Mehmet Çoşkundeniz

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170739.mehmet_coşkundeniz_27.png

Ayrılığın anatomisi

Cumartesi, 26 Eylül 2009 - 12:02

Aşkı kaybettiğimizde ya da terk edildiğimizde dünyanın sonunun geldiğini hissederiz. Çünkü bizim için en önemli varlık artık yanımızda olmayacaktır. Belli bir süre hayatı paylaştığımız kişiyle yollarımızı ayırmanın etkisi sarsıcıdır elbette. Özellikle de uzun süren ve evlenmeyi planlayan kişilerin birlikteliği sona erdiğinde, ayrılığın şiddeti daha da fazla olacaktır. Çünkü uzun süreli ilişkilerde günlük hayatın tüm alışkanlıkları paylaşılır. İki aşık olmanın yanı sıra aynı zamanda iyi iki dost ve hayat arkadaşı haline dönülür. Kişinin yaşamının büyük bir bölümü haline gelmeye başlayan böylesi bir ilişkinin kaybı ise sadece bir aşkın değil, hem sevgilinin hem de yegane yol arkadaşının kaybıdır ve kişide onarılması zor yaralar açabilir. Üstelik çoğu ayrılıkta bir tarafın aşkı devam ediyordur. Terk edildiği halde aşkı yaşamaya devam eden kişinin acısı çok daha fazladır.

***

Peki iyi bir ayrılık yaşanabilir mi? İlişkiye ait hesaplaşmaların yapıldığı, ayrılık nedeninin her iki tarafça da açıkça konuşulabildiği durumlarda, iyi bir ayrılığın adımı da atılmış demektir. Ancak ayrılmak geri dönülmez bir süreçtir. Yani ayrılan kişiyle iletişim kurmaya çalışmak, kişilerin içine düştüğü en büyük yanılgıdır. Çünkü bu olay, zaten var olan bir yarayı kanatmaktan başka bir işe yaramaz.

***

Ayrılıklardan sonra arkadaş kalmak mümkün mü? Bu hemen mümkün değil maalesef. Taze bir ayrılıktan sonra eski sevgiliyle sık sık bir araya gelmek ve arkadaş gibi davranmaya çalışmak kişilerin öfkelenmesine ve o insana karşı kırıcı davranışlar sergilemesine neden olabiliyor. Şunu anlayabilmek çok önemli: Karşımızdaki kişiye hissettiğimiz duygular bitmeden tam olarak arkadaş olabilmemiz mümkün değil. Ancak, ayrılıktan belli bir süre sonra, herkes kendi hayatına sağlıklı bir şekilde devam etmeye başladığında, kişiler hâlâ istiyorsa arkadaş olabilmek mümkün oluyor.

***

Ayrılık yaşandıktan sonra insanların içine düştüğü en büyük yanılgı ‘çivi çiviyi söker’ mantığıdır. Genellikle yalnız kalmaktan korkan kişilerin başka biriyle avunma isteğiyle veya çevreye karşı terk edilmişliğin ezikliğinden kurtulmak için yapılan bu eylem, aslında aşkın doğasına aykırıdır. Kaybedilen bir sevginin yasını tutmadan başka bir ilişkiye girmek, aslında bir sonraki ilişkide yaşanabilecek problemlere davetiye çıkarmaktan başka bir işe yaramaz. Aşkı yitirdikten sonra bunun yasını tutabilmek, hatta doya doya ağlayabilmek gerekiyor. Çünkü ayrılığın hakkıyla yaşanması, kişinin daha sonra yaşayacağı ilişkilerin de daha sağlıklı olmasına neden oluyor. Ayrılıktan gerekli ders ve olgunluğu çıkarmayan kişi, geride kalan ilişkisinin tüm zaaflarını yeni ilişkisinde de taşıyor.