İlişkiniz kötüye gittiğinde “Amaaaan inceldiği yerden kopsun” diyenlerden değilseniz, kurtarmak için çaba göstereceksiniz demektir. Peki ne yapacaksınız? İşte size kötü giden ilişkiyi kurtarmak için bir kılavuz...
1 SORUNU TEŞHİS ET
İlişkilerde çiftlerin en büyük hatası, var olan problemleri görmezden gelmeleridir. Sanki böyle yaparlarsa, o problem hiç olmamış gibi yaşayacaklar. Oysa gerçek öyle değildir ve sorun teşhis edilmekte gecikilirse artık tedavisi de imkansız hale gelir. Bir sorun olduğunu anladığın an bunu gündeme getirmelisin. Bu sorunu konuşmak için gerekli ortamı sağlamalısın.
2 HEMEN TEDAVİYE BAŞLA
Sorununuz ortada dağ gibi duruyor. O zaman hiç vakit kaybetmeden çözüm için adım atmalısın. Tabii dikkatli adımlar olmalı bunlar. Örneğin; yapıcı konuşmalarla olaya yaklaşmalısın. Sorunu konuşmaya başladığınızda sevgilini suçlamamalısın. Eleştiride bulunacaksan bile bunu yumuşak sözcüklerle yapmalısın. Kırıcı olmaktan, küçümseyici kelimelerden kaçınmalısın.
3 TEK HAKLI VAR: İLİŞKİNİZ
Çiftlerin yaptığı en büyük hata, sorunları konuşurken haklı-haksız tartışmasına girmektir. Kendini haklı çıkarsan ne olacak ki? İlişkiniz bittikten sonra haklı olmanın bir önemi olmayacaktır. İyisi mi sorunun ortaya çıkış sebebini bulmaya çalışırken haklıhaksız arayışından vazgeç. Üstelik bu arayış seni asıl sorundan uzaklaştıracak, ego kavgasına itecektir.
4 SORUNUN TARAFISIN
Geldi bahar ayları, gevşer gönül yayları... Sevgilisi olmayanlar için baharda aşık olmak süper bir şey ama üzerinden koca bir kış geçmiş ve biraz da eskimiş aşklar için bahar anlam ifade etmiyor mu? Ediyor elbette. Bahar, ilişkisi olanların, evli olanların başkasına aşık olma ayları değil, kendi aşklarını tazeleme ayları. Yani, “Ben her bahar aşık olurum” demeyeceksin, eskisini bırakıp yenisine gitmeyeceksin, aşkını güneşle yoğurup, yeşeren yapraklar gibi tazeleneceksin. İstersen bu yazıyı okurken her başlıktaki şarkıları da dinleyebilirsin.
1- İKİNCİ BAHARI YAŞIYOR ÖMRÜM (Özdemir Erdoğan)
Daha önce canını acıttılar, ciğerini yaktılar, güvenini sarstılar öyle değil mi? Şimdi aşk hayatının ikinci baharını yaşıyorsun. Bunca zamandır yaşadıklarınız, paylaştıklarınız ve biriktirdiğiniz anılar var. Bugün ayrılsan, aynı mutluluğu başkasında bulabilecek misin acaba? Sevgilin senin için hâlâ en değerli insandır. Bunu anlamak için onunla geçirdiğin zamanları düşünmen yeterli.
2- BİR İLKBAHAR SABAHI (Samime Sanay)
El ele tutuşmak, sarılmak, dokunmak, öpüşmek, sevişmek... Duygu aktarımının en güzel yolları. Farkındaysan epeydir bunu ihmal etmeye başladınız. Öncelikleriniz değişti. Kendinize daha az vakit ayırıyorsunuz. Ama ilkbahardayız. Şarkıdaki gibi, bir ilkbahar sabahı güneşle uyan. Güneşin içindeki aşk ateşini uyandırmasına izin ver. Ona dokun, sarıl ve öp. İnan bana çok mutlu olacaksınız.
3- BİR BAHAR AKŞAMI RASTLADIM SİZE (Zeki Müren)
Hava artık erken kararmıyor, işten çıktığınızda da aydınlık. Zamanı birlikte geçirin, sosyalleşmeyi unutmayın. Arkadaş çevrenizle bir şeyler yapın. Akşam eğlencelerine gidin. Eve dostlarınızı davet edip yemek yiyin, partiler verin. Kışın tortularından kurtulun.
