Hakan Çelik

11 Ağustos 2022, Perşembe 07:00

Kütahya markası Güral ile yükseldi

Türkiye’de porselen ve tasarım başta olmak üzere üretim ve ekonominin birçok alanında başarılarıyla gündeme gelen iş insanı Sema Güral Sürmeli aradı geçenlerde “Hakan Bey, ailemiz ve yaşadığımız Kütahya şehri açısından anlamlı bir buluşma organize ediyoruz, bizimle birlikte olursanız çok seviniriz” dedi.

“Çok memnun olurum, gelmişken aile müzenizdeki klasik otomobilleri de görürüm” dedim ve İstanbul’dan otomobille yaklaşık dört saatlik bir yolculuktan sonra Kütahya’ya ulaştım. Aile büyüğü ve şirketler topluluğunun (NG Grup) kurucusu, Türkiye’nin köklü sanayicilerinden Nafi Güral’dan başlayarak notlarımı aktarmak istiyorum:

Nafi Güral, Kütahya’da büyük izler bırakan, üretim tesisleriyle ciddi istihdam yaratan, sosyal ve yardımlaşma faaliyetleriyle yüz binlerin hayatına dokunan bir isim. Son derece mütevazı, nazik, dost canlısı bir kişi. Şimdiye kadar başardıkları aslında tam anlamıyla “Anadolu Kaplanı” kavramıyla örtüşüyor. Nafi Güral’a çalışmaları nedeniyle bir süre önce Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından “Üstün Hizmet Ödülü” verilmişti. Nafi Güral ve eşi Gülsüm Güral bizi Kütahya’daki evlerinde, başka dostların da olduğu çok samimi bir akşam yemeğinde ağırladı.

Gülsüm Hanım’ın enfes yöresel yemeklerini tatma şansımız oldu. Nafi-Gülsüm Güral’ın Türk mimarisinin çok güzel örneklerinden olan evi, ağaçlar ve bitki örtüsü içinde doğaya saygının da karşılık bulduğu bir yer.

Nafi Güral ve Gülsüm Güral’ın yanı sıra çocukları Sema Güral Sürmeli, Hediye Güral Gür, Gülden Güral ve Erkan Güral ile birlikteydik.

Saydığım isimler, yaklaşık 4 bin kişilik NG Topluluğu içinde seramik, porselen ve turizm gibi iş kollarını yönetiyor. Yemeğe geçmeden önce Nafi Güral Sanat Evi Müzesi’ni ziyaret etme fırsatı buldum. Burası porselen üretim tarihimizin de bir özeti niteliğinde.

Müzede ayrıca ailenin kültür mirası niteliğindeki eşyalar, objeler, klasik otomobiller sergileniyor. Kütahya’ya yolunuz düşerse mutlaka burayı görün.

09 Ağustos 2022, Salı 07:00

Çavuşoğlu'ndan Mısır'a yeni dönem mesajı

Dışişleri Bakanlığı’nın artık geleneksel hale gelen ve bu yıl 13. kez düzenlenen Büyükelçiler Konferansı’ndaydım. Çok geniş bir katılımla düzenlenen etkinlik Ankara’da Sheraton Otel’de gerçekleştirildi. Türkiye’yi yurtdışında temsil eden büyükelçi ve diğer diplomatlar bu yıl 6-12 Ağustos tarihleri arasında Ankara-Kayseri-Nevşehir’i kapsayan bir program dahilinde çeşitli kesimlerle bir araya gelecek.

AB eski Bakanı ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu eski Başkanı Volkan Bozkır, Prag Büyükelçisi ve AB eski Bakanı Egemen Bağış, Lahey Büyükelçisi Şaban Dişli, Pekin Büyükelçisi Abdulkadir Emin Önen, Belgrad Büyükelçisi Hami Aksoy, Washington Büyükelçisi Hasan Murat Mercan ve ayrıca Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov ile ABD’nin Ankara Büyükelçisi Jeffry L. Flake ile ayak üstü sohbet ettim.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu yaklaşık bir saat süren ufuk turu niteliğinde iyi bir konuşma yaptı. Sözlerine Türkiye’nin dünyada misyon büyüklüğü olarak ilk beş ülke arasında yer aldığını söyleyerek başladı. Türkiye’nin konumunu ve vizyonunu anlatırken de Yahya Kemal Beyatlı’nın “Biz kökü mazide olan atiyiz” sözlerine atıfta bulundu.

