Avrupa, Türkiye ve Kıbrıs'ı kaybediyor...

a
a
Salı, 05 Ocak 2010 - 05:00

2010'a, Türkiye-AB ilişkileri açısından çok ümitli başlamıştık. Ak Parti, nihayet çağrılara kulak verdi ve başmüzakerecilik görevini dışişlerinden ayırıp Egemen Bağış’a verdi. Ardından Avrupa Birliği Genel Sekreterliği için dev bir kadro kuruldu. Bu kadarla da kalınmadı, adaylığımızın açıklandığı 2004’ten bu yana, Başbakan ilk defa Brüksel’e resmi gezi yaptı. Hepimiz heyecanlandık.
Türkiye-AB müzakerelerinin hızlanacağını sandık. Ancak, Sarkozy-Merkel ikilisinin “tam üyelik yerine imtiyazlı ortaklık” söylemi ve Ankara’nın hevesini kırmak için bu yaklaşımı sürekli tekrarlamaları etkili oldu.
Avrupa’dan kaynaklanan engellemeleri, Türkiye’ye bakıştaki soğukluğu, temelde ikiye ayırabiliriz. Biri, Türkiye’nin büyüklüğü. Yani, AB içindeki gücünün Fransa ve Almanya gibi kurucu ülkelerin paylarının küçülmesine yol açma olasılığı. Diğeri de, Türkiye’nin Müslüman bir ülke olması. Avrupa’nın İslam’ı içine almayı henüz sindirememesi. Bunlar fazla söylenmeyen temel gerekçeler.
Kamuoyuna açıklanan gerekçeler ise, Kıbrıs’ta çözümsüzlük, Türk işçilerinin AB piyasalarındaki işsizliği arttırma olasılığı ve Kopenhag siyasi kriterlerindeki özgürlükler, insan haklarındaki eksiklikler. Ne olursa olsun, sonuç çok kötü. 2009, Türkiye-AB ilişkileri açısından sınıfta kaldı.

35 BAŞLIKTAN 11’İ AÇILDI, 18’İ BLOKE EDİLDİ. GERİYE SADECE 6 BAŞLIK KALDI. KISACASI, MÜZAKERELER FİİLEN YÜRÜYEMEZ NOKTAYA GELDİ
Bugünkü manzara karamsarlık yaratıyor ve 2010 için de ümit vermiyor.
Müzakereler 2005’te başladı.
Görüşülecek başlık sayısı 35’ti.
2006 Aralık’ında AB Konseyi, Türkiye’nin limanlarını tam üye Kıbrıs gemilerine açmadığı ve Gümrük Birliği’ne uymadığı gerekçesiyle 8 başlığı dondurdu ve durumun 2009 Aralık’ında gözden geçirileceğini kararlaştırdı. Ardından Fransa, Türkiye’nin tam üyeliğini direkt etkileyecek olan 4 başlığı bloke ettiğini açıkladı. Bu da yetmiyormuş gibi, Kıbrıs birkaç hafta önce, yine Türk limanlarının açılmaması nedeniyle diğer 6 başlığı bloke ettiğini bildirdi. Böylece, müzakere masasından kaldırılan başlıkların sayısı 18’i buldu. Bugüne kadar pek önemli olmayan 11 başlığın açıldığını düşünürsek, geriye müzakeresi yapılabilecek 6 başlık (Eğitim- Kültür, Yargı-Adalet-Dış Politika-Savunma) kalıyor ki, bu durumu “müzakerelerin durması” diye adlandırabiliriz.
Herhangi bir tutum değişikliği de beklenmemeli. Avrupa Birliği, ne Türkiye’yi ne de İslam’ı içine sindirebileceğine dair işaret veriyor. Bu arada, ilişkilerde durma noktasına gelinmesinin tüm sorumluluğunu da Avrupa’ya yüklememek gerekir.
AB’nin tutumu, Türk kamuoyundaki heyecanı öldürdü, Avrupa’yı gündemden çıkardı, ancak Türkiye’nin de bu gidişe katkısı oldu.
En önemli etken, Ak Parti hükümetinin siyasi ve ekonomik gelişmeler nedeniyle AB’den soğumasına yol açtı.
Ekonomik-mali kriz, ülkenin kaynaklarını eritti. İktidar, ne kamuoyu ne de özel sektöre ait fonların AB’ye uyum gerektiren reformlara harcanmasını istedi. Böylesine sıkışık bir dönemde ve hele tam üyeliğin ufukta dahi görülmediği bir ortamda, AB için para harcamak istemedi.
Diğer önemli bir etken de, Türk işadamlarının eskisinin aksine, Avrupa’da değil daha çok Ortadoğu-Rusya ve diğer bölgelerde para kazanmaya başlayıp, AB’ye ilgisiz kalmaları. İşte tüm bu gelişmeler sonunda, müzakereler kayalara oturdu.
2010’da gemiyi kurtarabilecek miyiz?

