Balyoz ile korkuyu egemen kılmak istiyorlar

Salı, 26 Ocak 2010 - 05:00

“Siz de o listede varsınız değil mi?” diye sorunca şaşırdım orta yaşı geçmiş bir kadın.

“Yok, ne tutuklanacaklar, ne de yararlanılacaklar arasında ismim yok” diye cevap verdim.

Kısa sohbet bu cevap üzerine bitmiş olsa endişelenmeyecektim.

Ama “Ne diyorsunuz darbe olacak mı?” diye sorunca ne karşılık vereceğimi şaşırdım.

“İstenen olmuş, korku kalpleri kaplamış” diye düşünüp, tedirgin tedirgin bakan kadına, “Son ortaya çıkan planı kastediyorsanız, 2003 yılına ilişkin bir plan, bugün ile ilgisi yok” dedim.

Ne derseniz deyin, toplum, ‘korkunun esiri edilmiş’, hükümet kanadının ve hükümete yakın gazetecilerin ağzından düşürmediği ‘darbe iddialarını’ tartışır hale getirilmiş. Yalnız toplum değil, hükümetin hoşlanmadığı gazeteciler de bu darbe planı ile korkutulmaya çalışılıyor. Hem de diğer meslektaşları aracılığıyla.

Liste hasaplaşmaya döndü

Düşünsenize 2003 yılında hükümete yakın diye eleştirilen Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, aynı dönemde planlanan Balyoz’un Başbakanı olarak listeye girmiş.

Hisarcıklıoğlu, bembeyaz bir yüzle basın toplantısı yapıp, “Benim darbeyle, darbecilerle işim yok” demek zorunda kalıyor.

Plana göre kurulmasını öngörülen hükümet üyeleri tek tek çıkıp, benim ilgim yok diyor.

Hele yararlanılacak gazeteciler, tutuklanacak gazeteciler listesi tam hesaplaşmaya döndü. Kimi korkuyor, “Beni o listeden çıkarın” diyor, kimi tutuklanacaklar listesinde olmadığı için dert yanıyor. Ama plan öyle bir yapılmış ki, tam balyoz.

Ülkeyi tam ikiye böldü.

O kadar ciddi isimler ortada ki, herkes darbe olacak sanıyor.

Ama Taraf gazetesi haberi hazırlarken listeleri yayınlarken hiçbir akıl süzgecinden geçirmemiş anlaşılan. Vatan gazetesi yazarı Ruşen Çakır, Hürriyet yazarı Mehmet Yakup Yılmaz, Milliyet Yazarı Kadri Gürsel, listenin yapıldığı dönemde, planı hazırlayanların kendilerinden yararlanma imkanlarının olmadığını yazdılar.

Benim ismim yok ama...

2003 yılında Milliyet Dış Haberler Servisi Müdürü olan ve o dönem yazarlık yapmayan Gürsel, pazar günkü yazısında, “AKP ve onun fiili koalisyon ortağı cemaatin güncel politik amaçlarını gözetenler tarafından tahrif edilmiş bir listeyle karşı karşıya olduğumuzu düşünmek için güçlü karineler mevcut…” derken de önemli bir noktaya işaret ediyor. Gürsel’in sözünü ettiği cemaat hangisi? Türkiye bunu tartışmaya başladığında her şeyi görecektir.

Neyse biz tekrar başa dönelim.

Evet bu planda benim adım yok ama gazetecilik mesleğinin ‘onuru’ olan meslek büyüklerimiz var aralarında. Listenin yarısı öyle.

Ama ben yazıyı Uğur Dündar ismiyle bitireyim. 2003 ve sonrası Başbakan Erdoğan’la yaptığı röportajlar nedeniyle, bazı çevreler tarafından hükümete yakın olmakla suçlanan Uğur Dündar da o listede.

Her darbe ya da muhtırada kendisi ya da arkadaşları mağdur olan Dündar’ın yanlış bir şeyin içinde olmayacağını ve kendisini kullandırtmayacağını herkes bilir. Bu uğurda milyonlarca doları elinin tersi ile ittiği gibi onu kullanmak isteyenlere geri verdiğini Türkiye biliyor. O yüzden, onun adının olduğu listeye ben de rahatlıkla girerim.

Orduya güven neden dip yaptı

Bugüne kadar yüzde 80’lerin altına inmeyen ‘Türk Silahlı Kuvvetleri’ne duyulan güven’in yüzde 63.4 ile en düşük seviyede olduğunu (Taraf 25 Ocak 2010) okuyunca şaşırdım.

Bundan yedi yıl önce 2003- 2004 yıllarında hazırlandığı iddia edilen, Yakamoz, Eldiven, Ayışığı ve son olarak Balyoz darbe planları neden 2010 yılı Ocak ayında TSK’ya olan güveni dip yaptırdı?

Bugün tartışılıyor olmasından mı acaba?

Oysa bugün, Devlet Bakanı Bülent Arınç’a yönelik suikast iddiaları üzerine ‘kozmik oda’ adı verilen Seferberlik Tetkik Kurulu’ndaki devlet sırlarının mahkeme kararıyla incelemeye açıldığı bir dönem yaşıyoruz.

TSK şeffaf davranıyor

TSK siyasi konularda hiçbir açıklama yapmıyor.

Ayrıca Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, TSK içinde darbe planlayanların barınamayacağını ilan etti. Yani bugünkü TSK yönetimi, her iddiaya açıklık getiriyor ve hatta olabildiğince şeffaf davranıyor. Ancak hedef olmaktan kurtulamıyor.

İşte o yüzden, altı yedi yıl önce hazırlanmış olan ve hazırlayanların emekli olduğu veya yargılandığı bir dönemde güvensizliğin tavan yapmasını anlamak zor.

Elbette bunda TSK’nın hataları yanında, maruz kaldıkları asimetrik psikolojik harekat bunda rol oynamıştır.

TSK’ya güvenin azılmasında ‘kürt açılımı’ rol oynadı mı? diye düşünüyorum.

A ve G Araştırma Şirketi’nin yaptığı araştırmaya göre yalnız TSK değil, Adalet ve Kalkınma Partisi de güven kaybı içinde.

2002 milletvekili genel seçimlerinde yüzde 34.4 ile iktidara gelen, 2007 genel seçilerinde yüzde 46.7 ile oy patlaması yapan AKP, 2009 yerel seçimlerinde 38.4’e geriledi.

Son araştırma AKP’nin oy oranının beş altı puan kayıpla yüzde 32-33’e gerilediğini gösteriyor.

Hükümetin oy kaybında, halkın yüzde 58’inin iktidarı sorumlu tuttuğu ekonomik krizin etkisi yanında “Kürt açılımı” rol oynadı. Hatta en büyük pay açılımda diyebiliriz.

Hangi muhalefet?

İktidar yanında muhalefet de güven kaybında. Ama yalnızca ‘ana muhalefet’ CHP’nin oy oranı Mayıs 2009’da yüzde 26-27 iken Ocak 2010’da yüzde 21-22 arasında. Sonuç olarak TSK, AKP ve CHP’nin güven veya oy kaybında olduğu bir süreçte, MHP oy oranını dört puan artırarak yüzde 20’ye çıkardı. MHP’nin, oy ya da güven kaybında olanlardan tek farkı Kürt açılımı konusundaki çok net ve taviz vermez duruşu. Zaten, CHP’den MHP’ye oy gidişini başka türlü yorumlamak oldukça zor.

Yandex.Metrica