Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Baykal'a hiç yakıştıramadım!

Perşembe, 11 Şubat 2010 - 05:00

Salı şovlarının ana konusu yine birbirlerine saldırıydı! Malum, Salı günleri partiler TBMM’de grup toplantısı yapıyor. Bu toplantıların amacı aslında liderin memleket meselelerini değerlendirmesi ve parti üyeleriyle sorulu yanıtlı iletişim kurması. Ama kameraları gören lider grup toplantısını haftalık basın toplantısına çeviriyor. Başbakan Erdoğan ne kadar esip yağıyorsa, CHP Genel Başkanı Baykal’ın ve hatta MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin de ondan aşağı kalır yanı yok. Ve atıp tuttukları konuların çok azı gerçek memleket meselesi. Şimdi Baykal’a yakışıyor mu Emine Erdoğan’ın Fransa’ya istenmediği üzerinden siyaset yapmak? Çok önemli bir sırrı ifşa ediyormuş gibi kameralara “bırakın GATA’yı, Emine Hanımı Fransa da istememişti” demek. Böyle bir şey olmuş olsa bile Baykal’ın Fransa’ya, “sana mı kaldı benim başbakanımın karısının başınının örtülü olup olmamasına tavır koymak?” demesi gerekirken ve üstelik aradan 6 yıl geçmişken, üstelik de doğru bile olmayan bilgilerle ortaya çıkıp da bunu politika konusu yapmak. Nitekim olayı bilenler konuştu. Baykal’ın verdiği isimler bile yanlış. Olayın biçimi yanlış. Benim gibi kadınların örtünmesine karşı birini bile isyan ettirecek bir tavır. Gerçi karısının GATA’ya alınmaması meselesini ortaya ilk atıp kullanmak isteyen Başbakan Erdoğan’ın kendisiydi. Ama biz ona karşı çıkarken Baykal’ın yaptığı ondan iyi değil ki. Kadınlar ve örtünme üzerinden siyaset yapmaktan vazgeçin. Örtü meselesinden siyaseti çekin, bakın o da nasıl hallolacak, yumuşayacak. Ama birbirlerine geçirecek laf lazım herhalde!

Komutanın acısı!

Canı ne kadar yanıyor ki bir komutan cenazede konuştu! İntihar eden subaylara eklenen sonuncusunun cenaze töreninde. Deniz Kuvvetleri Komutanı Yiğit daha önce de kendisine suikast düzenlediği iddia edilen yarbayının cenazesine katılmıştı. “Bırakın bana suikast düzenlemeyi, biri bana silah çekse onlar göğüslerini siper eder” dedi, süren davalar için! Ve toprağa verdiği albay için ise mesajı açıktı, ordudan elinizi çekin, ordu mensuplarının onuruyla, kişiliğiyle oynamayın! Ne yazık ki sürecek, çünkü yapmak istedikleri bu: kurum olarak Orduyu yıpratmak, bunun için de tek tek kişilerle uğraşmak!

Cem Yılmaz orkestra şefi olursa!

Filmlerine bayılmıyorum ama şovmen olarak bayılıyorum; Cem Yılmaz’ın Borusan’ın İstanbul Flarmoni Orkestrasını konuk şef olarak yöneteceğini duyunca da bundan büyük şov olmaz demiştim, gerçekten öyle oldu! Gerçi o gece klasik müziğin ruhuna Fatiha okundu ama bir seferlik de oluversin! Borusan, 4 yıldır ilgi çekecek bir konuk şefle birlikte verdiği bir konserle bağış topluyor ve bu bağışlarla klasik müzik eğitimi yapan gençlere burs veriyor. Rahmi Koç ve Nejat Eczacıbaşı’ndan sonra Cem Yılmaz da BİFO’nun şefi Gürer Aykal’la çalışıp, provalar yapıp orkestra yönetmeyi öğrenmiş, ama orkestra yönetmenin kolay olmadığını sahneye çağırdığı seyircilere deneterek gösterdi ve orkestrayı yönetmekten çok, en iyi bildiği şeyi yaptı, esprileriyle hepimizi gülmekten kırdı geçirdi. Hele son esprisi koparttı: “Bundan sonra klasik müzikten nasıl kopacağım, bilemiyorum!” Bilet satışları ve bağışlarla 277 bin lira gelir elde edilen gecede Cem Yılmaz gibi klasik müziğe hayli yabancı olan ve dekolte elbiseleriyle müzik dinlemekten çok görünmeye gelmiş izlenimi veren ünlü magazin isimleri de yok değildi. Olsun, bu bir sosyal projeydi ve toplanan bağışlarla o maksat da hasıl olmuştu! Bu arada en komik görüntülerin de tamamen spontane olarak, Cem’in terden ıslanarak gürültü yapan telsiz mikrofonunun sahnede değiştirilmesi sırasında yaşandığını belirtmeliyim! Bir yandan Cem konuşuyor, bir yandan birisi tişörtünün içinden orasını burasını kurcalayarak kordon geçiriyor. Bir dahaki şovuna eklemesi gereken bir sahneydi!