Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Böylesi de varmış dedirttiler

Pazar, 18 Ekim 2009 - 05:00

Avrupa Birliği’nin iki başkentinden biri olan Strasbourg’dan dönüp kendi iç politikamızın girdaplarında dolaşınca boşa mı kürek çekiyoruz diye düşünmeden edemedim. Ya da hani o malum hikaye: Doğuya doğru giden bir gemide bütün çabamızla Batıya doğru koşmamız örneği. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun hiç uyumadan yürüttüğü diplomasi trafiğini ve sonuçlarını büyük bir başarı olarak yorumlayanlar, ayarı değiştirilen rotayı da fazla önemsemiyor.
Suriye ile kucaklaşırken İsrail’le köprülerin atılması, Ermenistan’la ilişkileri düzeltirken Azerilerle soğuyan geleneksel dostluk, komşu ülkelerle sıfır sorun yaratmanın zorluklarını koyuyor ortaya.
Ya Avrupa? Strasbourg’da yaptığımız iki buçuk günlük çalışma ziyaretinin hayli verimli olduğunu söylemeliyim. Burada sivil toplum örgütlerinin resmi heyetler kadar önemi var. Hele TİKAD gibi alışık olmadıkları tarzda örneklerinin. TİKAD, iş kadınları örgütü ama bu iş kadınlarının işleri de büyük. İkinci, üçüncü kuşak olarak aileden kalan işlerin başına geçip, onlara yenilerini ekleyip servet ve güç sahibi olan kadınlar. Şimdiye kadar yürüttükleri uluslararası projeleri de daha çok iş dünyasındaki varlıklarını görünür kılmak için.
Avrupa Konseyi
ya da Parlamentosu’nda Kadına Karşı Şiddet ya da Kadın Erkek Eşitliği komisyonları sorumlularıyla görüşürken biraz rahatsız ve deneyimsiz gibiler. Karşı taraf için ise ilginç ve önemli bir partner oluyorlar, Türkiye’de böylesi de var dedirten, büyük şirketlerin, kurumların sahibi, biz eşitsizlik yaşamıyoruz diyen güçlü kadınlar!
Strasbourg’daki Daimi Temsilcimiz Büyükelçi Daryal Batıbay ve eşi Sümbal Batıbay’ın evinde grup onuruna verilen yemekte Avrupa Konseyi Genel Sekreter Yardımcısı Bn. Maud de Boer-Buquicchio ile de tanışıyoruz. Bu zor isimli diplomat, Türkiye’nin AB üyeliğine inanan ve yerinin Avrupa’da olduğunu tartışmaya bile gerek görmeyen tavrıyla hepimize çok sıcak davranıyor.
TİKAD 2. Başkanı Demet Sabancı Çetindoğan’ı ilgiyle dinliyor. Ne şikayet eden, ne talep eden tavırlarıyla TİKAD’lı kadınlar, Strasbourg’un kulislerinde çok farklı bir iz bırakıyor!

Avrupa’da ikinci kuşak yükseliyor
Strasbourg Sanayi ve Ticaret Odası’ndaki toplantıyı Fransızların yanısıra kentte yaşayan Türkler de izliyor. Konuşmaların ardından yapılan kokteylde tanıştığım bir genç kadınla ertesi gün buluşuyorum. Gülcan Doyduk tipik bir ikinci kuşak başarı öyküsü! Öğretmen olan babası 1975’de çalışmak üzere Fransa’ya geliyor. Ancak işçi olarak çalışma koşullarının zorluğunu görünce geri dönmek istiyor.
“Bir de biz gelip görelim, öyle döneriz”
diyen eşi ve çocukları yanına gelince o geri dönüş bir türlü gerçekleşmiyor. Bu göçmen ailelerden çok dinlediğim, bildik bir hikaye. Çocuklar okuyor, yeni yaşama uyum sağlıyor. Gülcan Doyduk, 8 yaşında geldiği Fransa’da hukuk fakültesini bitirip avukat oluyor. Eşi de kendisi gibi ikinci kuşak göçmen çocuğu, o da avukat olmuş. Karı-koca açtıkları yazıhanelerinde bugün bütün Türklerin avukatlığını yapıyor!
Hatta sadece Strasbourg, sadece Fransa yetmiyor onlara, Avrupa’da çalışan Türk avukatlar olarak örgütleniyor, bir dernek kurarak Türklerin her türlü hukuk işlerine bakıyorlar. Üstelik hemen yanıbaşlarındaki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin davalarıyla da çok ilgili değiller. Hukuk davalarıyla uğraşmayı tercih ediyorlar.
AİHM’nin artan iş yüküyle ağır işlemesi ve buradaki davaların bir grup Türk avukatın elinde olmasından biraz sıkılmış gibiler. İkinci kuşak gençlerin başarısı ne kadar mutluluk vericiyse de babanın sonu hüzünlü. Çalıştığı fabrikada asbest zehirlenmesi sonucu hastalanıp 58 yaşında hayatını kaybediyor. Başarı hikayelerinin altında çoğunlukla kendilerini onlar için feda etmiş başkaları oluyor.
İlişki kurmak için: [email protected]