Şebnem Ferah, 6 yıl aradan sonra yeniden konser alanlarına dönüyor. Dolmabahçe Küçükçiftlik Park’taki konseri için çıkan 17 bin bilet 12 dakikada tükendi. Tam 280 bin kişi bilet almak için online sisteme adını yazdırdı. Bilet bulan şanslı, bulamayan hayıflanıyor. Neyse ki Rock müziğin kraliçesi 14 konser daha verecek. Kim bilir, onlardan birine bilet buluruz belki. Şimdiki kuşak, “Ne var bu kadar Şebnem’de? Zaten söylediği de rock değil, arabesk yapıyor” gibi eleştiriler getiriyor. Olabilir, onların müzik zevkidir. Ama bazı gerçekleri saptırmaları da beni çileden çıkarıyor. Ülkenin müzik zevkinin değiştiğinin farkındayım. Ne söylediği anlaşılmayan, birbiriyle ilgisiz dizeleri sırf kafiyeli diye okuyan şarkıcıların konserleri tıklım tıklım doluyor. Ben dinlemem ama dinleyene de söz etmem. Fakat bu tür müziği dinleyip Şebnem Ferah’a söz edenleri de Allah çarpar, söyleyeyim. Mesele sadece konser değil ayrıca. Biz hep bir ağızdan bildiğimiz şarkıları söylemeyi özledik. Saatlerce giriş kapısında bekleyip, konser alanına adım atar atmaz Şebnem ya da benzerlerinin sahneye çıkış anını heyecanla beklemeyi özledik. Birbirimize hiç benzemesek de ayrı yerde bulunmayı, aynı şarkılarla eğlenmeyi özledik. Müzik platformlarının herkese dayattığı algoritmaları reddettiğimiz, adını, sanını, müzik zevkini bilmediğimiz editörlerin seçtiği şarkıları dinlemek istemediğimiz için Şebnem Ferah’ın, Tarkan’ın ve daha nicelerinin konserlerini heyecanla bekliyoruz. 16 Mayıs’ta Ataköy Marina’da Model konseri var mesela. Dağılmalarına çok üzülmüştüm, yeniden bir araya gelme konseri olacak bu. Neyse ki Model konserine biletim var. ‘Dağılmak İstiyorum’u, ‘Değmesin Ellerimiz’i, ‘Pembe Mezarlık’ı bağıra bağıra söyleyip kafa sallayacağım. Ve kendimi şahane hissedeceğim.
FENER'E KARŞI SIKIYÖNETİM
Euroleague play-off üçüncü maçında Fenerbaçe, Litvanya deplasmanında Zalgiris Kaunas’a 81-78 yenilince seride durum 2-1’e geldi. Bir maç kazanınca Zalgiris yöneticileri de heveslenmiş, yazık. Bugünkü dördüncü maç için sporcularına sıkıyönetim ilan etmişler. Sosyal medyayı yasaklamışlar, içki içmeyi, gece eğlencesini, hatta seks yapmayı bile yasaklamışlar. Ama bir de parantez açmışlar. Seksi kısa süreli ve ekstra yorgunluk yaratmayacak şekilde yapmaya izin vermişler. Yani romantik bir yemekle başlayıp gece yatakta sona eren uzun randevular yok, ‘quickly’ diye tabir edilen ayak üstü sevişme var. Hayır, merak ettim bunun takibini nasıl yapacaklar? Her basketçinin evine nöbetçi mi dikecekler? Bu nöbetçiler saat mi tutacak? Ya da ertesi gün antrenmana geldiklerinde performans testine mi sokacaklar? Kafamda deli sorular... Ama asıl soru şu; 2002’den beri ‘Euroleague’ adıyla düzenlenen organizasyonun dörtlü finaline bir kez katılabilen Zalgiris mi yoksa 5’i üst üste olmak üzere 7 kez katılan ve iki kez de şampiyon olan Fenerbahçe mi? Yanıtı hepimiz biliyoruz. Olan Zalgiris’li basketçilerin romantik ilişkilerine olacak.