Türk hariciyesinin 500 yıllık köklü mirasına atıfta bulunan Bakan Çavuşoğlu, bugün Koreceden İbranice ve Fince'ye kadar çok farklı dünya dillerini konuşan çok yetenekli bakanlık mensuplarının olduğuna dikkat çekti.

Ermenistan ile Dağlık Karabağ’daki çatışmalar konusunda Azerbaycan’a verdiği destek sözleri salondan alkış aldı. Bu dönemdeki faaliyetlerini anlatırken “arabuluculuk”, “dijitalleşme” ve “stratejik öngörü” kavramlarını kullandı. Afganistan’dan Ukrayna’ya kadar geniş bir coğrafyada insani yardım operasyonlarının nasıl başarıyla yürütüldüğüne atıfta bulundu ve bu süreçteki katkılarından ötürü Kabil ve Kiev büyükelçilerimiz nezdinde bütün misyon çalışanlarına teşekkür etti.

“Çevremiz bir gül bahçesi değil” derken Türkiye’nin İran, Irak, Suriye, Balkanlar ve Kafkaslar gibi çatışmaların ve istikrarsızlıkların yaşandığı bir bölgenin tam ortasında olduğuna işaret etti. Böyle bir ortamda Türkiye’nin dostlarının daha fazla desteğine ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi. Avrupa ile ilişkiler konusuna geniş yer veren Bakan Çavuşoğlu, Türkiye’nin ekonomik, askeri ve siyasi konulara daha fazla katkı sağlamak istediğini, AB’nin bunu kabul etmesi halinde küresel bir güç olarak öne çıkabileceğini söyledi. Yenilenmiş Avrupa güvenlik mimarisinde Türkiye’nin mutlaka yer alması gerektiğini sözlerine ekledi.

Bakan Çavuşoğlu’nun konuşmasının önemli bölümlerinden biri normalleşmeyle ilgiliydi. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve İsrail ile atılan adımlara işaret ederken Mısır ile de aynı süreci yaşamayı arzu ettiklerini belirtti.

08 Ağustos 2022, Pazartesi 07:00

Herkesin gözü bu sınıfta

B-SUV segmenti Türkiye’de en hızlı büyüyen araç kategorilerinden biri durumunda. Yüksek oturma pozisyonu, dikkat çekici tasarım, pratiklik ve 1 milyon TL’nin altındaki fiyatlar otomobilseverlerin bu sınıfa yönelmesini sağlıyor. SUV modellere bütün dünyada büyük ilgi var.

ABD’de bu ilgi, araç almanın kolaylıkları ve görece yakıt fiyatlarının uygunluğu nedeniyle büyük SUV ve Pick-up’lara yöneliyor. Avrupa’da ise C ve D segmenti SUV satışları yüksek. Ülkemizde bu kategorideki modellerin fiyatları vergi ve kur seviyesi nedeniyle 1 milyon TL’nin çok üzerine çıktı. Türkiye otomobil pazarında fiyatları 1 milyon TL’nin altında kalan B-SUV segmenti çok daha fazla ilgi görüyor. Hatta bu kategoriye hatchback ve sedan modellerden büyük kayış var.

PAZARIN YÜZDE 60’I

Ülkemizde toplam SUV pazarında B-SUV’un oranı yüzde 60’a yaklaşmış durumda. Satılan araçların önemli kısmı benzinli ve otomatik versiyonlardan oluşuyor. Metalik boya, otomatik şanzıman, açılır tavan, elektrikli koltuklar, park mesafe kontrolü ve kör nokta asistanı tüketicilerin en fazla aradığı donanımlardan.

Pratik kullanım özellikleri, çevikliği ve çekici tasarımı Toyota Yaris Cross’un öne çıkan yönleri arasında. Uzun garanti süresi de büyük avantaj. Keşke kullandığım bu versiyonda elektronik klima, elektrikli açılır tavan, park sensörleri ve arka koltukta USB / güç girişi de olsaydı.

