Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Böbürlenme padişahım senden büyük Allah var...

Çarşamba, 15 Haziran 2011 - 05:00

Kimsenin bu seçimlerden şikayet etmeye hakkı yok. Olaysız, şüphe uyandıracak yolsuzlukların yaşanmadığı bir seçim geçirdik. Daha da önemlisi uzun süredir ilk defa Türk toplumunun en geniş şekilde TBMM’de temsil ediliyor olması. Bütün bu açılardan bakarsak Türk demokrasisi büyük bir kazançla çıktı. Mazoşistliği bir yana bırakalım ve bir defalığına bu yeni sürece ümitle bakalım. Tabii bizlerin de, Başbakan Erdoğan’dan başlamak üzere, en alt düzeydeki yetkilisine kadar tüm AK Parti kadrolarından beklediğimiz önemli bir tutum var.

[[HAFTAYA]]

Başbakan’ın balkondan söylediği gibi, gururlu ve ezici davranmamaları, bu zaferi tevazu ile benimsemeleri ve “Ben ne oldum” dememeleri. AK Parti’nin asıl sınavı şimdi başlıyor. Bu kadar yüksek bir oy kazanmak, aynı oranda da sorumluluk getiriyor. Attıkları her adıma çok daha fazla dikkat etmeleri, karşı tarafa çok daha itina göstermeleri gerekiyor. Hoyratlık kolaydır. Sevecenlik, tevazu ve uzlaşı zordur.

Unutmayalım, zafer kazananlar daha geniş gönüllü ve mütevazı olmalıdır. Bu yaklaşım kaybettirmez, tam aksine kazandırır. Hem Başbakan, hem de partinin üst düzeyi bu kurallara uyacaklardır, asıl önemlisi alt kadrolardır. AK Parti belediye başkanlarının, belediye üyelerinin, ilçe başkanlarının dahi bu yaklaşıma uymaları çok daha önemlidir. Eğer alt kadrolar bu yaklaşımı benimsemez ve hoyratlık ederlerse, dört yıl sonunda öyle bir rüzgar eser ki, bugün ektiklerini o gün bulamazlar. Gelmiş oyların hepsi uçar ve gider... İşte bu açıdan AK Parti’nin sınavı şimdi başlıyor.

CHP’nin kurultay merakı bıktırdı...

Her seçimden sonra aynı senaryolar yaşanırdı. CHP, ya oy kaybeder veya beklentilerini yakalayamaz ve hemen ardından kıyametler kopar, lideri indirmek için kazan kaynatılmaya başlanırdı. Parti yönetimindekiler bunu adeta bir spor gibi yaparlardı. Her seçim sonrası sonuç ne olursa olsun CHP’nin bir kanadı hemen kampanyayı başlatırdı. Deniz Baykal bu filmi defalarca gördü de, sonunda iç tüzüğü değiştirip, partiyi bu hastalıktan kurtarmaya çalıştı. Ancak aynı hastalık belli ki ona da bulaşmış. Baksanıza şimdi de Kemal Kılıçdaroğlu için kazan kaynatmaya başladı. Kemal Kılıçdaroğlu muhaliflerinin gerekçeleri de anlaşılır gibi değil. 

* Seçim yarışına ortadan girmiş olmasına rağmen, en fazla miting yapmış, çırpınmış, çalışmış ve partinin oyunu 2007’ye oranla 3,5 milyon arttırarak yüzde 26 oranına getirmiş, hem de milletvekili sayısını 23 arttırmış... 

* Bütün bunları yaparken bir de parti içi kliklerle mücadele etmiş, bir kurultaydan geçmiş ve hepsinin üstesinden gelmiş... 

* Partinin temel politikalarında ince ayar yapmış, sosyal demokrat rayına oturtmaya başlamış, projeler üretmiş ve taraftarlarına heyecan vermiş... Ancak yetmezmiş... Meğer, kim oldukları bilinmeyen bazı kişiler partinin yüzde 30’un üstüne çıkacağını söylemişler.

Yani seçim çıtası Kılıçdaroğlu’nun haberi olmadan yükseğe konmuş. Kimi CHP’li yazarlar da gaz vermişler ve yüzde 30 oranı hedef sayılmış. İşte şimdi Kılıçdaroğlu’ndan bunun hesabı soruluyor: “...Sen nasıl olur da yüzde 30’un altında kalırsın?” deniyor. CHP’nin hastalığı yine depreşmiş durumda. Birilerinin çıkıp, “Bu sonuçtan dolayı lidere teşekkür edelim ve gelecek seçime hazırlanalım. Bırakın rahat bir nefes aldıralım” demesi bekleniyor ancak kimseler kıpırdamıyor.

CHP’nin geleneksel “egosu yüksek abileri” çarkları harekete geçiriyor. Getirdikleri eleştirilerin temeline indiğinizde “Bize hiç danışmadılar” cümlesini buluyorsunuz. Ergenekoncuları listeye aldığı için eleştirdiler, oysa o küçümsedikleri isimler partiye oy da getirdi. Sonuçta Kılıçdaroğlu’na hiçbir şey yapamayacaklar ancak boş yere zaman harcanacak ve tatsızlık yaratılacak. Sosyal demokratların bu hastalıklarının tedavisi olamayacağına göre, görev Kılıçdaroğlu’na düşüyor. Yine eline kazmayı alıp, bazı mezarları kazması, gerektiğinde de sopayla disiplini yerleştirmesi gerekiyor.

Bu konuda Tayyip Erdoğan gibi hareket etmekten başka çaresi yok. CHP 2015 seçimlerine gerçekten iddialı girmek istiyorsa, Kılıçdaroğlu’nun partinin patronunun kim olduğunu göstermesi gerekiyor.