SOHBETİN EN KOYUSU
TMB TV’de Ufuk Ağca’nın hazırlayıp sunduğu ‘Bi Ondan Bi Bundan’ programı, sohbetin ve eğlencenin bir arada olduğu bir format olarak dikkat çekiyor. Ufuk, siyasetçileri, şarkıcıları, oyuncuları, gazetecileri, sporcuları ağırlıyor, ortaya kahkahaların eksik olmadığı bir yayın çıkıyor. Program her perşembe, 16.00-17.00 saatleri arasında canlı yayınlanıyor. Ufuk diyor ki; “Biz izleyicinin böyle yoğun gündemin arasında sıkışıp kalmasını istemiyoruz. Onlara nefes aldırıp pansuman yapıyoruz. Programımız da hap gibi, tadımlık. İzleyici hiç sıkılmıyor” diyor. 14 Mayıs Perşembe günü Ufuk’un konuğu ben olacağım. Elbette aşkı da konuşacağız, hayatın diğer güzel yanlarını da. Haberlerde Trump’ın yüzünü görmekten, kazalardan, cinayetlerden, birbiriyle kavga eden yorumculardan sıkıldıysanız ‘Bi Ondan Bi Bundan’a bekleriz.
Her kalp çarpıntısını, her çekimi, her yoğun duyguyu aşk sanıyorsun ama durum gerçekte öyle değil. Sen “Çok aşığım” diyorsun ama aşkın bundan haberi bile yok. Başka duyguları aceleyle adlandırıyorsun. İşte o duygular ve gerçek aşkla arasındaki farklar...
HOŞLANMAK: BİR KIVILCIM DÜŞER ÖNCE
Her şey genellikle hoşlanmakla başlar. Birinin gülüşü, konuşma tarzı ya da hayata bakışı etkiler seni. Onun yanında olmak istersin ama bu istek henüz çok da derin değildir. Daha çok yüzeyde dolaşan bir heyecandır. Hoşlanmak, bir ihtimaldir; içinde keşfetme arzusu barındırır ama henüz bağlılık içermez. ‘Belki’nin büyüsüne kapılmışsındır. Hoşlandığın kişiyi de ‘ruh eşi’ sanmaktasındır. Çünkü kusurlarını görmezden gelirsen ‘belki’nin ‘kesin’e dönüşebileceğini ummaktasındır.
TUTKU: BU GECE GEL YARIN İSTERSEN YİNE GİT
Tutku, çoğu zaman aşkla karıştırılan en güçlü duygudur. Kalp çarpar, akıl geri çekilir. Fiziksel çekim ön plandadır ve kişi adeta karşısındakine doğru çekilir. Bu duygu yoğun, hatta bazen sarsıcıdır. Ama tutkunun bir kusuru vardır: sürekliliği yoktur. Alev gibi yanar, hızla tüketir. İçinde derin bir anlayış ya da karşılıklı büyüme zorunlu değildir. Bu yüzden tutku, tek başına aşk değildir; aşkın sadece bir parçası olabilir.
BAĞIMLILIK: ÇILDIRTSAN DA YALVARTSAN DA TİRYAKİNİM
Bazen insan birini özlediği için değil, onsuz kendisini eksik hissettiği için yanında olmak ister. Bu durum, çoğu zaman aşk zannedilir. Oysa bu, duygusal bağımlılıktır. Bağımlılıkta kişi, karşısındakini bir ihtiyaç gibi görür. Onsuz yapamayacağını düşünür. Bu, sevgi değil, bir tür korkudur: Yalnız kalma korkusu, terk edilme korkusu... Aşk ise korkudan değil, özgürlükten beslenir. Aşkta iki insan birbirine tutunmaz; yan yana yürümeyi seçer.
Bir ilişkiye başlamak kolay ama aradaki bağı ilmek ilmek örmek zordur. Büyük emek harcayarak oluşturduğunuz bu bağ, bazen büyük bir olayla bazen de tekrarlanan küçük davranışlarla kopar. Birbirinizi hâlâ seviyorsunuzdur ama o bağı taşıyan yapı çökmüştür. İşte tam da bu yüzden, bazı davranışları erkenden fark etmek ve anlamlandırmak kritik önem taşır.
1- SÜREKLİ ELEŞTİRMEK
Kimse eleştirilmez değildir ancak iki sevgili arasındaki eleştiriler mutlaka yapıcı olmalıdır. Sürekli yapılan yıkıcı eleştiri, sevgilinizin kendisini yetersiz hissetmesine neden olur. Zamanla, ne yaparsa yapsın sizin tarafınızdan beğenilmeyeceğine inanır ve duygusal olarak geri çekilir. Bu da ilişkinin temelindeki güveni sarsar.
