Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Anayasa taslağı, Ak Parti'nin erken seçimine döndü

Perşembe, 25 Mart 2010 - 05:00

Bu iş nasıl sonuçlanacak, kimse bir tahminde bulunamıyor. Türkiye tam anlamıyla ikiye bölündü. Şimdiye kadar da, hemen her konuda bölünmüşlük yaşadık, ancak bu defaki kadar uçlara gitmemiştik. Görüşler öylesine birbirinin tersi ki, orta yol bulunması imkansız.

Bir kesim (muhalefet) için bu değişiklikler Türkiye’yi felakete götürüyor. Yargı teslim alınıyor. Ak Parti kendi yargısını oluşturuyor. İlerisi için kendini koruyor. Hem olası bir kapanmaya karşı, hem de olası bir Yüce Divan’dan kurtulmak amacıyla şimdiden önlem alınıyor.

Diğer bir kesim (iktidar) ise, tam aksine bu adımları demokratikleşmenin yaygınlaşması olarak görüyor. Silahlı Kuvvetler’le başlayan ince ayar çabalarının şimdi de yargıya uygulandığını ve Avrupa Birliği’nin beklediği reformlardan oluştuğunu vurguluyor.

Bir kesim, bu taslağın Anayasa Mahkemesi’nden geri döneceğine inanırken, diğer bir kesim ise halkın oyuna gideceğini söylüyor.

Karşılıklı gerekçeler öylesine karışık ve öylesine birbiriyle çelişik ki, işin içinden çıkmak giderek imkansızlaşıyor.

Tarafsız bir gözle bakıldığında, muhalefetin hiçbir anlaşma niyeti bulunmadığı ve tek amacının, iktidarın ortaya attığı bir girişimi engellemek olduğu görülüyor.

İktidarın da, eline geçen bir fırsatı kullanmayı ve gerçekten, parti kapanmasını engellemeyi ve yargının “laikliği koruma işlevini” yok etmeyi hedeflediği anlaşılıyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin laik temelini, Türk Silahlı Kuvvetleri’yle birlikte koruyup kollayan yargının “el değiştirmesi” veya “görev değiştirmesi” söz konusu.

İktidar artık, yargının her işe karışmasını, sürekli demeçler verip yürütmeyi eleştirmesini istemiyor.

Askere yapılan ince ayarlar, şimdi yargıya uygulanıyor.

Doğrusu nedir?

Yargının ülke yönetimine katılması mı, yoksa kendine verilen “adaleti sağlama” görevini yerine getirmesi mi doğru?

Bu soruya yanıt verebilmek çok güç.

Hangi Türkiye’den yana iseniz, ona göre yanıt verirsiniz.

Eğer, bu ülkenin hiç değişmesini istemiyorsanız reddeder, değişmesinden yana iseniz kabul edersiniz.

Neresinden bakılırsa bakılsın, bu gidiş (eğer referanduma gidilecekse) Ak Parti’nin güven oylaması, hatta bir nevi erken seçim niteliğine kavuşacak gibi görünüyor.

Tosuncuğa ikinci yanıtım olsun

Tosuncuk, ben de senin isminden bahsetmemiştim ama zokayı kendi elinle ağzına taktın. Yani “bitik” bir müptezel deyince kimi kastettiğimi anladın.

Şimdi Babıali’nin en klasik yöntemine başvuruyorsun. Ratingi ya da tirajı olmayan, daha yukarıdakine ne kadar saldırırsa adından o kadar söz ettirir.

Sen “Atina’dan bile bildirmezken” biz bu kuralı uygulayanları ibretle izlerdik.

Sen ki maymunları muhabirleştiren,

Sen ki haber merkezini sirke çeviren,

Sen ki “hayvanlar alemi”ni, şaka programlarını haber bültenlerinde yutturan,

Sen ki haberciliğin dejenere edilmesine neden olan kişisin. Şimdi çıkıp bana etik dersi veriyorsun. Muhatabım değilsin.

Git kumda oyna... Ama sakın ha belden aşağı da vurma. Herkesin ailesi kutsaldır. Bu da polemiğin birinci altın kuralıdır. Senden umulmayanı yap. Beni şaşırt! Kimsenin ailesine ve namusuna dil uzatma. Kendinden bahsettirmenin yolu bu değil evladım. Çalış, üret, ahlaklı ol. Bak artık haberleri gerçek haberciler sunuyor. Habere saygınlığını iade ediyor. İzle, öğren. İleride yararı olur.

Donumuz yok, Ege’de saati 10 bin euro’luk uçak uçuruyoruz

Yıllardan beri tepinir dururum. Türkiye’nin de Yunanistan’ın da ekonomik durumları apaçık ortada. Buna rağmen, Ege’de sırf gösteriş olsun diye, saati 10 bin euro’ya mal olan uçak uçuruyoruz. Hele şu sıralarda, Yunanistan tam anlamıyla perişan durumda. Batmamak için inanılmaz borçlar alıyor. Yani, donu yok, ancak yine de Ege’de 10-6 mil hava sahası kavgasında bayrak gösterebilmek için F-16 uçuruyor. İki ülke, bu sembolik uçuşları karşılıklı bir anlaşmayla ayda 1 veya yılda 1’e dahi indirebilirler. Bunun nedeni de, Yunanlıların bize “Ege’de bizim hava sahamız 10 mil” mesajını vermesi, bizim de onlara “Hayır, sizin sahanız 6 mildir” mesajını yollamamızdır. 1’er uçuş bunun için yeterlidir. Kimse bir şey kaybetmemiş, kimse resmi tutumundan vazgeçmemiş olur, buna karşılık milyonlarca euro tasarruf ederler.

Melih Aşık’ın köşesinde okudum ve çok memnun oldum. İzmir Ticaret Odası, bu konuda kampanya açmış. Hatta son Ege Adaları Konferansı’nda bu yolda tüm ticaret odaları ortak bir karar da almışlar. Yunanlı odalar asıl şimdi harekete geçmeli ve Ege denizindeki bu çok pahalı komikliğe bir son verdirmeliler.

Gelin hep birlikte harekete geçelim ve bu kampanyayı destekleyelim.