2010’DA TÜRKİYE-AB İLİŞKİLERİNİN YENİDEN RAYINA OTURMASINI VE MÜZAKERELERİN TEKRAR HIZLANMASINI BEKLEMEK ÇOK İYİMSERLİKTİR. ÇOK ZORDUR
Ben, 2009’da yaşananların ve yukarıda çizdiğim manzaranın bu yıl içinde değişeceğini hiç sanmıyorum.
Beklenmedik büyük olaylar yaşanırsa, bugünden hiç varsayamayacağımız durumlarla karşılaşırsak, o zaman durum değişebilir. Aksi halde, 2010’un bu gidişi daha da perçinleyeceğine, daha kalıcılaştıracağına inanıyorum.
Ne yazık ki, 2005’ten sonra yaşananlar, ortamı öylesine bozdu ki, insanların içlerinde kalmış önyargılar, art arda gelen ekonomik-mali krizler öylesine etkili oldu ki, işin içinden çıkılmaz bir noktaya varıldı.
Bu koşulların değişmesi de hiç kolay değil. Daha doğrusu çok uzun süre ister. İşte benim karamsarlığım da bundan kaynaklanıyor.

AB BİRLEŞİK KIBRIS TRENİNİ KAÇIRIYOR. KIBRIS BAĞI ARTIK TERSİNE DÖNDÜ. AB FARKINDA DEĞİL, ANCAK YENİ BİR DÜNYA KURULUYOR VE TÜRKİYE ORADA YERİNİ BULUYOR
Avrupa’nın hâlâ farkında olmadığı bir başka gerçek daha var. O da, artık eski dengelerin kalmadığı, eski bağların, eski hesapların Türkiye’yi yönetenlerin kafalarında bozulduğudur.
Söylemek istediğim çok basit.
Bugüne kadar, Batı başkentleri ve medyasında Kıbrıs’ta bir çözüm ile Türkiye’nin AB’ye üyeliği arasında bir bağ kurula gelmişti.
Yıllardır “şunları yapın, AB’de istediğinizi verelim” denklemi sürdürüldü.
1995’te Türkiye’ye Gümrük Birliği’nin tanınması karşılığında, Kıbrıs Rumlarıyla tam üyelik müzakerelerinin açılması kararlaştırıldı.
2004’te Annan Planı’nın kabulü karşılığında, Türkiye’ye adaylık statüsü verildi ve müzakereler başlatıldı.
Bu bağ ne zaman koptu biliyor musunuz?
Türkiye, Annan Planı’nı, dev bir tabuyu yıkarak kabul ederken, Rumların reddetmeleri ve buna rağmen tam üyeliğe kabul edilmesiyle. Rumlara, altın bir tepsi içinde, Türkiye’nin tam üyeliğe giderken geçeceği kapının anahtarı verildi. Avrupa, elindeki kartı hoyratça kullandı.
Böylece, AB-Kıbrıs bağı koptu.
AB’nin eski caydırıcılığı kalmadı.
12 Aralık’ta Economist dergisinde, ilginçtir hâlâ “Türkiye AB’de sıkışıyor. Tıkanıklığı gidermenin yolu, çözüm için adımlardır. Ankara hareketlenmelidir” mesajı veren uzun bir analiz yayınlandı.
Ne kadar yanılgı dolu bir yaklaşım.
Economist, dengelerin ve Türkiye’de bazı şeylerin değiştiğinin farkında değil. Avrupa başkentleri de böyle düşünüyorsa, büyük yanılgı içinde olduklarını söylemeliyim.
AB artık, Türkiye’nin ulaşabilmek için önemli özverilerde bulunacağı bir konu değil.
Türkiye hızla değişiyor. Avrupa belki farkında değil, ancak sadece Türkiye’yi kaybetmiyor, birleşik bir Kıbrıs oluşturma olasılığını da kaybediyor. Avrupa Birliği, Türkiye için kaçırılamayacak bir havuç olmaktan çıkmaktadır.
Ben bu bağın tersine döndüğüne dikkat çekmek istiyorum. Eğer Avrupa’nın, hâlâ birleşik bir Kıbrıs hayali veya hedefi varsa, Kıbrıs’ın bir daha bir araya gelmeyecek şekilde bölünmesini önlemek istiyorsa, o zaman Türkiye’ye yaklaşımını değiştirmeli.
Birleşik Kıbrıs’ı kaybetmemek için, Türkiye’nin iştahını açacak, tekrar Avrupa heyecanını arttıracak havuçlar hazırlamalıdır.
Artık dünya değişiyor, Türkiye de kurulmakta olan bu yeni dünyada yerini buluyor.