2- İLETİŞİMSİZ
LİK İki sevgili, birbiriyle rahat konuşamıyorsa, aradaki o bağda sorun var demektir. Konuşmamak, sorunları görmezden gelmek ya da «E anlasın artık» diye düşünmek ilişkilerin en büyük düşmanlarından biridir. İletişim koparsa, yanlış anlamalar çoğalır ve biriken duygular patlama noktasına gelir. Sessizlik bazen bağırmaktan daha yıkıcıdır.
3- SAYGISIZLIK
Saygı, kişinin ilişkide de olsa kendi çizdiği sınırlarla belirlenir. Her iki taraf da bu sınırlara saygı göstermelidir. Alay etmek, küçümsemek, sözünü kesmek ya da fikirlerini değersiz görmek... Bunların hepsi saygısızlık kategorisine girer. Saygı kaybolduğunda, sevgi de uzun süre ayakta kalamaz.
Fenerbahçe kadın basketbol takımı, geçtiğimiz günlerde ‘Euroleague Women’ Türk finalinde Galatasaray’ı yenip bu kupayı üçüncü kez kazandı. Maçın yıldızı, Sarı- Lacivertliler’in Belçikalı oyuncusu Emma Meesseman’dı. Zaten finalin de en değerli oyuncusu seçildi. Emma’nın başarıları öyle çok, aldığı kupa sayısı öyle fazla ki yaz yaz bitmiyor. Çeşitli takımlarla 7 kez Euroleague’de, 1 kez Amerikan Kadın Basketbol Ligi’nde şampiyon olmuş. Belçika milli takımıyla 2 kez Avrupa Şampiyonu, 2 kez Avrupa üçüncüsü unvanını almış. Türkiye, Rusya ve Belçika’da oynadığı takımlarla 11 şampiyonluk kazanmış. Ulusal liglerde 19 kupa kaldırmış. Bu veriler, Emma’nın yıllardır Avrupa’nın en iyi, dünyanın da en iyilerinden biri olduğunu gösteriyor. Ve öğrendim ki Emma sağır. Doğuştan her iki kulağında da yüzde 60 işitme kaybı var. Hakemin düdüğünü, takım arkadaşlarının ve antrenörünün seslerini duymak için minik işitme cihazlarıyla sahaya çıkıyor. Üniversitede 20 yaşındayken bağırmayı ve sesinin tonunu ayarlamayı öğrenmiş. İşitme yetisini kaybetmiş kişilere yardım eden derneklerin dünya çapında elçisi olmuş. Küçükken kendisiyle alay edenlere direnmiş, cihazlarla spor yapmanın utancını yenmiş ve sonunda basketbolun dünya tahtına çıkarak kazanılabilecek her şeyi kazanmış. Hani derler ya, “Çıkın, yüreğinizle oynayın” diye... İşte bu söze bu kadar çok uyan başka bir sporcu olamaz. Umarım Emma daha uzun yıllar Türkiye’de oynamaya ve en ufak bir yılgınlıkta spordan vazgeçmeye niyetlenen sporculara örnek olmaya devam eder.
TEDESCO’YA AYIP EDİLDİ
Söz Fenerbahçe’den açılmışken başkan Sadettin Saran ve ekibinin olağanüstü kongre kararı almasına da değineyim. Ben Fenerbahçe kongre üyesiyim. Öyle başkaları gibi kontenjandan üye yapılmış değilim. Üyelik ücretini de taksitle ödedim. O yüzden bir iki kelam etme hakkım var yönetim hakkında. Yönetim başarısız olur, kongre kararı alır, üyeler gider beğendikleri adaya oy verir. Zaten demokratik katılım da bunu gerektirir. Ama Saran ve ekibi, Fenerbahçe’ye son yıllarda gelmiş en düzgün teknik adam olan Domenico Tedesco’nun da ipini giderayak çekti. Madem ayrılıyorsunuz neden teknik direktörün geleceği ile ilgili kararı yeni yönetime bırakmıyorsunuz? Evet, şampiyonluk gitti ama Fenerbahçelilerin çoğu Tedesco’nun oynattığı oyundan memnundu. Bu sezon ligde sadece iki yenilgi aldı bu takım. Üstelik devre arasında tüm forvetleri satılmış bir takımla yaptı bunu. Umarım ortaya çıkan başkan adayları Tedesco ile görüşür de, seçildikleri zaman yeniden göreve getirmenin bir yolunu bulur. Bu arada, ben bu tür şeylere inanmam ama Fenerbahçe’nin şampiyon olamamasını Alex’in çirkin bir şekilde gönderilmesine bağlayanlar var. Alex 2012’de kulüpten ayrıldı, o tarihten sonra Fenerbahçe SADECE bir kez şampiyon oldu. Umarım Tedesco’nun da aynı şekilde gönderilmesi başka bir lanete yol açmaz.
