Aşırı özgüven ve motivasyon Türkiye'ye hata yaptırır

Perşembe, 03 Haziran 2010 - 05:00

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun dış politikada son birkaç hafta içindeki nefes kesen manevraları Türkiye’yi dünyada çok daha etkin bir konuma taşıdı. Erdoğan Davutoğlu ikilisinin İran konusundaki kararlı çabalarıyla başlayan bu süreç İsrail’in saldırıları sonrasında da devam etti. Arap ülkelerinde sokaklarda Türk bayraklarıyla gösteriler yapan binlerce insan bu ülkelerin liderleri açısından aslında büyük bir can sıkıntısı haline geldi. Dikkat ederseniz Arap Birliği ve İslam Konferansı Örgütü İsrail’i kınamak konusunda Birleşmiş Milletler ve NATO’nun bile gerisine düştü. Çünkü Ortadoğulu liderler Türkiye’nin artan öneminden ve Başbakan Erdoğan’ın giderek daha fazla öne çıkmasından rahatsız oluyor. Kendi ülkelerinin vatandaşları “Arap olmayan Erdoğan Arap Filistin halkı için canını dişine takıp bu kadar mücadele verirken siz neredesiniz?” diye hesap soruyor.

Suriye, Ürdün, Mısır ve Suudi Arabistan gibi Arap dünyasının liderliğine soyunan ülkeleri yönetenlerin sessizliği biraz bu panik havasıyla ilgili. Erdoğan’ın kendi ülkelerinde kendilerinden daha popüler hale gelmesinden müthiş rahatsızlık duyuyorlar. Mısır bu rahatsızlığın en yoğun yaşandığı yer. Çünkü bir taraftan Amerika’yı diğer taraftan da İsrail’i bağlayan Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek ülke içinde muhalefeti takmayan baskıcı rejimini daha uzun yıllar sürdürebileceğini sanıyordu. Ancak Ortadoğu’da statüko hızla değişiyor ve Türkiye çok açık şekilde lokomotif ülke haline geliyor.

Şimdi Türkiye açısından çok dikkat edilmesi gereken bir süreçteyiz. Başbakan Tayyip Erdoğan, “Dünyanın en güçlü ülkelerini bile dize getirdik” gibi bir düşünceye kapılarak vites büyütmeye kalkmamalı. Bu aşamada biraz hız kesip soluklanmaya ihtiyaç var. Türkiye İsrail konusunda zaten yapması gerekenleri yaptı ve söylenmesi gerekenleri fazlasıyla söyledi. Güç dengesinin Türkiye lehine doğru kaymasından rahatsız olanlar Ankara’nın tam da şu sırada bir dizi hata yapmasını bekliyor.

Vitesi küçültmeye ihtiyaç var

Örneğin bundan sonra Gazze’ye gidecek gemilere Türk savaş gemilerinin de eşlik edeceğine dair haberler çıkmaya başladı. Bunun çok tehlikeli bir yol olduğunu düşünüyorum. Oraya savaş gemisi göndermek bölgede geri dönüşü olmayan bir maceraya atılmamıza neden olur. Bunun yerine Türkiye’nin zorlayabileceği pek çok yöntem var.

Benim en büyük korkum tam da şu günlerde Türkiye’deki Musevi vatandaşlarımızın can ve mallarına yönelik saldırı ihtimalleridir. Bu nedenle İçişleri Bakanlığı’nı, sinagoglar, Musevi işadamlarının sahibi olduğu büyük işletmeler ve Musevi mezarlıkları gibi yerlerde özel önlemler almaya çağırıyorum. İsrail Gizli Servisi Mossad’ın bu tip yerlere -taşeron kullanarak- saldırı gerçekleştirebileceğini herhalde söylemeye gerek yok.

Ermenice yayın yapan Agos Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in başına gelenleri hatırladıkça bu konudaki endişem daha da artıyor. Çünkü devletin Dink’e yönelik tehditlerden ve saldırı planlarından haberdar olduğunu ve gerekli önlemleri aldığını sanıyorduk.

Özetle söylemek gerekirse; bir taraftan İran’a yaptırımları önlemeye çalışmak diğer taraftan İsrail ile sıcak çatışma seçeneklerini değerlendirmek Türkiye açısından taşınması ağır bir yük haline geliyor. Biraz daha dikkatli ve soğukkanlı adımlar atmakta yarar var.