Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Atma birader din kardeşiyiz!

Çarşamba, 08 Haziran 2011 - 05:00

Büyük bir ayaklanmayla (!) karşı karşıyayız. POSTA’da geçen hafta yazdığım ve özetle, “Biz laiklerin genlerinde asker sevgi ve saygısı var. Onların darbe yapmaları bize hiç ters gelmezdi. Aksine gerektiğinde kışkırtırdık...” dediğim yazılarıma çok ilginç tepkiler var.

Giderek de artıyor. Benim kuşağımdan olan ve benimle aynı hisleri paylaşan laik dostların bir bölümünün tepkisi “karşı tarafın eline koz verdin” şeklindeydi. Çok şaşırdım. Hâlâ onlar ve biz havasındayız. Oysa beklediğim, benim saptamalarıma katkıda bulunacak yaklaşımlarla karşıma çıkmaları, tartışmayı genişletmeleriydi. Oysa tam tersine mahalle kavgasını sürdürüyorlar.

[[HAFTAYA]]

Briyantinli yağcı telaşa düştü!

İşte en son örneklerinden biri; Türk medyasının medar-ı iftiharı, briyantinli Yiğit (Habertürk TV Genel Müdürü) dostumuz beni şöyle nitelemiş: “...Sevgili dostlar, son günlerde taraf değiştirme ve/veya patronuna imkan sağlama derdinde olan Mehmet Ali Birand gibi ‘fırsatçıların’ konuya nasıl ana kucağı bulmuş kimsesizler gibi girdiğini görünce, bazı notları düşmem gerektiğini düşündüm...” Allah razı olsun, engin strateji bilgisini ve daha önce yazdığı yazıları bizimle paylaşmasından nasıl memnuniyet duyduğumu anlatamam! Ancak yazının satır aralarında, kendi yerinin bir başkası tarafından çalınması (!) korkusunu da hissetmedim değil. Ancak hiç merak etmesin, yağdanlık konusunda onunla başa çıkabilecek kimseyi göremiyorum. Benim bu yaştan sonra kimseye yaranmaya niyetim ve ihtiyacım olmadığı için, “fırsatçı” tecrübemle bu gencin telaşlanmamasını tavsiye ederim...

Yalçın Doğan’a ne oldu anlayamadım...

Beni şaşırtan diğer bir örnek de, Hürriyet yazarı Yalçın Doğan’ın canhıraş şekilde kendini ortaya atmasıydı. “Hangi gen, ne darbesi, ne alaka...” başlıklı yazısıyla, böyle muhteşem tespitler geçersizdir, diyor. Benim kendi iç hesaplarımı yaptığıma dikkat çektikten sonra da, “...Ben ve sol kesim olaylara sınıfsal açıdan bakarız. Laikçi, dinci, bilmem neci diye bakmayız...” diyerek son derece bilimsel (!) bir bakış açısı getiriyor. Vay anasını sayın seyirciler... Demek solcular ve demokratlar hiç darbecilere göz kırpmamış...

Hiç teşne olmamış... Askerin önünde takla atmamış! Yapma Yalçın Allah aşkına din kardeşiyiz, bu kadar da atma... O dönemde yazdığın yazı ve haberlere bir göz at, yine tatmin olmazsan, Hasan Cemal’in Cumhuriyet Gazetesi’nin 12 Mart dönemindeki yaklaşımını anlattığı kitabını oku... Lütfen birbirimizi aldatmayalım, laik kesimin gerçek demokratlar dışında kalan büyük bölümünün bu konularda yatacak yeri yoktur... Birbirimizi iyi tanırız.

Yakın tarihimizin en önemli olayı...

Doğrusunu söyleyeyim, toplumumuzun genel yaklaşımı beni çok şaşırttı. Yakın tarihimizin en önemli olaylarından biri yaşandı. 12 Eylül 1980 darbesinin lideri ilk defa ifade vermeye çağırıldı. Bu gelişmenin sembolik önemi çok büyüktür. Şaşırdım, zira bu konuda daha fazla yayın, daha fazla ilgi bekliyordum. Oysa vaka-i adiye gibilerinden geçiştirildi. Bu genel yaklaşım, Türk toplumunun olayları ne kadar çabuk unuttuğunu veya üstünden attığını gösteriyor. Günde birkaç defa gündemin değiştiği bir ülkede yaşamanın getirdiği alışkanlık.

Ben de, 12 Eylül müdahalesi olduğu gün “Oh nihayet felaketten kurtulduk” diyenlerin arasındayım. Ancak 12 Eylül sonradan öylesine bir canavarlaştı ve Türkiye’yi öylesine bir hapishaneye, hepimizin hayatını da öylesine bir işkenceye döndürdü ki, bu ülkedeki ilk darbe ve asker alerjisini başlattı. Kendi bindiği dalı kesti. Kenan Evren bir semboldür. 94 yaşında ona hesap sorulması son derece önemlidir. Şimdiye kadar çok daha öncesinde bu adımlar atılmalı ve Türkiye darbe korkularından temizlenmeliydi.

Ergenekon ve Balyoz davaları da, gereksiz şekilde dağıtılıp içinden çıkılmaz hale getirileceğine, hepsinin bir araya toplanıp darbeler tarihine nokta konacak bir kararla bitirilmesinde büyük yarar vardır. Gecikmiş adalet hiçbir şeye benzemez. Aksine, gerçek suçlular da, masumların arasından sıyrılıp kurtulurlar.

Komutanlara sorsanıza...

Benim laik kesim ile ilgili görüşlerime itiraz eden arkadaşlarıma önerim var: 12 Mart, 12 Eylül, 28 Şubat dönemlerinde üst düzey komutanlık yapmış olanlara şu soruları sorsunlar:

 - Size hangi işadamları, hangi üniversite mensubu, hangi politikacı geldi ve darbe yapmanız konusunda fikir verdi? Hatta istekte bulundu?

- Hangi gazeteci özel konuşmasında bu işin ancak darbe ile çözülebileceğini söyledi. Haydi hodri meydan. Sorun bakın size ne isimler verecekler. Seçim kazanma şansı olmayan kimi politikacıların nasıl kapılarını aşındırıp “Aman komutanım bu memleketi bu adamlara bırakmayın” dediklerini anlatsınlar. Haydi en iyi tanık veya hakem komutanlar olur.