%50 BENZİNLİ

Ülkemizde bu sınıfın iddialı modellerinden Toyota Yaris Cross ile gerçekleştirdiğim detaylı izlenim sürüşünden notlar aktarmak istiyorum: Yaris Cross, Türkiye’de satışa sunuldu. B-SUV segmentinin yeni temsilcisi Yaris Cross’un 1.5 litrelik benzinli modeliyle bir izlenim sürüşü gerçekleştirdim.

06 Ağustos 2022, Cumartesi 07:00

Soçi'de çok kritik zirve

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, çok kritik konuları masaya yatırmak üzere günübirlik bir ziyaret için Rusya Federasyonu’nun Karadeniz’deki şehri Soçi’ye gitti. Bu önemli ziyareti ben de takip ettim. Erdoğan’ın Rusya Devlet Başkanı Putin ile yaptığı görüşmenin detaylarını pazar günü POSTA Gazetesi’nde paylaşacağım.

Seyahat ve son gelişmelerle ilgili özet notlarımı şimdi aktarıyorum: İstanbul’dan Soçi’ye yaklaşık 1.5 saatlik bir uçuşla gittik. Erdoğan ayağının tozuyla Putin ile baş başa görüşmeler gerçekleştirdi, iki lider birlikte yemek yedi. Daha sonra heyetler arası görüşmelere geçildi. Erdoğan’ın Soçi ziyaretine Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, Ticaret Bakanı Mehmet Muş, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişçi, İletişim Başkanı Prof. Dr. Fahrettin Altun, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve Cumhurbaşkanlığı Savunma Sanayii Başkanı Prof. Dr. İsmail Demir ile birlikte MİT Başkanı Hakan Fidan da katıldı.

Çok önemli bakanlar ve bürokratların Soçi’ye gitmesi bu ziyaretin önemi hakkında da bir fikir veriyor. Görüşmelerin bir yanında gıda ve enerji tedariki, diğer tarafında terörle mücadele ve istihbarat işbirliği vardı. İki ülke heyetleri mevcut savunma işbirliklerini konuşurken bundan sonra atılabilecek adımlar da konuşuldu. İstanbul’da uçağa binmeden önce bir çanta içinde İletişim Başkanlığı’nın hazırlamış olduğu kitaplar dağıtıldı.

Türkçe ve Rusça olarak hazırlatılan kitaplarda Türkiye’nin terörle mücadelesi, Ankara’nın uluslararası ilişkilerdeki güncel konumu ve Türkiye-Rusya ilişkilerinin ulaştığı derinlik aktarılıyor. Çarpıcı fotoğraflar ve istatistiki bilgilerin de yer aldığı kitaplar çok titizlikle hazırlanmış. Türkiye ile Rusya arasında dış ticaret hacmi halen 35 milyar dolar seviyesinde. Erdoğan, bu tutarın 100 milyar dolara çıkarılması hedefini Rus lideri Putin ile paylaşmıştı. İki ülke arasında güçlü bir irade olmakla birlikte bu hedefe ne kadar yaklaşılacağını ambargoların seyri de gösterecek.

UKRAYNA UNUTULMADI

Türkiye, Batı kampının ambargolarına ve uçuş yasaklarına katılmıyor. Bu aynı zamanda insani bir koridorun açık olması bakımından da önemli. Türkiye Rusya ile stratejik seviyede ilişkilerini sürdürürken Ukrayna’ya da sırtını dönmedi. Ukrayna’ya insani yardımları yapan Ankara, savaşın durdurulması için en fazla gayret gösteren başkent durumunda.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın çatışmaların durdurulması için attığı samimi adımlar, kategorik Erdoğan ve Türkiye karşıtları tarafından bile not ediliyor. Tahıl koridoru konusunda elde edilen başarı ise başlı başına çok hayati nitelikte. Erdoğan’ın yoğun gayretleriyle elde edilen somut kazanımlarla Afrika dahil dünyanın birçok ülkesi açlığa sürüklenmekten kurtuldu. Diğer taraftan İstanbul, Birleşmiş Milletler tarafından da tanınan uluslararası bir merkez haline geldi.