DÜĞÜN NEDEN YAPILIR?
Bildiğim kadarıyla evlenecek çiftin, bu mutlu günlerinde yanlarında görmek istedikleri kişilerle eğlenmeleri için yapılır. Elbette düğüne davet edilenler bütçeleri elverdiği oranda çifte takı ya da para takar, olmadı evinin bir eksiğini hediye olarak götürür. Ama günümüzde düğün artık bir eğlence değil, para ya da altın toplama etkinliğine dönüşmüş. X’te yanda gördüğünüz bir davetiyeye rastladım. Gaziantep’te bir çift, düğüne gelemeyecek olanlar için davetiyeye IBAN koyup göndermiş. Yani diyorlar ki; “Gelmeseniz bile bir miktar para gönderin!” Geçtiğimiz senelerde de bir tanıdığımın evladı için yaptığı düğünde, yeterince altın toplayamaması üzerine altın takmayan herkese sitem dolu haberler gönderdiğini biliyorum. Kimin altın takmadığını da düğünün videosunu saniye saniye izleyerek tespit etmiş. İnsanlık hali, düğüne gidersin ama o günlerde bütçen elvermez, elin rahatladığı zaman genç çifte hediyeni yaparsın. Ya da düğüne katılamazsın, daha sonra çifti evlerinde ziyaret eder yine hediyeni verirsin. Böyle davetiyeyle IBAN yazıp para toplamak da ne yahu? Muhtaçlar için yardım toplama etkinliği mi bu? Üstelik böyle bir etkinlik için valilik iznine ihtiyaç var. Yani aslında o IBAN’ı vermek de, oraya para atmak da yasa dışı. İmkanınız yoksa düğün yapmayın. Yapacaksanız da böyle dilenci gibi kimseden para toplamayın!
Narsist kendini beğenen, öven kişiye değil, kendisinden başka hiç kimseyi düşünmeyen, kendisinden başka hiç kimseyi sevmeyen kişiye denir. Bir narsist, sizinle sadece egosunu tatmin etmek için birlikte olur. Narsistler bazen hayatımıza girer ama başta onların hastalıklı kişiliğe sahip olduğunu anlayamayız. Çünkü başta kendilerini gizlerler. Bize öyle davranırlar ki, hayatımızın aşkını bulduğumuzu sanırız. Anladığımızda ise ömrümüzü yemiştir. İşte gizli narsistleri anlamanın 10 yolu...
1 HERKESİ TANIRLAR
Bir gizli narsistle konuşmaya başladığınızda size hemen şehrin elitlerini, ülkenin ileri gelenlerini ne kadar iyi tanıdığını, birlikte nasıl zaman geçirdiklerini anlatacaktır. Söylediklerinin yüzde 80’i abartıdır. Amacı kendisinin ne kadar önemli biri olduğuna sizi inandırmaktır.
2 HERKESİ SUÇLARLAR
Kendisinin de dahil olduğu olumsuz bir konuda hiçbir şekilde sorumluluk almaz ve hep başkalarını suçlarlar. O yapacağını yapmıştır ama aptallar ona ayak uyduramamıştır. Herkes aptaldır ama bir tek kendisi zekidir. Zaten bir süre sonra ilişkinizde de her şeyde sizi suçlamaya başlayacaktır.
3 HERKESİ KÜÇÜMSERLER
Hiç kimsenin yaptığını beğenmezler. Bir lokantada otursanız masanıza gelen yemeği bile kendilerinin daha iyi yapacağını iddia ederler. Kimsenin işine, kişiliğine, yaşam biçimine saygı duymazlar. Başkaları için kullandıkları sıfatlar hep aşağılayıcıdır. Merak etmeyin, size de aynısını yapacaktır.
4 HERKESİ KISKANIRLAR
“Peki şimdi biz neyiz?” sorusu itici gibi görünse de aslında her ilişkide mutlaka sorulması gerekiyor. Çünkü sürüncemede bırakılan her şey, her belirsizlik hayat kalitemizi düşürüyor. Ne olduğunuzu, hangi konumda bulunduğunuzu, birlikte olduğunuz kişi için ne ifade ettiğinizi bilmediğiniz bir ilişki, sürekli bunları düşüneceğiniz için sizi çok yorar. İlişkiniz için harcayacağınız enerjiyi, aklınızdaki sorulara yanıt bulmak için harcarsınız. Sorularınıza yanıt bulamadıkça gerilirsiniz. Bir gün öyle bir patlarsınız ki geri dönüşü olmaz.
