkeğin öyle yenilmez, yıkılmaz havalarına. Aşk acısı erkeği kadına oranla daha fazla vurur. Dışarıya yansıtmıyor olmaları, erkeklerin aşk acısı çekmedikleri anlamına gelmez. Erkek, kalbinin kabul ettiği kadının peşinden gider. Aklının kabul etmesine gerek yoktur. Kadınsa kalbinin kabul ettiğini, aklına kabul ettiremezse vazgeçer.

***


İşte size bir erkek örneği... Aklı, bunun böyle olmayacağını söylüyor ama kalbi vazgeçemiyor... ”Ben bir süre önce size yazmıştım; sevdiğim kişinin sevgilisi var şeklinde... Siz de bana doğru olanı, yani gitmem gerektiğini söylediniz. Tabii ki de öyle fakat onu her gün okulda gördüğüm için unutamıyorum. Dayanamayıp bazen baktığımda sürekli onunla göz göze geliyorum sonrada pişman oluyorum. Şu anda arkadaş olarak bile konuşmuyoruz. Nasıl vazgeçeceğimi bilmiyorum ve bunları kimseye anlatamıyorum. Çünkü sevgilisi olan birini sevmek gurursuzluktur...” Gördüğünüz gibi mantığı çalışıyor, olayın gurursuzluk olduğuna bile kanaat getirmiş ama yüreğine söz geçiremiyor.

***


Bu da bir kadın örneği... ”Uzun zamandır birini çok seviyordum. Fakat kendisini benden soğutmak için elinden geleni yaptı. Bana karşı bir şey hissetmediğini söyledi ve ben de vazgeçmek durumunda olduğumu görerek ona göre davranmaya başladım. Bir süre önce hayatıma bir başkası girdi. İlk 1 ay herşey mükemmeldi. Fakat ikinci ayda birden benden uzaklaşmaya başladı. Sürekli bahaneler üretti. Bu konuda ne yapmam gerekiyor bilemiyorum. İşin garibi, ilk söz ettiğim kişiyle de 3 hafta önce karşılaştık. Bana ‘Yanımda ol’ diyor. Eskiden çok sevdiğim birisiydi. Şimdi hayatımda olan kişiyi de seviyorum. Ne yapmalıyım sizce?” Her ikisine de duygusal anlamda bir şeyler hisseden kadının, mantığıyla savaşını anlatan bir mail bu. Aradığı şey, kalbinin kabul etmesi değil, aklının kabul etmesi. Aklı hangisine uyarsa, onunla birlikte olacak. Gerçi bana göre, bu iki adamdan bir tek adam çıkmaz ya neyse...