Bütün bu saydığım maddeler Erdoğan’ın bütün taraflarla açık ve samimi bir diyalog yürütmesinin önemini gösteriyor. Sadece Türkiye veya bölge için değil, küresel sistem açısından da... CNN Türk’te bugün canlı yayında konuklarımla Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Soçi temaslarını ve Çin Halk Cumhuriyeti ile Tayvan arasındaki krizin küresel etkilerini konuşacağız. Konuklarım Beykoz Üniversitesi’nden Burak Küntay, Çin uzmanı yazar Fatih Aksoy ve CNN Türk Moskova Temsilcisi Siyamend Kaçmaz olacak.

04 Ağustos 2022, Perşembe 07:00

Tayvan konusunda Türkiye nerede?

Amerika Birleşik Devletleri Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’ı ziyaret etmesinin yarattığı tartışmalar sürüyor. Pelosi, Çin yönetiminin büyük tepkisi ve uyarılarına rağmen Tayvan’a gitme planını değiştirmemişti.

Pelosi’nin ziyareti, ABD’nin ikiye bölünmesine neden olmuştu, bazı kesimler bu adımın zamansız ve gereksiz olduğunu savunurken, sertlik yanlısı çevreler ise Çin’in tehditlerine boyun eğilmemesi gerektiğini ifade etmişti.

ABD ve Çin arasında hayli karmaşık bir ilişki var. İki dev ülkenin karşılıklı hamleleri Türkiye dahil küresel sistemi yakından ilgilendiriyor.

Amerikan yönetimi, Çin’in ekonomik anlamda çok hızlı büyümesini ciddi bir tehdit olarak değerlendiriyor. Washington’daki bazı çevreler, Çin’in mutlaka dizginlenmesi için bazı adımlar atılması gerektiğine inanıyor. Çin Halk Cumhuriyeti’nin Ankara Büyükelçisi Liu Shaobin ile Tayvan krizi konusunda yaptığımız görüşmenin özetini dün POSTA Gazetesi’nde aktarmıştım. İki kritik soru daha yönelttim kendisine, verdiği cevaplarla birlikte özet olarak paylaşıyorum:

Amerika Birleşik Devletleri gibi Batılı ülkeler Tayvan konusunda Çin’i suçluyor ve Çin’in güç kullanımı ihtimalinin çok tehlikeli olduğunu düşünüyor. Bu konudaki görüşünüz nedir?

- Son zamanlarda ABD gibi Batılı ülkeler, Çin’i Tayvan konusunda kasıtlı olarak kışkırtıyor, Çin’in kırmızı çizgisini aşmaya çalışıyor, Çin’i çeşitli yalanlarla karalıyor ve uluslararası toplumu aldatmaya ve yanıltmaya çalışıyor. Tayvan Boğazı’nda tansiyonun tırmanmasına neden olanın ABD’nin provokatif eylemleri olduğunu ve bunun için tüm sorumluluğu Washington’ın üstlenmesi gerektiğini tüm dünyanın çok net gördüğünü düşünüyorum. Amerika’nın davranışı, ABD’deki bazı kişilerin hegemonik zihniyetini ve soygun mantığını bir kez daha göstermiştir. “Yani sizi kışkırtabilirim ama karşı çıkamazsınız veya kendinizi savunamazsınız” diyorlar.

ABD, “Çin’i kontrol etmek için Tayvan’ı kullanma” stratejisi kapsamında, “Tayvan bağımsızdır” diyen ayrılıkçı güçleri, onlara göz yumarak destekliyor. Önce ABD ve Tayvan işbirliği yaparak kışkırttı, sonra Çin de meşru olarak kendisini savundu. ABD’nin Çin’in defalarca ciddi tutumunu belirtmesine rağmen inatla ve pervasızca hareket etmesi karşısında, Çin’in alacağı her türlü karşı önlem haklı ve gerekli olacaktır ve bu her bağımsız ve egemen ülkenin meşru hakkıdır.

03 Ağustos 2022, Çarşamba 07:00

Çin büyükelçisi ile Tayvan'ı konuştum

ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’ı ziyaret etme girişimiyle Asya’da iki dev ABD ve Çin bir kez daha karşı karşıya geldi. Çin’in bu gelişmelere neden tepki gösterdiğini anlamak için Çin Halk Cumhuriyeti’nin Ankara Büyükelçisi Liu Shaobin ile görüştüm.

Özetle aktarıyorum:

1- Tayvan konusundaki anlaşmazlıklar gerçekten bir sıcak çatışmaya dönüşebilir mi?