SADAKATSİZLİK
Ayrıca belirsiz ilişkilerde, özellikle bu belirsizliği sürdürmek isteyen tarafın aldatma ihtimali çok yüksektir. Ki zaten aslında böyle belirsiz kalmasını da büyük ölçüde bu nedenle istemektedir. “Pastam dursun karnım doysun” misali... Adı konmamış ilişkilerde seksin bağlayıcılığı önemli bir yer tutar. Diyelim ki çok iyi bir seks hayatınız var ve biraz da bu yüzden katlanıyorsunuz. Peki ya ruhunuz? Sevilmek, duyguları paylaşmak insanın en önemli ihtiyaçlarından biri. Ruhunuzun tatmin olmadığı yerde her sevişmeden sonra kendinizi kötü hissedersiniz. Bu belirsizlik, okul hayatınıza, iş hayatınıza, arkadaşlarınızla, ailenizle ilişkilerinize yansır. Çünkü siz sürekli onun yapacağı şeylere göre kendinizi ayarlarsınız. Hep onu beklediğiniz için de kendiniz için hiçbir şey yapamaz hale gelirsiniz. Bu belirsizliğin nedeni olan sözde sevgilinize duyduğunuz şüphe hayatınızın her alanına yayılır. Sürekli tedirgin olarak dolaşırsınız. En güvendiğiniz insanların sözlerinden bile şüphe duymaya başlarsınız. Bu nedenle farkında olarak ya da olmayarak herkesi kırarsınız.
İNSANI HASTA EDER
Ruh hastası olursunuz. ‘Sürekli endişeli olma durumu’ yani anksiyete peşinizi bırakmaz. Biraz daha ısrar ederseniz bu iş depresyona kadar gider. Adı konmamış ilişkiler sonunda taraflardan birinin isyanıyla sona erer. Mutlu sona erişeni yok denecek kadar azdır. Ve sonunda aşka inancınız biter. Dünyanın en güzel duygusu olan aşka lanet edersiniz. Halbuki suçlu olan aşk değil ki; sizsiniz. Belirsiz ilişkilerde başınıza gelen her şeyden siz sorumlusunuz.
ADINI SEN KOY
Oysa ilişkinizi seçip mutlu yaşama imkanınız var. Mesela adına flört dersiniz, beklentiyi düşük tutarsınız. Böylece hayal kırıklığı yaşamazsınız. Süresi çok kısadır. Tarafların genellikle yedekte tuttukları birileri vardır. Ama duygusal ilişkiye dönme ihtimali de vardır. Ya da “Sadece takılalım” diyebilirsiniz. Kimse sorumluluk almaz. Vakitler denk düştükçe görüşülür. Hesap sorma ve sorgulama yoktur. Eğlence ve seks de dayanak noktasıdır. Açık ilişki de bir seçenektir. Bunun en iyi yanı yalan ve sırlar yoktur. Çünkü herkes kartlarını açık oynamaktadır. Bir mantık ilişkisi içinde olabilirsiniz. Kendinize en uygun kişiyi seçme imkanı vardır. Bu da ortak noktaların ve paylaşımların artmasını sağlar. Bu tür ilişkiler evliliğe doğru da yol alır. “Ben uzun ilişki taraftarıyım” diyorsanız da haklısınız elbette. Uzun ilişkide güven, huzur ve mutluluk vardır. Sonu belirsiz maceralar yaşamazsınız. Zamanla heyecan azalsa da bunu yeniden canlandırma olanağı bulabilirsiniz. Tabii tüm bu seçenekler içinde en iyisi aşk ilişkisidir de kim kaybetmiş ki siz bulasınız değil mi? Yok, yok böyle düşünmeyin. Aşk, yaşanabilecek en müthiş duygudur. Yerini hiçbir şey tutmaz. Zaten diğer ilişki türlerinin hepsi, aşk ortaya çıktığında kaybolur. Kartları daha en baştan açık oynayıp “Ben evlenmek istiyorum canım, evleneceksen gel yoksa hadi başka kapıya” deme hakkınız da var. Sonuç olarak ilişkinin adını koymak, belirsizliği gidermek şart. Zaten o zaman o itici “Peki şimdi biz neyiz?” sorusunu sormaya da gerek kalmaz.
