Ankara'nın nükleer güç olma planı

Perşembe, 15 Temmuz 2010 - 05:00

Nükleer santraller konusundaki görüşüm değişmedi. Bu kadar çeşitli kaynağımız varken nükleer gibi maceralı bir işe girmeyi yanlış ve riskli buluyorum. Su, rüzgar, güneş ve diğer yenilenebilir enerji türleriyle Türkiye’nin daha uzun yıllar yoluna devam edebileceğini düşünüyorum. Üstelik, nükleer atık, deprem ve güvenlik kültürü yetersizliği gibi temel meseleler hâlâ ortada duruyor.

Bunların dışında nereden bakarsanız bakın nükleer santral çok pahalı bir yatırım.

Enerji Bakanlığı’na “Neden nükleer santral kuruyorsunuz?” diye sorulursa “Gelişiyoruz, büyüyoruz, daha fazla enerjiye ihtiyacımız var” diyecektir. Ancak bu süreçte Türkiye’nin pek dile getirilmeyen bir amacı daha var. İlk etapta nükleer silah üretmeyi planlamasa da bir şekilde nükleer kulübe üye olmak istiyor. Nükleer gücün caydırıcı etkisi, kıtalararası etki peşindeki Türkiye’ye cazip geliyor.

Dünyanın 17’nci, Avrupa’nın ise 6’ncı büyük ekonomisi haline gelen Türkiye’de “Nükleer güç olmadan bölgesel güç olunamayacağı” görüşü ağır basıyor. Bu nedenle nükleere ulaşma yolunda hızlı adımlar atılıyor.

İlk etapta Mersin Akkuyu’ya kurulması öngörülen santrali Ruslar inşa edecek. Türkiye’nin hedefinde başka bölgelere santral kurulması da var. Bu çerçevede Güney Kore ile görüşülüyor. Nükleer pazara girmek konusunda Fransa da çok istekli.

Ankara’nın Moskova ile imzaladığı “devletten devlete” anlaşma Rusya’ya muazzam avantajlar sağlıyor. Rusların, Doğu Bloku ülkeleri, Orta Asya cumhuriyetleri ve İran dışında herhangi bir ülkeyle bu kadar ilginç bir anlaşma yaptığını duymadım.

Söz konusu plan Akkuyu’ya kurulacak santralin kontrolünü neredeyse tamamen Ruslara veriyor. Teknoloji, makine parçaları, yakıt, mühendisler, neredeyse her şey Rusya’dan gelecek.

Doğalgaz konusunda zaten Rusya’ya bağımlıyız. Eğer Akkuyu’ya bu santral inşa edilirse nükleerde de benzer bir durum olacak.

Bağımlılık öyle bir şey ki yarın bu işin nasıl bir hal alacağı hiç belli olmaz. Türkiye’nin kardeş ülke olarak gördüğü Azerbaycan bile Ermenistan ile yakınlaşma olduğunda, sattığı enerjinin fiyatını belirlemek konusunda Ankara’ya şantaj yapmaya kalkışmadı mı?

Bugün çok yakın olsak da yarın Rusya ile ilişkilerin yörüngesinin nereye kayacağını bilemeyiz.

Türkiye bölgesinde stratejik üstünlüğü de ele geçirmeyi düşünerek nükleer santral kurmaya karar veriyorsa Akkuyu’nun şalterini Ruslara teslim etmek ne kadar doğru olur?

Nükleer anlaşma da hayata geçirilirse Rusya Türkiye’nin bir numaralı enerji tedarikçisi olacak. Bu durum sadece Amerika Birleşik Devletleri’ni değil İsrail’i de düşündürüyor. Çünkü Türkiye’nin dış ticaretinde Amerika’nın yeri sadece yüzde 3 iken Rusya ile ticaret 35 milyar doları buluyor!

Baytok’un çiğnenen onuru

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın söz ettiği ve sonrasında fail mi mağdur mu tartışmasına neden olan Nesrin Baytok-Deniz Baykal fotoğrafını incelediniz mi?

Anadolu Ajansı’ndan Bülent Uzun’un çektiği fotoğraf dün pek çok gazetede yer aldı. Milliyet ise bu kareyi manşete çekmişti.

CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal kaset skandalının ardından uzun süre uğramadığı TBMM’ye 6 Temmuz’da gitmiş, genel kurul çalışmalarını izleyip salondan ayrılırken CHP’li milletvekili ile tokalaşmıştı. Baykal ayağa kalkıp kendisine yönelen Nesrin Baytok’u ise görmezden gelerek elini sıkmamıştı.

Kaset komplosu nedeniyle Deniz Baykal gibi deneyimli ve hırslı bir siyasetçinin içine düştüğü durumun ne kadar vahim olduğunu anlayabiliyorum. Çünkü bütün yaşamı boyunca inşa ettiği siyasi kariyeri 24 saat içinde tuzla buz oldu. Ancak siyasetteki ilişkiler ve yaşananlar ne olursa olsun, o fotoğraf karesinde Nesrin Baytok’un içine düştüğü durum çok rahatsız ediciydi. Baykal için Baytok ile tokalaşmak ya da hiç değilse başını hafifçe sallayıp “merhaba” demek bu kadar zor olmamalıydı.