ABD’nin jeopolitik oyunlar oynayarak sözde “Çin Tehdidi Teorisi” için abartarak kara propaganda yapması, Soğuk Savaş zihniyetini ihraç etmesi ve cepheleşme ile zıtlaşmayı yaratması, Asya-Pasifik bölgesinde gerginliklerin tırmanmasının temel nedenidir. Tayvan, Çin topraklarının bölünemez bir parçasıdır. Tayvan konusu tamamen Çin’in içişleri kapsamındadır.

Gerilimlerin tırmanmasının temel nedeni mevcut Demokratik İlerleme Partisi’nin Tek Çin ilkesini reddederek, Boğaz’ın iki yakasının tek Çin’e ait olduğu gerçeğini değiştirmeye kalkışması, tarihi çarpıtarak Tayvan’ın kökenlerini kesmesidir. Bunun sonuncunda Tayvan’ın geleceği kurban edilecektir.

ABD’deki bazı güçler Çin’in kalkınmasını engellemek için Tayvan’ın bağımsızlığını hedefleyen bölücü güçleri destekleyerek kışkırtmakta, Tek Çin ilkesine meydan okuyarak içini boşaltmakta, uluslararası ilişkilerdeki temel normlara ciddi aykırılık oluşturmakta, Tayvan Boğazı’nın barışı ve istikrarını ciddi biçimde bozmaktadır. Bunlar, sadece Tayvan’ı çok tehlikeli bir duruma itmekle kalmayıp aynı zamanda ABD tarafına da ödenemez bedeller getirebilir. Yabancı güçlere dayanarak bağımsızlık peşinde koşmak çıkmaz yoldur…

2- Çin, ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan seyahat planına neden sert şekilde karşı çıkıyor?

02 Ağustos 2022, Salı 07:00

Akkuyu'da Türkiye'nin menfaatleri korunmalı

Rusya-Ukrayna savaşının da etkisiyle bütün dünya bir krize sürüklenirken enerji yatırımları her yerde büyük önem taşıyor. Almanya gibi Avrupa’nın ekonomi motoru niteliğindeki bir ülkede insanlara “Az duş alın” bile dendi.

Ülkelerin arz güvenliği ve kendilerine yetebilme kapasiteleri hiç olmadığı kadar kritik konuma geldi. Türkiye neredeyse 50 yıl süren uzun değerlendirme ve tartışmalardan sonra Mersin Akkuyu’da bir nükleer santral inşa etmek üzere kolları sıvamıştı. Enerji yatırımları bugüne kadar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderlik ettiği hükümet programlarının en önemli başlıklarından biri oldu.

2023 vizyonu, Paris İklim Şartı, diğer taahhütler ve gereksinimler ışığında Akkuyu’ya büyük önem veriliyor. Milli çıkarlar açısından hayati ve stratejik düzeyde görülüyor. Yakından takip ettiğim Akkuyu’da bugünlerde çok ilginç gelişmeler yaşanıyor.

Türk kuruluşu IC İçtaş, Rusya kökenli Titan 2 isimli şirketle birlikte yüzde 50-50 ortaklıkla 2019 yılından bu yana inşaat işlerini yürütmek üzere ana yüklenici konumunda. 21 Temmuz’da Akkuyu’da yeni ünite için temel atma töreni gerçekleştirilmiş ve herkes sürece dair takdir duygularını iletmişti.

Fakat ne olduysa, Rus devlet şirketi Rosatom tarafından kurulan Akkuyu Nükleer A.Ş. ani bir kararla, IC İçtaş ile sözleşmeyi feshettiğini duyurdu! Çok kritik bir konu bu. Türk tarafı neden diskalifiye edilmeye çalışılıyor? Bütün bu hamleler “Acaba Rusya Akkuyu’da her şeyi yüzde 100 kendi kontrolüne alıyor ve Türk tarafını, Türkiye’nin hak ve menfaatlerine uygun olmayan bir formatta dışlıyor mu?” sorusunu gündeme getiriyor.

Ziyaret ettiğim Akkuyu Nükleer Santrali’ne Türk şirketi IC İçtaş tarafından getirilen dev vinçler dünyanın en büyükleri arasında.

MOSKOVA’NIN NİYETİ NE?